Kemer ve ıslahat

Bugün Efrîn’de, Sur’da, Cizre’de ve Bradost’ta yaşananlara baktığımızda, Türk devletinin 1925’ten bu yana Kürtleri Şark Islahat Planı’yla yönettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Kürdistan coğrafyasında uygulanan bu planın ‘ikizi’ ise ‘Cizîrê Mıntıkasının Etnik, Siyasi ve Sosyal Durumu’ başlıklı raporla Rojava’da devreye konuldu.

25 Nisan 2018 Çarşamba | PolitikART

İsmet KAYHAN


Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde Türk ve Sünni müslüman olmayanlar demografik ve ekonomik yapıdan tasfiye edildi. Hıristiyan nüfusun imha edilmesi, Anadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi, 9 yıl gibi kısa bir sürede tamamlanmıştı.

Resmi nüfus verilerine göre 1914’lerde Hıristiyan ve Musevi nüfus, toplam nüfusun yüzde 20’sine tekabül ediyordu. Bugün ise Türkiye’deki Hıristiyan ve Musevi nüfusun oranı binde 1 civarında. 

Osmanlı’nın dağıldığı bir süreçte, modern Türk ulusal kimliğinin ve ulus devlet inşasının önünde engel olarak görüldüğü için Ermeni, Asuri ve Êzîdîler soykırıma uğradı.

Türk devlet aklının Ermenilerden sonraki hedefi ise Kürtler oldu. Kürdistan’da askeri operasyonların yoğunlaştırılmasının ardından 1925’teki Şark Islahat Planı ve 1934’teki İskân Kanunu ile Kürtlere ne yapılacağının politikası belirlendi. Ermeni Soykırımı bir anda gerçekleşmişti. Kürtler için ise aşamalı bir kıyım politikası öngörüldü.

Devletin planı özetle şuydu: 

- Kürtler topraklarında yaşayamaz hale getirilecekti.

- Kürtler asimile edilecek.

- Kürtçe yasaklanacak. Kürtçe konuşan cezalandırılacak ve hakim dil Türkçe olacak.

- Kürtler yaşadıkları yerlerden sürülecek. Yeniden Kürt köyü kurulması engellenecek.

- El konulan Kürt topraklarına, Balkan muhacirleri iskân edilecek.

- Kuzey Kürdistan’da askeri operasyonlar yoğunlaşacak.

Bu politikalar Qoçgîrî, Zilan, Şeyh Said ve Dersim’de uygulandı ve sonrasında da benimsenmeye devam edildi. 1980 öncesi Maraş, Sivas Kürt-Alevi katliamları, 1990’lardaki köy boşaltmaları, 2015’te Cizre, Şırnak, Sur ve Nusaybin’in yıkımı… 

Türk Nüfus Mühendisliği ve Kürtlerin mülksüzleştirilmesi konsepti bugün Efrîn’de de farklı boyutlarıyla hayata geçiriliyor. Türk devleti şu an köylerin, hastanelerin, okulların isimlerini tek tek Türkleştiriyor ya da Araplaştırıyor. TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Efrîn, Kobanê ve diğer Kürt kentlerinin Arapların olduğunu iddia etmesi, bu tarihsel arka plana dayanıyor.

1925’te hazırlanan Şark Islahat Planı askeri yöntemler yanında siyasal ve kültürel politika yönüyle de asimilasyonu benimsiyordu. Bugün Efrîn’de, Sur’da, Cizre’de ve Bradost’ta yaşananlara baktığımızda, Türk devletinin 1925’ten bu yana Kürtleri Şark Islahat Planı’yla yönettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.


Islahat’ın ikizi!

Kürdistan coğrafyasında uygulanan bu planın ‘ikizi’ yakın tarihte Rojava’da da devreye konuldu. 

1958 yılında Hesekê Polis Müdürü Muhammed Talip Hilal, tıpkı İsmet İnönü’nün hazırladığı rapora benzer bir rapor hazırladı. “Cizîrê Mıntıkasının Etnik, Siyasi ve Sosyal Durumu” başlıklı raporda, Cizîrê bölgesinde Kürt milliyetçiliğinin geliştiği ve nüfusun arttığı iddia edilerek ‘acil tedbirler’ alınması istendi. 

12 maddeden oluşan bir plan ile Rojava insansızlaştırıldı, kimliksizleştirildi. Yaklaşık 150 bin Kürt topraklarından oldu, 2 milyon hektar toprak Araplara peşkeş çekildi. Polis Müdürü Hilal’in raporundan sonra Baas Partisi icraatları devreye girdi. Bu icraatlar ise şöyleydi:

* Rojava’nın en doğusundaki Dêrik’ten başlayıp, 275 kilometre uzaklıktaki Serêkaniyê’ye kadar uzanan, derinliği 10 ile 20 kilometre kadar genişleyen hat üzerinde yer alan 335 Kürt köyü boşaltıldı.

* 1974’e kadar 4 bin 600 Arap bu yeni köylere yerleştirildi. Arap Kemeri’nin birinci aşamasından sonra 12’si Dêrik’te, 12’si Qamişlo’da, 16’sı Serêkaniyê’de olmak üzere toplam 40 yeni Arap köyü kuruldu. Köylere Reqa, Tabka ve Halep’ten getirilen Araplar yerleştirildi.

* Cizîrê bölgesinin Araplaştırılması sadece göçle sağlanmadı. Kürt yerleşim yerlerinin isimlerinin Araplaştırılması 1980 yılına dek sürdü. 

* İsimler değiştirildi, Kürt köylerine Arap milliyetçiliğiyle özdeşleşmiş Arapça isimler verildi. 

* Yer isimlerinin yanısıra kişi isimlerinde de hakim dil artık Arapçaydı. Çocuklara Kürtçe isim verilmesi de yasaklandı.


‘Vatandaş,’ ‘Yabancı’, ‘Mektum’

Ağustos 1962’de Suriye Devlet Başkanı Nazim El Qudsî’nin talimatıyla 5 Ekim 1962’de nüfus sayımı yapıldı. Sayım sadece bir gün sürdü. Hesekê, Qamişlo, Amudê, Serêkanîyê, Dirbêsiyê, Tirbespiyê ve Dêrik’te o gün yapılan sayımda 150 bin Kürt yazılmayarak, vatandaşlıktan atıldı.

Sayımdan sonra Kürtler üçe ayrıldı: 

* Vatandaş Kürtler,

* Yabancı Kürtler

* Mektum (kayıtsız) Kürtler. 


1969’da yürürlüğe giren 276 sayılı vatandaşlık yasasına göre, “Babası Suriye vatandaşıysa Suriye’de ya da dışarıda doğanlar direkt vatandaş sayılır. Anne ve babası yabancı da olsa eğer çocuk Suriye’de doğmuş ise yine vatandaş sayılır,” denildi. Kürtler bu yasadan bile yararlanmadı.

Sağlık hakları konusunda da ‘vatandaş’ olanlar ile olmayanlar arasında Kürtler ırkçı politikalara maruz kaldı. Örneğin Şam, Halep ve Lazkiye’deki hastanelerde mektum ve yabancı Kürtler’in tedavisi yasaklandı.

Mülkiyet hakları alanında da yabancı ve mektum Kürtlerin ev ve toprak sahibi olma hakları da yok.

Arap Kemeri ve Kürtlere yönelik katliam tehdidi Baas rejimi tarafından sürekli dayatıldı, uygulandı. Diyarbakır zindanındaki vahşeti yakından bilen Kürt halkının cezaevinde yaşadığı benzeri bir vahşet de 23-24 Mart 1993’te Hesekê Hapishanesi’nde yaşandı. O gün çoğunluğu siyasetçi olan 65 Kürt bir koğuşa alındıktan sonra hapishanede ateşe verildi. Yangında 65 Kürt tutsak, yakılarak katledildi. 


Dönüm noktası11 Mart 2004… Tarihi bir dönemeç.

Baas rejimi Qamişlo’da Kürtlere karşı yeni bir katliam düzenledi. Futbol maçında açılan ateş sonucu 8 Kürt yaşamını yitirirken onlarca kişi de ağır yaralandı. Katliama karşı halkın tepkisi Rojava’nın bütün kentlerinde serihildanlara dönüştü, Kürtler her yerde rejim güçlerine saldırdı. Günlerce süren olaylarda 36 kişi yaşamını yitirdi, 100’den fazla kişi yaralandı ve bine yakın kişi işkenceden geçirildi.

Qamişlo’daki katliamın ardından gelişen serihildan, Rojava Devrimi’ne giden yolda da önemli bir dönüm noktası oldu. 2003’te PYD kuruldu ve böylelikle halkın öz savunmasının oluşturulmasına yönelik çalışmalara başlandı.

Suriye’de savaşın yaşanmasıyla birlikte Kürtler sahneye çıktı. 19 Temmuz Devrimi’yle de rejimin Kürtsüzleştirme ve yarım asırdan fazladır uyguladığı ‘Arap Kemeri’ politikalarını altüst etti. 1960’lardaki Arap Kemeri’nin hayata geçirilmediği tek Kürt kenti Efrîn’di. O gün Arapların yapamadığını bugün Türk devleti yeniden hayata geçirmeye çalışıyor.


350

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA