Seçimleri HDP kazanacaktır

Aziz TUNÇ

03 Mayıs 2018 Perşembe | Forum

Erken seçimlerin yapılacağı bu süreç, sanılanın aksine önemli avantajlar barındıran bir süreçtir. Anlaşılan o ki Erdoğan, özellikle demokrasi güçlerini hazırlıksız yakalayarak, baskın bir seçimle istediği sonucu elde edebilmeyi hesaplamıştır. Ancak görünen o ki evdeki hesap çarşıya uymamaktadır.

Elbette Erdoğan diktatörlüğünün ana hedefi durumunda olan Kürtlerin, Alevilerin ve tüm demokrasi güçlerinin de bu seçimde beklentileri ve elde etmeyi hesapladıkları kazanımları da olacaktır. Demokrasi ve özgürlük güçlerinin partisi olan HDP, doğal olarak Erdoğan diktatörlüğünün son bulması için siyasal faaliyet yürümektedir. O nedenle HDP, bu seçimlere diğer partilerden çok daha fazla hazırlıklı olmuştur.

Hem bu hazırlıklı olma durumu, hem de genel olarak HDP’nin sahip olduğu sosyal ve siyasal avantaj ve sorumluluklar, ayrıca sistemin ve Erdoğan’ın zayıflıkları, bu seçimde HDP’nin kazanmasını mümkün kılmaktadır. Zaten daha birçok nedenden dolayı HDP’nin bu seçimleri kazanması, gerekli ve zorunludur. Ancak kazanmak denince neden söz edildiğinin çok net ortaya konması gerekir. Kazanmaktan kastedilen, bazen, parlamentoda kaç milletvekilinin veya başkanlığın kazanılması olmayabilmektedir.

Eğer öyle olsaydı, yani parlamentoda sayısal çoğunluk, hatta cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, iktidar olmaya yeterli olsaydı, Erdoğan’ın bugün bu seçimi yapmasına hiç gerek olmazdı. Tersinden de bu gerçeğin “sağlaması” yapılabilir. Eğer parlamentoya seçilmek tek başına sorunu çözseydi HDP seçilmişlerinin hakları gasp edilemezdi. Yani seçilmek önemlidir ama her şey değildir. Seçildiği halde yönetememek mümkün olduğu gibi seçilmişliğin gasp edilebilmesi de söz konusu olabilmektedir. Demek ki muktedirin, mutlak ve her zaman muktedir olamadığı bir an’dayız.

Bu durumda kazanmak demek, demokratik toplumsal muhalefetin örgütlü, hak alma karalılığında, canlı ve aktif bir güç olarak açığa çıkmasını sağlamak olarak belirlenmelidir. Yoksa tek başına bazı mevzilerin kazanılması her zaman kazanmak olmayabiliyor.

Böyle bir perspektifle bakıldığında HDP’nin sanılandan çok daha fazla güçlü ve avantajlı olduğu görülebilmektedir. Egemenlerin cephesi, karmaşık ve darmadağınık. Erdoğan, bütün çabalarına ve hilelerine, Bahçeli, sayısız hezeyanlarına rağmen, istedikleri ittifakları ve cepheyi kuramadılar. En küçük imkana bile muhtaç durumdalar ve bunları bir araya getiremiyorlar.

İyi Parti veya CHP, Türk devletinin mevcut yapısını korumak için, ırkçılık ve gericilik üzerinde AKP ve Erdoğan’la yarışmaktadırlar. Ayrıca her iki partide son tahlilde Erdoğan’la uzlaşmaya, onunla aynı yolda yürümeye fazlasıyla açıktırlar. Bu nedenle HDP’nin temsil ettiği demokratik toplumsal muhalefeti, K. Kılıçdaroğlu ile M. Akşener’in tutarsız ve ikircikli Erdoğan karşıtlığına feda etmek büyük yanılgı olacaktır.

Zaten bu iki klik arasındaki fark daha çok devletin ve egemenliğin biçimine ilişkindir. K. Kılıçdaroğlu ve M. Akşener klasik/Kemalist devleti korumayı esas alırken, Erdoğan yayılmacı/dinci Osmanlı devletini tesis etmeye çalışmaktadır.  Bu iki kliğin herhangi birisinin proğramında demokrasi ve özgürlük söz konusu olmadığı gibi, bu kliklerin herhangi birisinin heybesinde Kürtlere, Alevilere ve demokrasi güçlerine verebilecekleri bir şey bulunmamaktadır.

Bu nedenle Kürtler, Aleviler ve demokrasi güçleri “kırk katır mı kırk satır mı” gibi bir seçeneksizliğe mahkûm değildirler ve bu gerçek her siyasal/toplumsal güç tarafında bilinmelidir.

Bu açıklamalardan sonra, HDP’nin kazanmasının somut olarak neyi ifade ettiğine ve nasıl şekilleneceğine bakmak gerekir. HDP, 24 Haziran seçimlerinden de 7 Haziran ve 16 Nisan referandumunda ortaya koyduğu performansı, kazandığı sempatiyi ve yarattığı güveni geliştirdiğini ortaya koyabildiğinden bu seçimlerin galibi olacaktır.

Bu durumda sadece HDP ve bileşenlerinden oluşan muhalefetin ne kadar cazibe yaratacağı ve ne kadar etkili olacağı tartışmalı bir sorun olarak görülebilir. Ancak öyle değildir. Toplumsal muhalefet odaklarının gücü ve etkisi, sadece sayısal güçten değil, haklı ve örgütlü olmasındandır.

Gerçeğin böyle olduğu 7 Haziran’dan beri, Erdoğan’ın sürdürdüğü kuralsız baskılara ve bütün yalanlara rağmen örgütlü Kürt halkının ortaya koyduğu direnişte görülebilmektedir. Hiçbir sayıda insanın dayanamayacağı bu baskılar, Kürt halkının direnişiyle aşılabilmiştir.

Kimin kaç vekillik aldığının, kimin başkan olduğunun ötesinde asıl olan kimin yönetebilme iradesine, meşruiyetine ve gücüne sahip olduğudur. Bu anlamda Kürt halkı ve HDP, her durumda kazanmaya en yakın siyasal/toplumsal güç olarak ortaya çıkmaktadır. Özellikle HDP seçmeninin konumu, belirleyici olmaktadır.

Kim bu gerçeği ne kadar hesaba katar, kim bu gerçeğe ne kadar doğru yaklaşır, onu bilmek kolay değil. Ancak örgütlü Kürt halkının bu hesabı çok isabetli yapacağından kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Kürtler, bunca tecrübeden sonra, uğruna mücadele ettikleri özgürlük, eşitlik, demokrasi ve adalet gibi yaşamsal taleplerini dikkate almayan hiçbir ilişkiye sıcak bakmayacak, bu anlamda hiçbir ilişkiye açık kapı bırakmayacaklardır. Bütün baskılara rağmen kırılamayan Kürtlerin iradesi, masa başı hilelere, Osmanlı oyunlarına karşı da hazırlıklı ve dikkatli olacak kadar tecrübeli, basiretli ve özgüvenlidir.

Bu çerçevede bakıldığında, Selahattin başkanın cumhurbaşkanlığı adayı olmasının avantajıyla HDP’nin kazanması hiç zor olmayacaktır. HDP, belki Türk devletinin cumhurbaşkanlığını kazanmayacak, ancak özgürlüğü ve demokrasiyi mutlaka kazanacaktır.


580

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA