Antifaşist bir distopya: Swastika Geceleri

“Başka bir hayata imrenerek, özlemle bakıyorsanız, kendinizi kaybetmişsiniz demektir. Çünkü her şeyden üstün olduğunu bilmeyen hiçbir şey kendi olamaz. Kadınlar kendilerini asla üstün görmediler. Sadece eşitlik istediler; makul, küçük şeyler.”

05 Mayıs 2018 Cumartesi | Kültür-Sanat

ZABEL MİRKAN


“Başka bir hayata imrenerek, özlemle bakıyorsanız, kendinizi kaybetmişsiniz demektir. Çünkü her şeyden üstün olduğunu bilmeyen hiçbir şey kendi olamaz. Kadınlar kendilerini asla üstün görmediler. Sadece eşitlik istediler; makul, küçük şeyler.”


Modern toplumlarımızın günden güne totaliter rejimlere doğru kaydığı dönemde hepimizin kafasını kurcalayan şey nasıl bir geleceğin bizi beklediği. Eğer insanlık bu gelecekten işaretleri okuyamayıp bu geleceği değiştiremediği takdirde Katharine Burdekin'in 80 yıl önce kurguladığı faşist bir dünya olabilir mi bizi bekleyen? Trump’ın seçilmesinin etkisiyle de ABD’de çok satanlar listesinden düşmeyen Damızlık Kızın Öyküsü ile benzerlik gösteren roman, hiç şüphesiz nitelikli distopik yapıtlardan biri.

Kitabın kurgusuna göre dünyada sadece iki devlet var: Almanya ve Japonya. 700 yıldır savaş yok, çünkü savaşa gerek de yok. Hitler ve Almanlar kutsal addedilen yegane iki “şey”. İnsanlar arasındaki hiyerarşi ise kan soylarına göre şekilleniyor. Kadınlar mı? Onlar tabii ki de sınıflandırmanın en aşağısında, hayvanlardan sonra geliyorlar. Kadınlar ahır gibi bir yerde yaşıyorlar ve düşünmeleri yasak. İçlerinde bir ruh oluşmasının imkânı yok. Bu yüce devlete çocuk vermekle yükümlüler. 700 yıl öncesine dair hiçbir belge yok. Gerçeklik o gün kurulan gibi. Sorgulanamaz, değiştirilemez. Tek gerçek Naziler ve Tanrı Führer. Almanya toprakları kutsal topraklar. 


Önsözünden alıntılarsak:

"Burdekin Swastika Geceleri'inde yedi yüz yıllık Nazi hegemonyasının ardından bir Avrupa hayal ederken, faşizmin tehlikeleri hakkında uyarıda bulunmaktan daha fazlasını yapıyordu. Burdekin'in kitabı, faşizm analizlerini, Hitler ve onun döneminin özelliklerinin ötesine geçerek ifade etmesi açısından önem taşımaktadır. Faşizmin erkek hegemonyasının olağan gerçekliğinden, cinsiyet rolleri açısından erkek ve kadınları kutuplaştıran bir gerçeklikten nitelik olarak değil, nicelik olarak farklı olduğunu iddia eden Burdekin, davranışın eril ve dişil şekillerini hicvetmektedir. Bu açıdan Nazi ideolojisi, erkeklik kültünün en uç noktaya ulaşmış halidir. Erkeklik kültüne karşı öne sürülen güçlü argümanların yanı sıra bu bağlantı, Burdekin'in kitabını 1930 ve 1940'larda yazılmış diğer pek çok antifaşist karşı-ütopya kitabından ayırır."



73

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA