Güney Amerika’da yeniden paylaşım savaşı

Güney Amerika’da Çin ile ABD arasında yeniden bir paylaşım savaşının yaşandığını görüyoruz. Solumsu iktidarlara dayanan Çin ekonomik işgalinin yanısıra kıtaya yaptığı “nüfus ihracı”, bölgede siyasi ve ekonomik elitlerle kurduğu yakın ilişkiler ABD’yi tehdit ediyor.

02 Mayıs 2018 Çarşamba | Dizi

AYKAN SEVER


ABD yönetimi iki hafta önce Peru’nun Başkenti Lima’da protestolar eşliğinde gerçekleşen Amerikalar Zirvesi’yle (La Cumbrede las Américas) birlikte Trump sonrası artarak hız kazanan Güney Amerika üzerinde yeniden hegemonya kurma uğraşına hız verdi. Bu saldırının bir ayağını solumsu iktidarların al aşağı edilmesi oluştururken aynı zamanda ve asıl olarak Çin ve bağlaşığı Rusya’nın bölgedeki etkisi kırılmaya çalışılmakta.

Bu ataklar elbette yeni değil. Bir milat olarak Honduras darbesine (28 Haziran 2009) ve daha sonraları Chavez’in ölümüyle (5 Mart 2013) ivmelendiğine işaret edilebilir. 

Amerikalar Zirvesi öncesi Brezilya’da eski Devlet Başkanı Lula’nın 12 yıl hapse mahkum edilerek cezaevine konması (Şimdi ise görüşme yasağı getirilerek iyice etkisizleştirmek hedefleniyor.), yine aynı günlerde Kolombiya’da FARC yöneticisi Jesús Santrich ABD’nin talebi üzerine uyuşturucu kaçakçılığından tutuklanması bu tür atakların hızlanabileceğinin göstergesiydi. Gerek Lulagerekse Santrich vakalarında ABD parmağı ve adaletin bükülme halleriyle karşı karşıyaydık. Santrich’le ilgili süreci değerlenmeyi sonraya bırakarak Lula ile ilgili kısaca şu söylenebilir: 

Brezilya merkezli Odebrecht şirketinin 12 ülkede gerçekleştirdiği yolsuzluklar ABD mahkemeleriyle iş birliği sayesinde Güney Amerika’da bir silah olarak kullanılıyor. Arada Peru’daki sabık Devlet Başkanı Pedro PabloKuczynski vakasında olduğu gibi kendi ellerinde patladığı da oluyor. Lula iyidir kötüdür ayrı mesele fakat bu vakada Lula’ya rüşvet verme belgeleri sahte çıkmasına rağmen adaletin İşçi Partisi’nin (PT) ülkedeki geleceğini sınırlamaya dönük işlediği açık. 

Ayrıca Brezilya sürecinin bütününün Dilma Rousseff’in azledilmesi (31 Ağustos 2016) açıktan yolsuzluk yaptığı kanıtlanmış Temer’in devlet başkanlığı koltuğunda hala oturuyor olması bile ABD’nin solun etkisini kırmaktan öte bir hedefinin olmadığının göstergeleri. Bu süreci besleyen diğer öğelerse Arjantin, Şili gibi yerlerde neoliberal sağın yeniden iktidar koltuğuna oturması oldu.



Latin Amerika’da ABD’nin yeni girişimleri

Amerikalar Zirvesinde ise bu iş hızlandı. Venezuela lideri Maduro davet edilmemişti. Uzun zamandır Venezuela’ya karşı savaş çıkarması için ABD tarafından teşvik edilen Kolombiya Devlet Başkanı Santos, Venezuela’ya dönük tehditler savurdu: “Sadece Kolombiya’ya değil tüm bölgeye zarar veren bu ülkenin zalim rejimine karşı acımasız olacağız” derken Venezuela’da yapılacak seçimleri tanımayacaklarını da açıkladı. Bu Güney Amerika’da Maduro’dan yeni bir Esad yaratma girişimi olarak pekala yorumlanabilir.

Arkasından 2007 yılında ilk adımları Chavez’in öncülüğünde  atılan UNASUR’dan 6 ülke ayrıldı. Bunlar: Arjantin, Brezilya, Şili, Kolombiya ve Paraguay. Bu saldırı Chavez’le birlikte Latin Amerika’da esen bütünleşme, sosyalizm gibi pozitif rüzgarların aksi yönde milliyetçilik, duvarlar ve neo-liberalizm lehine döndüğünü gösteriyor.

ABD ve yandaşlarının atakları bununla da kalmadı Bolivya’da 4. kez seçilmeyi planlayan Evo Morales hedefe konuldu. 4. Kez seçilme işi daha önceden referandumla reddedilmişti. Bu nedenle meşruiyet tartışmaları Morales yönetimine dönük olarak hızlanacak. Bir başka solumsu iktidarın olduğu Nikaragua’da ise emekli haklarıyla ilgili sorunun sokağa taşınması sonrası protestolar sırasında geçen hafta polis  saldırısıyla en az 26 kişi hayatını kaybetti. Bu protestolarda ABD parmağına işaret ediliyor. Fakat burada asıl problem bizim açımızdan ilk elden Ortega iktidarının yönetme biçimi olmalı.



Çin’in ekonomik işgali

ABD elbette işini yani kanlı emperyal egemenliğini dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da yeniden kurmaya çalışıyor. Solumsu iktidarlarsa özellikle Chavez’in ölümü sonrası sadece anti-emperyalist bir retoriğe sarılıp kapitalizm karşıtı köklü politikalar geliştiremeyip neo-liberalizmin seline kapıldılar. Bu bir yandan yolsuzlukları beslerken bir yandan da kendi sosyal tabanlarıyla ilişkilerini zayıflattı. Aynı zamanda halkın yönetime katılımıyla ilgili yeni örgütlenmeler geliştirmekte de zayıf kaldılar.

Bütün bu süreçlerin paralelinde dünya çapında seyretmekte olan postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşının seliyle Çin (daha çok Çin’e) ve Rusya’ya yaslandılar. Solumsu iktidarlar dönemi kıtada Çin’in ekonomik işgal hızını artırdı.

Bugün gelinen noktada ise ABD’nin ataklarıyla Çin’in hızının kesildiği söylenemez. Bunun bir nedeni ABD’nin Obama dönemindeki gibi Trans Pasifik Anlaşması (TPP) tarzı bir hegemonya stratejisinin olmaması. Trump bu anlaşmadan çıkmıştı. Şimdi ise bu zaafı fark eden ABD elitleri anlaşmaya geri dönülmesi için Trump yönetimini zorluyorlar. Yakın zamanda bu yönde gelişmeler gündeme gelebilir. ABD bu konudaki bir diğer sorunu ise Çin’in bölgedeki etkinliğinin ana motoru olan ekonomik gücüyle rekabet edemezliği. Tabii bir de buna Çin’in kıtaya yaptığı “nüfus ihracı”nı ve bölgede siyasal ve ekonomik elitlerle kurduğu yakın ilişkileri de eklemek gerekir.



Kolombiya’nın ‘eksik barış’ı yürümüyor

Kolombiya ve Kolombiya’nın “eksik barış”ı bu tablonun neresinde ve neden eksik kalmayı sürdürüyor  sorularına çeşitli başlıklar etrafında bakalım.

Yaygın toplumsal ve politik şiddet bunların başında geliyor. FARC-EP ile imzalanan barış anlaşması sonrası yaygın toplumsal şiddette bir düşüş olmadı aksine FARC-EP’nin hakim olduğu ve boşalttığı alanlarda saldırılar, ölüm olaylarında artış yaşandı. Son istatistiklere göre FARC-EP sonrası bu bölgelerde %7 oranında daha fazla cinayet işlendi. Bunun ana nedeni mafya vb. organizasyonların bu alanları paylaşma kavgası. Sıradan insanların gerillaların yokluğunda korumasız kalması. Aynı sorun sosyal liderler (çiftçi, işçi sendikası, yerli toplulukları liderleri, kadın ve insan hakları savunucuları kastedilmekte) için de geçerli. Geçen yıl 170 kişi katledilirken, bu yıl başından bu yana öldürülen sosyal lider sayısı geçen hafta insan hakları savunucusu ve yerli lider Efrén Zúñiga’nın işkence yapılarak katledilmesi sonrası 43’e çıktı.

Ayrıca aftan yararlanıp silah bırakan gerillalara dönük katliamlar da devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda Cauca eyaletinde  eski gerilla ve yasal FARC üyesi Mario Vitery kaçırıldı ve daha sonra işkence yapılmış cesedi bulundu. Vitery’in ölümüyle birlikte barıştan bu yana  öldürülen eski gerilla sayısı 40’a çıktı. Ayrıca silah bırakmış bu gerillaların yakını 13 kişi de saldırılarda hayatını kaybetti.



Devlet destekli katliamlar

Bu katliamlarda ağırlıkla devlet destekli paramiliter güçler yer alıyor. Devletin kendisi de zaman zaman doğrudan rol aldığı görülüyor. Bu çerçevede adalet mekanizması denilen şeyin işlemediğini belirtmeye bile gerek yok. Aksine örneğin bu hafta içinde “30 sosyal liderin ELN ile bağlantısı var” denilerek tutuklanması olayında olduğu gibi “adalet” kurbanlara karşı işletiliyor.

“...İstatistiklere pek alınmasa da en az 30 civarında silah bırakmayan FARC gerillası bu süreçte ordu tarafından öldürüldü. Silah bırakan bazı eski militanların da “sol içi şiddet” kapsamında katledildiği iddia ediliyor.

“Ayrıca barışa rağmen gelişen şiddet nedeniyle geçen geçen yıl 50 binin üzerinde insan yaşadıkları yerleri terk ederek şehirlere göç etmek zorunda kaldı.

Yukarıdaki rakamlara dahil olmayan hatta çoğu zaman sayılmayan köylü katliamları, bu sene de sık sık yaşanmaya devam ediyor. Örneğin Tumaco bölgesinde bu yıl en az 17 yerli ve köylü hayatını kaybetti onlarcası ise yaralandı. Yine paramiliterler, Antioquia eyaletinde bir barı bombalayarak 7 kişinin ölümüne neden oldu.

Kadınlara, eşcinsellere, yerlilere, siyahlara dönük şiddet ve ayrımcılık uygulamalarında da maalesef ciddi bir azalmadan söz etmek mümkün değil. Zaman zaman egemen medya, savaşın çok yoğun olduğu 2012 öncesiyle karşılaştırarak yanıltıcı yayınlarla bu konuda çarpıtılmış bir algı yaratmaya çalışsa da şiddetin bu alanlarda azaldığı gerçek dışı bir bilgi. Örneğin geçen yıl Wayuu yerli topluluğundan en az 24 çocuk La Guajira eyaletinde yetersiz beslenme ve temiz suya erişememeleri nedeniyle öldü. Yine de Temmuz 2015’ten bu yana kadınlara dönük şiddeti ayrı bir suç kategorisinde ele alan, cinsiyet temelli şiddetin önlenmesi, kovuşturulması, mağdurların ve yakınlarının haklarını korumak üzere kapsamlı tedbirler alan bir yasanın yürürlükte olduğunu belirtelim….

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) verilerine göre 2017’de Kolombiya ve Türkiye; Bangladeş, Mısır, Guatemala, Kazakistan, Filipinler, Katar, Güney Kore, Birleşik Arap Emirlikleri’yle birlikte işçi hakları açısından en kötü on ülke arasında yer alıyor. Çalışanların haklarının “yasal” engellemelerle karşılaşmasının yanı sıra işçiler sendikal çalışmalarda da doğrudan fiziksel şiddet tehdidi altında. Paramiliter saldırılarda hayatını kaybeden sosyal liderler arasında çiftçi sendikalarıyla uğraşan tarım işçisi liderleri yoğunlukta. İşsizlik resmi rakamlara göre yüzde 9 civarında. Yolsuzluk endeksinde ise 81. sıradaki Türkiye’den de kötü bir pozisyonda 180 ülke arasında 37 puanla 96. sırada.(1)

Gazetecilik alanında yeni açıklanan RSF indeksinde ise Kolombiya 41.03 puanla 180 ülke içinde 130. sırada. 157. Sıradaki Türkiye’ye göre nispeten iyi denilebilir.


FARC’ın başarısızlığı

Bu süreçte başarısızlık elbette öncelikle barışın referanduma sunulmasının kabul edilmesi ve sonrası yetersiz bir barış anlaşmasının imzalanmasıyla başladı. Son dönemde ise buna birçok mazeret sıralanabilir fakat girilen seçimlerdeki belirgin oy azlığını (%0.4) bunlar ortadan kaldırmıyor. Fakat barış anlaşması uyarınca oy oranına bakılmaksızın FARC’a Senato’da 5, Temsilciler Meclisi’nde 5 olmak üzere Kongre’de toplam 10 garanti sandalye verildi. 

FARC’ın ayrıca liderleri arasında yer alan Jesús Santrich ve iki FARC üyesinin tutuklanmasını engelleyememesi, benzer operasyonlarla  uzun vadede yasal alanda da FARC’ın tasfiyesinin önünü açıyor.

Ayrıca M-19 gerilla örgütü kökenli Gustavo Petro’nun Mayıs- Haziran aylarında gerçekleşecek devlet başkanlığı seçimlerini kazanamaması halinde muhtemel bir sağcı adayın barış anlaşması aleyhine hareket edip, hükümsüz hale getirme riski çok yüksek.

Bir diğer “başarısızlık” ise bir kısım gerillanın baştan itibaren barış anlaşmasını kabul etmemesiydi. Şimdi buna barışa dahil olup “uyum kampları”nda kalıp yapılan barışı samimi bulmayıp gerilla mücadelesine geri dönenler eklendi ve kendilerini FARC-EP Batı Ortak Komutanlığı olarak ifade ettiler. Eski yöneticilerini düzenden rüşvet almakla suçladılar. Bu grubun üye sayısının 1200-1500 arasında olduğu tahmin ediliyor.

FARC-EP’den kalan başka bir grupsa komşu Ekvador’da gerilla mücadelesini başlattı. Oliver Sinisterra Cephesi adındaki bu grubun saldırılarında şimdiye kadar onun üzerinde asker ölürken onlarca kişi de yaralandı. Kolombiya ve Ekvador’un ortak yürüttüğü operasyonlar sonrası 40’ın üzerinde bu gruba ilgili kişinin yakalandığı iddia edildi. Ayrıca operasyonlar sırasında bu grubun alıkoyduğu 2 gazeteci ve onların şoförü öldürüldü.

Bu durumun Kolombiya barışının gerçek anlamda sağlanamamasının olumsuz sonuçlarından biri olduğu rahatlıkla görülebilir. Sorunların çözülmemesi, bırakın şiddeti bitirmeyi alanının ve kapsamının daha genişlemiş bir biçimde geri dönmesine yol açıyor.

Burada ABD’nin özel rolüne dikkat çekmek gerekiyor. Obama döneminde Kolombiya barışına politik ve mali destek verilirken bu durum Trump’la birlikte tersine döndü. Kolombiya-Venezuela arasındaki gerilimler adeta bir savaş için teşvik ediliyor.  Ayrıca geçtiğimiz haftalarda Obama dönemi söz verilen yardımın bir kısmının ödeneceği (320 milyon dolar) açıklaması sonrası Santrich’in ABD’ye verilmek üzere tutuklanması ise ABD’nin niyetini sergilemesi anlamında önemli.


ELN ile barış müzakereleri

ELN ile Santos hükümeti arasındaki görüşmeler, Ocak ayında ateşkesin bitmesiyle askıya alınmıştı. Çatışmalı geçen bir sürecin sonunda görüşmeler Ekvador’da yeniden başlamıştı. Fakat Ekvador’da çatışmalarda yukarıda bahsettiğimiz gazetecilerin öldürülmesi üzerine Ekvador hükümeti barış görüşmelerine ev sahipliği yapamayacaklarını açıkladı. Sonrası ise yapılan araştırmalar sonucu görüşmelerin garantör ve gözlemciler arasında yer alan Şili’ye taşınma olasılığı gündeme geldi. ELN öncelikle nihai ateşkesin sağlanması başlığında ısrarlı.

Öte yandan Catatumbo’da ELN ve Halk Kurtuluş Ordusu (EPL) yaklaşık 45 gündür devam eden çatışmalar sürüyor. Çatışmanın ana motivasyonu FARC’ın boşalttığı alana kimin hakim olacağı tartışması. Şu ana kadar karşılıklı onun üzerinde kişinin öldüğü ve esir alınanlar olduğu açıklandı. İki grup arasında zaman zaman barış görüşmeleri yapılmasına rağmen henüz bir sonuç alınmış değil. Ayrıca çatışmalar nedeniyle bölge halkının çok yönlü mağduriyetler yaşadığı basına yansıyor. Kolombiya hükümeti ise çatışmaları izlemekle yetinirken son günlerde askeri müdahale hazırlıkları içinde oldukları görülüyor.


228

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA