Doğu Akdeniz ve Efrîn

Efrîn sorunu özel olarak bir Doğu Akdeniz sorunudur. Rusya’nın Efrîn’e yerleşmesinin temel nedeni Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korumaktı, şimdi de Efrîn’i Türkiye’ye teslim etmesinin temel nedeni yine Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki çıkarlarıdır. Rusya Doğu Akdeniz’de kalıcı olmak istiyor.

27 Nisan 2018 Cuma | Dizi

Hazırlayan: Cafer TAR


1. Efrîn Bağlamında Doğu Akdeniz ve Kürtler

Son yıllarda hepimiz duygusallığı yüksek olaylar yaşıyoruz; kimi zaman uç noktada mutlu oluyor; kimi zaman ise derin hayal kırıklıkları yaşıyor, kendimizi ihanete uğramış hissediyoruz. Hayatın bu kadar “Var ile Yok” arasında gidip geldiği dönemlerde bu şiddette savrulmalar belli bir zaman aralığı için anlaşılır olabilir.

Fakat başta Kürtler olmak üzere diğer bütün mazlum bölge halkları; hem yaşadıkları dünyada neler olduğunu anlamak, hem de bundan sonra olacaklarda saha fazla söz ve eylemin sahibi olabilmek için; duygusallıklarının yanına daha fazla anlama çabasını da koymak zorundalar. Bir kez daha “Efrîn İşgali” ve sonrasında devletlerarası ilişkilerde olmadığını kerelerce tecrübe ettiğimiz; “ahlak, sözüne güvenme” gibi subjektif olgularla mesafe alamayacağımızı tecrübe ettik! Putin Rusya’sı bir kez daha bununla yüzleşmemize neden oldu.

Efrîn işgalinin ardından CNN Türk’te Hakan Çelik’in programına katılan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İlnur Çevik “Rusya hava sahasını açmasaydı bırakın El Bab’a, Afrin’e girmeyi, İnsansız Hava Aracı bile uçuramazdık!” dedi. Halbuki daha yakın zamana kadar Rusya, Efrîn’e şehri Türkiye destekli olduğunu kendisinin kanıtladığı DAİŞ benzeri yapılara karşı korumak için girdiğini iddia ediyordu. Ama işler çok kısa bir süre sonra tersine döndü. Türk ordusu, yanına DAİŞ artığı cihatçı yapıları da alarak Efrîn’e saldırdı ve Rusya buna hava sahasını açarak, istihbarat desteği sağlayarak yardımcı oldu.

Bütün bunların bir sebebi olmalı; bunu sadece Rus devletinin kötücül karekteri veya Rusya Devlet Başkanı Vilademir Putin’in kişiliği ile açıklayamayız. Daha gerçek izahlara ihtiyacımız var. Sadece “Devletlerarası ilişkilerde belirleyici olan çıkarlardır!” ifadesi de durumu izah etmeye yetmez. Bunu bir adım daha ileri götürüp somut olaydaki çıkarı tespit etmemiz gerekir.

Türkiye Kürtlerin Efrîn’de kalıcı olmasını istemedi; bunun nedenini de her defasında ifade etmekten çekinmedi. Türk resmi tezi diyor ki “Eğer Kürtler Efrîn’de kalıcı olursa, bir süre sonra bir biçimde Doğu Akdeniz’e ulaşırlar, Doğu Akdeniz’e ulaşmış Kürtlük bizim ulusal çıkarlarımız için bir tehdittir!” Bana göre Kürtlerin Doğu Akdeniz’le bağlarının olması kimseyi tehdit etmez ama resmi Türk tezi böyle; burada temel soru şu: Peki Ruslar neden Kürtler’in Doğu Akdeniz’e yakınlaşmasını istemediler.

Uzun bir süredir insanlar Doğu Akdeniz meselesini konuşuyorlar; kimi zaman; Türkiye, Mısır, Yunanistan, Rum Cumhuriyeti, İsrail kendi aralarında Doğu Akdeniz’deki eylemlerinden dolayı çatışmanın eşiğine geliyorlar. Orada bir Doğu Akdeniz tartışması olduğu kesin ve Efrîn’in işgalinin Doğu Akdeniz tartışmaları ile ilgili olduğu çok belli.

Genel olarak Suriye ve özelde Efrîn sorunu hem bir Ortadoğu hem de bir Doğu Akdeniz sorunu, bana sararsanız kültürel olarak Ortadoğu, ekonomik olarak ise Doğu Akdeniz Sorunu! Hiçbir sorunu sadece bir sebebe indirgeyemeyiz elbet; ancak geçmişte Rusya’nın Efrîn’e yerleşmesinin temel nedeni Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korumaktı, şimdi de Efrîn’i Türkiye’ye teslim etmesinin temel nedeni yine Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki çıkarlarıdır.


2. Doğu Akdeniz neden önemli?

“Öyleyse Doğu Akdeniz’i bu kadar önemli kılan şey nedir?” Bu aşamada önceliğimiz bu sorunun cevabını aramak olmalıdır.

Doğu Akdeniz; genel coğrafi konumu itibariyle doğu ile batıyı birbirine bağlayan ticaret yolu üzerinde bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Doğu Akdeniz; Türkiye ve Suriye üzerinden Mezopotamya ve Yakındoğu’ya, Suveş Kanalı ile de Arap Yarımadası‘na ve Basra Körfezine ulaşmaktadır. Doğu Akdeniz önceleri sadece kıyısı olan devletlerin; Avrupa ülkeleri ve Afrika ülkelerine yapılan deniz ticaretinin merkezi iken, sonrasında Süveyş Kanalı’nın açılması ile Avrupa-Uzakdoğu hattının, Ümit Burnu’ndan geçen yola göre 7000 deniz mili kısaltılmış olması nedeniyle çok daha önemli hale gelmiştir. Ayrıca neredeyse dünya petrolünün yarısından fazlasına sahip olan Ortadoğu ve komşu bölgeleri kontrol altında tutulması nedeniyle Doğu Akdeniz günümüzde dünya siyasetinde etkili olmak isteyen bir çok ülke açısından daha da önemli bir yer haline gelmiştir.

Efrîn sorunu özel olarak; Suriye, Kürt/Türk ilişkilerini doğrudan ilgilendirirken, çok genel olarak bir Doğu Akdeniz sorunudur. Bölgenin hem kendi sahip olduğu sosyo/ekonomik potansiyel, hem de Doğu/Batı geçiş yolları üzerinde olmasından dolayı bölge halkları kendi bölgesel pozisyonlarını aşan küresel çatışmaların ve bağlaşmaların ister istemez tarafı haline gelmektedirler.

Küresel güçler potansiyel rakiplerinin gelişimini engellemek amacıyla kendi ihtiyaçları olmamasına rağmen kimi zaman mevcut kaynaklarının diğerleri tarafından kullanılmasını engellemek istemektedirler. Doğu Akdeniz’de ve Suriye’de aslında olan tam da budur. Bir çok küresel ve bölgesel güç hem kendi güvenliklerini ve menfaatlerini daha uzak mesafeden koruma, hem de diğer rakip devletleri tehdit ve baskı altında tutuma çabası ile Doğu Akdeniz’e yerleşme ve Doğu Akdeniz’i denetim altında tutma çabasında olmuşlardır. Günümüzde yaşanan ise daha çok Rusya’nın Doğu Akdeniz’de kalıcı olma ve diğer ülkelerin bunu engelleme çabasına denk düşmektedir.

Rusya’nın Suriye iç savaşına askeri olarak müdahalesi, bu ülkenin bölgede askeri varlığını artırmasının bölgesel dengeleri önemli ölçüde değiştirebileceğini göstermiştir. Rusya bölgedeki çıkarlarını korumak için ne pahasına olursa olsun bölgedeki askeri varlığını sürdürmek istiyor. Bu açıdan son Efrîn ihanetinde de görüldüğü gibi Rusya bölgedeki askeri varlığını sürdürmek ve mevcut üslerini korumak için her yola başvurmaktan çekinmeyecektir.

Ancak Rusya’nın bölgesel çabaları bununla da sınırlı kalmamış; bölgenin önemli ülkeleriyle kendi politikaları çerçevesinde yakın ilişkiler kurmayı denemiştir. Rusya bu çabalarında İsrail ve Mısır üzerinde etkili olamamış ancak Türkiye ve İran’la yakınlaşarak bölgesel dengeleri önemli ölçüde etkilemeyi şimdilik başarmıştır. Ancak buna karşın; başta Mısır ve İsrail olmak üzere ABD merkezli başka bir biraraya gelişte bölgede yeniden inisiyatifi almak için harekete geçmiştir.

Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki askeri varlığı açısından en önemli tehdit NATO’dur. Özellikle ABD NATO üzerinden Moskova rejimini sıkıştırmaya ve Rusya’nın bölgesel güç pozisyonunu kuvvetlendirmesini engellemeye çalışmaktadır. Bu açıdan Türkiye’nin Rusya ile girdiği ilişkiler ABD açısından özellikle önemli olmaktadır. ABD ve NATO açısından Türk/Rus yakınlaşması dikkatle izlenmekte ve bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. Türk/Rus yakınlaşmasının devam etmesi NATO ülkelerinin Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki gücünü azaltacak Rusya’yı bölgede güçlendirecektir.

Bölgedeki bütün denklemleri değiştirme potansiyeli taşıyan böyle gelişme Rusya için özel olarak önemlidir. Rusya Türkiye’yi yanına çekerek hem üzerindeki askeri baskıyı azaltacak, hem de Ortadoğu’da ve Doğu Akdeniz’de daha fazla güç kazanacaktır. İşte tam da bu nedenle Efrîn meselesi sadece Efrîn meselesi olmaktan çıkmıştır.

Bütün bu tartışmalar bağlamında Rusya’nın Doğu Akdeniz stratejisi Ortadoğu’daki bütün güç denklemini sarsacak derecede önem kazanmıştır. Bu gelişme ABD’nin soğuk savaş sonrası Ortadoğu’daki hakimiyetini oldukça zora sokacak bir potansiyele sahiptir ve Türkiye bu noktada ABD açısından oldukça olumsuz bir rol üstlenmiştir.



3. Rusya açısından Doğu Akdeniz’in önemi

Soğuk savaş sonrası ABD’nin tek süper güç olarak hakimiyetini sürdürdüğü dönemde Rusya için dünya siyasetinde var olabilmenin en kestirme yolu Doğu Akdeniz üzerinden Ortadoğu’ya ulaşmak olarak belirlenmiştir. Bu açıdan bakıldığında Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı hayati bir önem taşıyor.

Bu bağlamda Suriye iç savaşını Türkiye’nin her türlü cihatçı çevrelerle taşeronluğunu yaptıgı Rusya’yı Doğu Akdeniz’den çıkarma savaşı olduğunu kolaylıkla tespit edebiliriz. Şimdilerde müttefik olan bu iki güç Suriye’de uzun bir dönem baş düşmanlar olmuşlardır. Suriye’de bütün çabalarına rağmen sonuç alamayacağını; üstüne üstlük Suriye sürecinin uzamasının Kürtleri güçlendirdiğini gören Türkiye hızla taraf değiştirmiş ve Rusya saflarına geçmiştir.

Ayrıca içerde Erdoğan ve çevresinin girdikleri kirli ilişkiler nedeniyle artık normal batı standartlarında bir demokrasi ile Türkiye’yi yönetemeyeceklerini anlamaları üzerine Rusya gibi ülkelerle yakınlaşma süreci daha da hızlanmıştır. Yani hem iç dengeler hem de Türkiye’nin başta Suriye olmak üzere bütün Ortadoğu’da girdiği kirli ilişiler Türkiye’yi Rusya’ya yakınlaştırmıştır.

Sovyetler Birliği döneminde başlayan Rusya/Suriye ilişkileri soğuk savaş döneminde de devam etmiştir. Rusya’nın 1971 yılından beri Tartus Limanında askeri bir üssü vardır. 2006 yılından itibaren ise Rusya’nın bu üsse olan ilgisi artmış ve 2009 yılında ise iki ülke Tartus Limanının geliştirilmesi konusunda anlaşmaya varmışlardır. Yapılan çalışmalar sonrasında Tartus Limanında daha yüksek tonajlı savaş gemileri konuşlanmaya başlamıştır. Doğu Akdeniz’de kalıcılaşmak için elinden geleni yapan Rusya 2017 yılından itibaren Tartus Limanının balistik nükleer füze taşıma gücüne sahip büyük çaplı savaş gemilerini alabilecek kapasiteye ulaşması için çalışmalara başlamıştır.

Rusya’nın Tartus Limanına bu kadar önem vermesinin iki nedeni vardır; Bunlardan ilki ekonomisi özellikle gaz ihracatı ile ayakta kalan Rusya açısından Suriye ve Tartus Limanı; Ortadoğu ve Avrupa ülkeleri arasında bulunan en önemli enerji geçiş güzergahı olmasından dolayı özellikle önemli hale gelmiştir. Suriye; Körfez ülkeleri, İran, Irak ve Doğu Akdeniz hattında oldukça onemli bir yere sahiptir.

Neredeyse bütün gözlemciler Suriye’de patlak veren iç savaşın en önemli nedeninin özellikle AB ülkelerinin Rusya’ya olan enerji bağımlılığını aza indirmek olduğu konusunda hemfikridirler. Avrupa ülkeleri körfez gazını Suriye üzerinden geçirip Doğu Akdeniz’de bulunan yeni gaz rezervleri ile de birleştirerek Rusya ve İran doğal gazına olan bağımlılıklarını azaltmak istemişlerdir.

Rusya açısından enerji hayati öneme sahiptir, Rusya gibi bir ülke enerji fiyatlarının belirlenmesinde ve dünya enerji dengelerinin oluşturulmasında sadece kendi ülkesinde var olan enerjinin üretilmesi, ve yabancı pazarlara ulaştırılması ile yetinemez. Dünyanın gücünün yettiği her ülkesinde mevcut enerji politikalarına dahil olmaya çalışır. Neredeyse kamu ekonomisinin yüzde ellisinden fazlasının Rusya’nın en önemli devlet şirketi olan GASPROM üzerinden karşılandığı düşünülürse; enerji fiyatlarındaki negatif bir hareketin Rus ekonomisini nasıl zor duruma düşüreceğini anlayabiliriz. Dolayısıyla Rusya açısından enerji konulu gündemlere dahil olmak bir tür varlık yokluk sorunudur.

En son yapılan 18.03.2018 tarihinde yapılan seçimlerde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin toplam oyların yüzde 76’sını alarak yeniden devlet başkanı seçildi. Her ne kadar ülkede muhalifler bu rakamı şaibeli bulsa da; Putin’in uzun yıllardır sürdürdüğü siyasi başarısının temel nedeni Rusya’nın enerji siyasetini bir istikrarda sürdürmeyi başarmış olmasıdır.

Putin Rusya’sı gibi rejimler varolan toplumsal rantın önemli bir kısmını kendileri ve etrafındakilere ayırırken; toplumun geri kalanını da asgari/öldürmeyecek kadar bir yoksullukta eşitlerler. İşte bu nispi fonu Putin Rusya’da Gaz’dan elde ettiği gelir üzerinden sağlamaktadır. Dolayısıyla özellike doğal üzerinden yürüyen tartışmalar Rusya ve özel olarak da Putin açısından çok önemlidir. Buradaki en küçük bir aksama Putin’i muazzam zora sokar. Dolayıyla Putin Rusya’sı sadece Rusya gazının değil bütün Ortadoğu ve Doğu Akdeniz gazının fiyatlandırılması, tüketici ülkelere ulaştırılması konusunda insiyatif almaya çalışmak zorudadır.

Eğer enerji Putin Rusya’sı için bu kadar önemli ise; bunu destekleyen askeri faaliyetlerin olması da kaçınılmazdır. Enerji piyasalarında belirleyeci bir güç olmak için uğraşan Rusya Doğu Akdeniz’de güçlü bir askeri üs oluşturarak NATO ülkelerini dengelemek istemektedir. Tartus Limanı işte bu açıdan oldukça önemli bir konumdadır.

Rusya Suriye’deki askeri varlığını sadece Tartus Limanı ile sınırlandırmamış; Tartus Limanı’nın yaklaşık 90 km kuzeyinde olan Lazkiye’de askeri bir üs inşaa etmiştir. Rusya bu iki Limanın askeri üs olarak kullanımı ile de yetinmemiş Karadeniz’deki en büyük donanmasını Akdeniz’e indirerek Ortadoğu’ya geçiş alanlarını kontrol etmeye çalışmaktadır.

Rusya Erdoğan Rejimini ayartarak etrafındaki NATO kuşatmasını kırmaya çalışıyor. Erdoğan Rejimi ise hem kendini kurtarmak hem de Kürt Sorununda askeri sürecin önünü açmak, sorunu katliamlarla çözmenin önünü açmak için NATO’yu Rusya ile tehdit ediyor. Türkiye/Rusya ikilisi bölge halklarının iradesini dikkate almayan yaklaşımları ile bütün bölgeyi tehdit ediyorlar.

Rusya ve Türkiye’nin ortaya koydukları bu tutum bölgede sadece çatışmaları artırmakla kalmaz; zaten uzun yıllara yaygın bir türlü çözülemeyen sorunlarla meşgul Ortadoğu sorununu daha da içinden çıkılmaz hale getirir. Türkiye ise Rusya’nın peşinden, hatta Rusya’ya güvenerek çıktığı fetih yolculuklarından evdeki bulgurdan da olmuş olarak dönebilir. Rusya’nın kışkırtması ile güvenliğini sözüm ona Efrîn’i işgal ederek sağlayabileceğini düşünen Türkiye’nin Kürtlerde yarattığı bunca hayal kırıklıklarından sonra kendi siyasal bütünlüğünü koruyup koruyamayacağı kuşkuludur.

Aslında Suriye’de daha çok Rusya öne çıkarken, perde arkasında bu sürecin hem en önemli ülkesi ve hem de en fazla kazananı İran olmuştur. Suriye’de her ne kadar Rusya sürecin caydırıcı bir güç olarak sürecin önünü açmışsa ve hava kuvvetleri ile DAİŞ’e önemli zararlar vermişse de; asıl sonuç alıcı hamleler İran ve ona bağlı örgütler tarafından yapılmıştır. İran’a bağlı Hizbullah artık sadece Lübnan’da örgütlü bir güç değil aynı zamanda Suriye’de etkili önemli bir güce dönüşmüştür. İran rejim ordusunun artık doğrudan bir bileşenidir ve bundan sonra da rejim ordusu İran’ın onayı olmadan hiç bir önemli operasyonu yapamaz. Yani aslında görünürde sanki sadece Rusya’nın etkisi artmış gibi gözükürken; aslında İran Ortadoğu ve Suriye’de en etkili bölgesel güçlerden biri haline gelmiştir.


4. İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti

Ortadoğu ve Doğu Akdeniz tartışmalarını sadece Rusya, ABD, Türkiye, İran üzerinden yapmak sorunu sadece yüzeysel anlamamızı sağlar; halbuki Doğu Akdeniz sorunu Rusya ve Türkiye’yi çok aşan boyutları olan daha küresel bir sorun olarak önümüzde duruyor.

Eskiden de Doğu Akdeniz oldukça önemliydi; fakat son yıllarda yoğunlaşan enerji keşifleri Doğu Akdeniz’de kıyısı olan ülkelerin birbirleri ile olan ilişkilerini yeniden düzenleme çabasına girmelerine neden oldu. Son yıllarda yapılan keşifler bölge ülkeleri için işbirliğini gerekli hale getirmiştir. Fakat Doğu Akdeniz’in yapısı gereği Muhasır Ekonomik Bölgelerin tespiti ve buralardaki kaynakların kullanılması işbirliğini zorunlu hale getirmektedir. Türkiye Kıbrıs’da çözümsüzlükte ısrar ettiği için; Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail arasında imzalanan Muhassır Ekonomik Bölge anlaşmasının dışında kalmıştır. (Muhassır Ekonomik Bölge; bir ülkenin kıyı şeridinden deniz içlerine doğru 200 deniz milli olan alandaki haklarını ifade eder, Fakat Doğu Akdeniz’in yapısı gereği bu çok kolay olmamakta, ülkelerin kendi aralarında anlaşma yoluna gitmelerini gerektirmektedir.)

Doğu Akdeniz’de ilk Doğalgaz keşifleri 1980’li yılların başında Mısır kıyılarında yapılmıştır. Daha sonra Doğu Akdeniz’de kıyıları olan ülkelerde Mısır’ı takip etmiş, Doğu Akdeniz’de yeni enerji sahaları bulmak için çalışmalarını yoğunlaştırmışlardır. Özellikle İsrail bu çabarında başarılı olmuş;ilk önce 2009 yılında “Tamar’ ve daha sonra 2010 yılında ise “Leviathan” bölgesinde yeni rezervler keşfederek enerji denkleminin yeni oyuncularından biri haline gelmiştir. Kıbrıs Cumhuriyeti Türkiye ile ihtilaflarını da gözeterek Doğu Akdeniz’de enerji arama ve ihaleye açma çabalarını Avrupa Birliği mevzuatına uygun hale getirmiş ve Avrupa Birliği Resmi gazetesinde yayınlatmıştır...

Yunanistan İsrail ilişkilerinin çok ilginç bir tarihi var; Yunanistan 1947 yılında Filistin toprakları üzerinde bir İsrail devletinin kurulmasını öngördüğü kararı red eden tek Avrupa birliği ülkesi olmasına rağmen son on yılda bu İsrail politikasını değiştirmiş bu ülke ile çok yönlü ilişkileri geliştirme yoluna gitmiştir.

Doğu Akdeniz’de bulunan gaz yatakları Kıbrıs Adasının önemini artıran önemli unsurlardan birisi olmuştur. Hem Kıbrıs’ın hemde İsrail’in “Muhassır Ekonomik Bölgelerinde” gaz bulunması İsrail ve Kıbrıs’ı bir birine yakınlaştıran önemli etmenlerden birisidir. Ancak daha sonra ilişkiler sadece bununla sınırlı kalmamış Elektirik Enerjisi konusunda da ortak çalışma yapılması kararlaştırılmıştır.

Daha sonra bu işbirliğine Avrupa Birliği de dahil olmuş Kıbrıs-İsrail ve Yunanistan ortak elektrik şebeke ağı projesini destekleyeceğini açıklamıştır. Bu sayede 1580 km bağ ile 2000 MV elektrik akımı sağlanabileceğini açıklamıştır. Bu yolla uzun bir deniz altı kablo sistemi ile İsrail-Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan birbirine bağlanacaktır. Kimi gözlemciler bunu Doğu Akdeniz’in bir tür Avrupa Birliği’nin kuruluşu olarak tanımlamaktadırlar. Mısır’ın da bu ülkelerle yakın ilişkileri göz önüne alınırsa bu bölgede kuvvetli bir biraraya gelişin ortaya çıkmaya başladığını söyleyebiliriz.

Enerji ile başlayan ilişkiler daha sonra güvenlik alanına da kaymış; Yunanistan ve İsrail ortak askeri tatbikatlar düzenlemeye başlamışlardır. İsrail 27 Nisan – 4 Mayıs 2015 tarihleri arasında Yunan uçaklarının da dahil olduğu bir Yunan hava sahasının kullanıldığı bir tatbikat düzenlemiştir. Aynı dönem Yunan Savunma Bakanı; Yunanistan- Kıbrıs- İsrail ve Mısır’ın birlikte ortak tatbikat yapabileceğini söylemiştir. Aynı dönemlerde İsrail ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında ortak savunma anlaşması imzalanmıştır.

Her geçen gün enerji ihtiyacı büyüyerek artan AB’nin enerji kaynaklarını çeşitilendirmeye çalışması, bu alanda yeni arayışlara girmeyi beraberinde getiriyor. Doğu Akdeniz ülkeleri ve AB ortak çalışmalarla bu alanda daha fazla birlikte çalışmanın yollarını bulmaya çalışıyorlar. Suriye iç savaşının bu konuyla ilgisi olduğunu neredeyse bütün bağımsız gözlemciler ifade ettiler. AB Rusya’ya olan bağımlılığını azaltmaya çalışıyor; Rusya ise kendi ülkesi dışındaki enerji sahalarında etkili olarak AB’nin enerjide kendisine olan bağımlılığını arttırmaya çalışıyor.

Doğu Akdeniz’deki potansiyeli gören ve aynı zamanda Doğu Akdeniz’in potansiyel enerji güzergahlarının tam ortasında bulunması bu bölgenin önemini oldukça artırmaktadır. Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs Cumhuriyeti bu noktada inisiyatif almakta ve AB’nin enerji kaynaklarının çeşitilendirilmesi konusunda birlikte çalışmaktadırlar. Ayrıca bu üç ülke işbirliğini sadece enerji ile sınırlandırmamış; çevre, su yönetimi, turizm, mültecilik ve terörle mücadele konusunda işbirliği yapacaklarını ilan etmişlerdir. Uzlaşmaya varılan konular sadece tespit düzeyinde kalmasın hayata da geçirilebilsin diye üç ülke eşgüdüm komitesi oluşturmuşlardır.

Ayrıca bu üç ülke Doğu Akdeniz Avrupa’ya aktarılmasında Türkiye’yi tamamen devre dışı bırakacak bir projeyi hayata geçirmek için çaba sarf etmektedirler. Buna göre Yunanistan Doğu Akdeniz gazının Avrupa’ya aktarılmasında bir köprü görevi görecektir. Bu bölgede ikili bir süreç yaşanıyor. bir taraftan Rusya ısrarla bölgede kalmak, ekonomik ve askeri inisiyatif almak için çaba sarf ediyor; diğer taraftan da; Yunanistan ve İsrail’in öncülük ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de aktif katılım sağladığı, Mısır ve Lübnan’ın da çok itiraz etmediği çok yönlü birararaya gelme çabasına tanıklık ediyoruz.


Yarın: Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki Pozisyonu



480

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA