Sürgün Kürtlerinin folkloru ve tarihi dayanakları

Osmanlı, Safevi ve Kürtler arasındaki çatışmalar Kürdistan bölgesindeki Kürtlerin dağılmasına yol açtı. Bir kısmı Efrîn’e, bir kısmı da 1593 yılında Horasan’a gitmek zorunda bırakıldı. Bu nedenle aynı aşirete mensup olan insanları Horasan, Dersim, Amed, Adıyaman, Maraş, Kobanê, Efrîn ve Orta Anadolu’da görmek mümkün.

25 Nisan 2018 Çarşamba | PolitikART

Şoreş REŞÎ


Horasan Kürtleri ile Dersim, Orta Anadolu, Maraş, Efrîn veya Fırat’ın batı hattına yayılan Kürtler aynı aşiret veya aşiret-konfederasyonlarına mensuptur. Horasan Kürtleri’nin büyük bir kısmı ’Çemişkezek Kürtleri’ olarak da bilinir ki bunun nedeni onların Dersim çevresinden oraya gitmesinden kaynaklanır. Dersim eyaleti Osmanlılar zamanında ‘Kürdistan’ olarak da bilinirdi ve orada yaşayan Kürtler çoğunlukla ‘sersor’ (Qızılbaş) dinine bağlıydı. Osmanlı, Safevi ve Kürtler arasındaki çatışma ve çelişkiler Kürdistan diye anılan bölgedeki Kürtlerin dağılmasına ve bölünmesine yol açtı. Bir kısmı Efrîn’e giderken bir kısmı da 1593 yılında Horasan’a gitmek zorunda bırakıldı. Bu nedenle aynı aşirete mensup olan insanları Horasan, Dersim, Amed, Adıyaman, Maraş, Kobanê, Efrîn ve Orta Anadolu’da görmek mümkün. Bunların genelde birbirinden haberi yok. Fakat 1593’ten önce beraber yaşadıkları için bunların aynı folklora sahip olma ihtimali çok yüksek. Bu varsayımdan yola çıkarsak bugün bunun farklılaştığını görürüz. Günümüzde bu Kürtler arasında ayrı din veya mezhep, ayrı renkler, ayrı halay ve ayrı giysiler görüyoruz. Nasıl olur da 423 sene içerisinde kardeşler arasında böyle büyük değişiklikler olabiliyor? Bu yazıda bunun nedenlerini irdelemeye çalışacağım.

Horasan Kürtleri halaya genelde ’listık’ ve ‘reqs’ der ama ’govend’ kelimesi de kullanılır. Kullanılmayan kelime ’dilan’dır; bu hemen hemen bilinmez. Bu kelimeler Kurmancların yaşadığı bütün coğrafyalarda da kullanılır. Sorani lehçesinde ’helperke’ denilir ki o da anlamlı ve güzeldir.


Horasan folkloru

Horasan folklorunun en büyük özelliklerinden biri kadın ve erkeklerin ayrı oynamasıdır. Diğer Kürtler beraber oynarken burada bir farklılık oluşmuş. Bunun nedeninin dini baskılar olduğunu düşünüyorum. Bir diğer özelliği de, insanların birbirlerinin ellerini tutmamasıdır. Bu da ayrı bir ayrışmadır. Diğer Kürtler birbirlerinin ellerini tutarken veya omuzlarını birbirine yapıştırırken, bunlar ayrı oynar. Bir diğer farklılık da oyun formatında kendisini gösterir. Horasan Kürtleri’nin oyunları tam bir halka oluştururken diğer Kürtler yarım halka şeklinde oynar. Bu halka düğünün büyüklüğüne ve yapılan yerin özelliğine göre büyür veya küçülür. Eğer bir salonda yapılıyorsa bu küçük olur ama bir meydanda ise büyüktür. Genelde köy meydanlarında veya bir dağın eteğindeki geniş alanlarda yapılır ki geniş halkalar oluşturulur. Bu oyunlarda kadın ve erkek hiçbir zaman beraber oynamaz. Sadece yakın akrabalar beraber oynar, onun dışında erkekler oynar, onlar bitirince kadınlar kalkar ve oynar. Ama bu Kürtlerin diğer coğrafyalara dağılmış olan parçaları ise beraber oynar. Bu dikkat çeken farklılığın nedeninin araştırılması da önem arzediyor.

Horasan folklorunun önemli bir diğer özelliği de halaya katılan insanların birer metre ara ile yanyana durması ve bir halka şeklinde hem kendi etrafında hem de halka ile dönmesidir. İleriye birkaç adım atarken hem sağa-sola hem kendi çeversinde döner. Bu arada el, kol ve ayaklar da aynı harmoni içerisinde yuvarlak hareketler cizer ve göze hoş gelen bir estetik ortaya çıkarır. Oynanan makama göre avuç içleri ya bir kere ya da birkaç kere birbirine vurulur ve parmaklar ile ses (çırtık) çıkartılır. Bu hareketler yumuşaktır, bütün vücudun hareketini sağlar ve uyum içerisindedir. Bu oyun formatı diğer Kürtler arasında hemen hemen hiç görülmez. Efrîn ve Aydın çevresindeki efe oyununa biraz benzese de tam değil. Dışarıdan bakıldığı zaman bu insanların Alevilerdeki ’cem’ ayinini yaptığı düşünülebilir. Yani Alevi veya uzman olmayan bir kişi ikisinin arasındaki farkı görmeyebilir. İkisinin de hareket sistemi dünya, güneş veya gezegen sistemine benzer. İlginç olan bunun aynı aşiretin diğer coğrafyalarda yaşayanları arasında olmayışıdır. Yine bir kadar ilginç olan, Xorasan folklor oyunu ile Alevi ayini semahının aynı olmasıdır!



Tarihsel mirasın etkileri

Soru şu: Nasıl olur da aynı aşirete mensup olan insanlardan Orta Anadolu’dakiler ayrı, Horasan’dakiler ayrı stilde oynar? Hangisi orijinal, hangisi değişime uğramış? Burada Dersim bölgesini ayırarak yazıyorum. Dersim’de de folklor diğer Kürtler gibi oynanırken semahın Horasan Kürtleri’nin folkloruna benzerliğini ayrı tutuyorum. Bu arada şunu da hatırlatmak isterim; Aydın yöresindeki ’efe oyunu’ ile Horasan folkloru arasında da benzerlikler dikkat çeker! Bu benzerlik kendisini giysi renklerinde de gösterir. Bana göre bunun nedeni tarihsel bir mirastır ve o da kısacası şudur: Türkler Anadolu’ya hakim olmadan önce, 1040-1070 yılları arasında Kürtler Horasan’dan gelerek önce Maraş, sonra da Kütahya çevrelerini işgal etti. Bazı kaynaklara göre Emir Avşin 1068 yılında Afyonu alır. Bazıları da 1156’da Kürtlerin orada olduğunu söyler ve bunlar daha sonra Germiyanoğulları (1299-1429) devletini kurarlar… Hemen hemen bütün araştırmacılar Germiyan devletinin Êzîdî Kürtler tarafından kurulduğunu yazar. Bu devlet Beyazıt tarafından yıkıldıktan sonra Kürtler kademeli olarak tekrar Horasan’a döndü… İşte bugünkü Kürtlerin ataları olan Germiyanlar, Ege bölgesinin folkloruna da katkıda bulunarak iz bıraktı. Buradan konumuza dönersek, Horasan folkloru ile Dersim semahının benzerliğini de şöyle açıklamak mümkün: Bir, Horasan Kürtleri genelde Dersim bölgesinden gitti. İkincisi, bunların eski dinlerine (sersorti) olan bağlılığı. Bu iki yörenin (Sivas’ı da eklemek şartıyla) giyim ve renkleri de birbirine çok benzer. Efrîn’de de benzer bir oyun ve giyim var ama tam değil. Bundan şunu çıkarmak mümkün: Her iki bölgedekiler eski giyim, renk ve folkloruna sahip çıkarken diğer bölgelere gidenler (Anadolu) değişime uğradı. Buna dini de eklemek gerekir. Dersim yöresi sersor kalırken, Horasan şii, Anadolu ve diğer bölgeler sunnileşti. Örnek verirsek; Horasan’daki Reşiler semah şeklinde halkoyununu oynarken, Adıyaman, Konya ve Antep’teki Reşiler diğer Kürtler gibi el ele tutuşur. Tarihi belgeler bize gösteriyor ki bu Kürtler de daha önce sersor idi. Bir fermanda şöyle deniliyor:

”Malatya’da Şah İsmail adına ortaya çıkanların katline! Malatya Beyine! 

Vilayetinize bağlı İzlu (Kuzey Kürdistan’da İzol, Horasan’da İzanlu-İzdigan), Rışwan (Reşi, Rışwanlu), Eşkan, Solak, Şeyh Huseyin, Soydan, Eğirbuk, Adak, Kalaçak, Bezki, Çaka, Kömür (lu) … aşiretleri içinden Şah İsmail adına çıkan haydut-şaki Şaha kurban göndermiş ve ona kölelik etmiştir. Bunlar Rafızi’dir. Bunları ortaya çıkarın, cezalarını verin ve sicil defterlerini bize gönderin. Benim fermanımdır! 2. Recep 986/1578 III Murat.” 

Bu fermandan şu sonuç çıkıyor: 1578 yılına kadar bütün aşiretler sersor. Ama baskı ve korkudan, tahminen 1600’lı yıllarda bir kısmı sunnileşiyor. Bu arada Horasan’a gidenler tahminen halkoyunlarını değiştirerek ibadetleri olan cem formatına koydu veya eskisi gibi korudu. Bu konuda insan birkaç ihtimal üzerinde durabilir:

* Bugün Kürdistan dışında yaşayan Kürtlerin eski halkoyunlarının sersor cemi gibi olma olasılığı: O zaman Dersim bölgesinde yaşayan ve sonra dağılan bu Kürtlerin, eski oyunları ile ayinlerinin aynı olma olasılığı kuvvetli bir ihtimal. Osmanlı egemenliğinde kalanlar bunu değiştirmek zorunda kalırken, bugün Horasan’da yaşayanlar buna gerek duymadı. Bu arada sersor dini ile müzik, saz ve beyt kültürü ilişkisini de hatırlarsak bu daha kolay anlaşılabilir. 

Qızılbaşlık sazlı, müzikli, türkülü bir dindir, bu yüzden halkoyunlarının da aynı veya benzer formatta olması beni şaşırtmaz. Dersim’den ayrılarak sunnileşen Konya, Efrîn ve Adıyaman Kürtleri halkoyunlarını değiştirerek diğer Kürtler gibi yapmış olabilir. Bu 423 yılda mümkün mü? Dinlerini yavaş yavaş değiştiren bu insanların folklorunu da değiştirmesi hiç de zor olmayabilir.

* Cem’in müslüman baskıları sonucu yasaklanması ve kamufle edilerek halkoyunlarında yaşatılması: Katliamdan geçirilme korkusundan kaynaklı, dini ayinlerini gizlice devam ettirebilmek veya ona olan hürmetten dolayı başka formatlar ile devam ettirmek zorunda kaldılar. Böylece dini ayinin tamamen ortadan kalkmasını önlemek istediler. Bunun için cem ayinlerini halk oyunları ile kamufle ederek yaşatmaya çalıştılar. Bu durumda, Horasan Kürtleri’nin oyun tarzını değiştirdiğini idia edebiliriz. Ama efeler oyunun Kürtlerden kaldığı varsayımı doğru ise bu demektir ki bu idianın fazla doğruluk payı yok.  

* Horasan oyunlarının Kazakların etkisiyle değişime uğradığı yönünde görüşler de var: Bazı benzerlikler (el ele tutuşmamak gibi) olsa da bunun mümkün olmadığını düşünüyorum. Çünkü onyıllarca bu halk grupları birbirleriyle savaştı ve birbirlerini düşman olarak görüyordu. Düşman gördüğü topluluğun adetlerini kabullenmek fazla görülen bir olgu değil. Özellikle Kürtler bunu kendilerine bir hakaret sayar. Diğer yandan Kafkas halklarının halkoyunları ile Horasan Kürtleri’nin oyunlarının benzerlikleri de dikkat çekici.

Horasan’da halkoyunları ritmi genelde yavaştır. Bu ritim kadınlar için daha da yavaştır. Burada amaç kadını yormamak, zor hareketlere maruz bırakmayarak kötü duruma düşmesini önlemektir.



Horasanlılar oyunlarına ’lîstikên Kurmancî’ (Kurmanci oyunları) adını takar. Çeşitlerini de kısaca şöyle özetlemek mümkün: 

* Yekqerse: Bu oyunun tam 18 çeşidi var. Yek, Kürtçe’de bir anlamındadır ama ’qerse’ bilinmiyor. Tahmin edersem hareket veya adım anlamındadır. Bu, kuzey Kürdistan’da ’Yekgavi’ şeklinde bilinir. Bu oyunda el içleri bir defa yüz hizasında karşı karşıya gelir. Devamında el, kol ve ayaklar yumuşak bir harmoni ile kırılır ve vücut yarımay şeklinde sağa-sola döner. 360 derece dönülmez.

* Dûqerse: İki hareket de denilebilinir. Yekqerse gibidir ama tek farkı, el içinin iki defa karşı karşıya gelmesi ve daha hızlı olmasıdır. Ayaklar yavaşça (Horasanlılar ‘sivikabazî’ der) sağ-sola döner ve kırılır.

* Sêqerse: Bir adım atar, iki defa eller karşı karşıya gelir; arkasından bir adım daha atar ama bu sefer bir kere eller karşılaşır. Bu arada ayaklar buna paralel olarak sağa sola kırılır. Bu oyunda diğerlerine nazaran hareket fazladır. 

* Şeşqerse: Üç adım (Horasanlılar qeêm der) ileri atılır, ayaklar diğer oyunlara göre daha fazla yukarı çekilir, bunlar olurken iki el birbirini tutar ve işaret parmağı ile büyük parmaklar birleştirilerek ses (çırtme) çıkartılır. Bu şekilde üç adımda geri dönülür ve olay iki kere tekrarlanır. İki kere üç hesabı ile bu altı eder ve oyunun ismi de zaten altıdır.

* Dûwanzdeqerse: Oniki hareket. Üç adım ileri gidilir, ayaklar iyice yukarı çekilir, parmaklar şakırtı çıkarır ve tekrar üç adım geri dönülür. Bu arada vücut, el ve ayaklar çok hareketli ve uygun bir ritim ile oynar. Bu hareketlerin sonunda bütün oyuncular yüzlerini birbirlerine döner, ellerini aşağıya (gül toplar veya verir gibi) sarkıtır ve parmaklarını şakırdar.

* Çepe Raste: Sağ-sol. Bunu ben bilmiyorum.

* Matmatî/Şilengî: Kollar tam açılır ve kırılır. Buna paralel ayaklar da oynar ve daha fazla yukarı çekilir. 

* Sêmakî: Bunun semahdan geldiğine inanıyorum ama nasıl oynandığını görmedim.

* Baskî: Nizanim.

* Ênarkî: Diğer oyunlar gibi eliçleri iki defa, yumuşak bir şekilde karşı karşıya gelir; sonra kollar açılır ve tekrar kırılır. Kol hareketliliği fazladır. Aynı zamanda ayaklar birkaç adım arkaya ve yanlara atılır ve oyun döngüsü devam eder. 

* Şivbazî (Çobazî): Değnek oyunudur. Bu oyun Kürdistan’ın her bölgesinde oynanır ve aynıdır. Oyuncu elindeki değneği kavga eder gibi rakibine vurur ve geri döner.

* Ahenga Xan û Began: Ağa ve beylerin oyunu. Ağa ve hanlar düğüne geldiği zaman onları şereflendirmek için yaratılan bir oyun. Düğün sahiplerinin onları karşılaması için, kadın ve erkekler yavaşça oraya doğru yönelir. Çok sıcak, güler yüzlü, estetik açıdan göze hoş gelen bir oyun. Misafire karşı kollarını tam açarak, kucaklayacakmış gibi yapılır ve eller ile ayaklar uyum içinde kırılarak misafire yaklaşılır. Bazen de hürmet göstermek için vücut belden itibaren gelene doğru eğilir. Oyuncunun yüzü gelene karşıdır ve onunla beraber düğün yerine dönülür.

Xelat: Hediye. Düğün sahibi çok sayıda ipek mendil satın alır. İki kişiyi tayin eder ve oyun oynayanların yanında durularak her oynayana bir mendil hediye edilir. Kadınlar bunu bileklerine veya pazılıklarına bağlarken, erkekler boğazlarına bağlar. İki kişiden biri medilleri diğerine verir ve o da misafirlere tek tek dağıtır.

Şêbaş: Bahşiş. Düğüne katılan misafirler geline, damada, türkücülere, davulculara ve halkoyunları oynayanlara bahşiş verir. Türkücülerin yanında durur, bir deste kağıt parayı tek tek ya yere atar ya da onun üzerine atarak yere serper. Bir çocuk da bunları toplar, bir naylona koyar ve düğün sahibine verir. Oyun oynayanlara da birer kağıt para verilir. Zengin olanlar, axa ve hanlar bu işi kendi adamlarına yaptırır. Onlar da bu bahşişi verirken şöyle bağırır:

 ’’Bu bahşiş bahşiş! Kim veriyor kim? Büyük han! Büyük kahraman! Büyük soylu …. Veriyor! Hanların hanı …. Veriyor!’’ 

Düğünün sonunda damat ile gelin meydana gelir, oyun oynar. Akrabaları altın takarken misafirler başından tırnaklara kadar gelin ve damata para takar ve bütün işlemler biter. 


203

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA