Midelerinizi hayvan mezarlığı yapmayın

“İnsan kan döküyor, zulüm tohumu ekiyor. O halde sonuçta savaş, acı, yıkım ve toplu kıyım biçecek. İnsanlık ilerlemeyecek, huzur bulmayacak; mutluluk, özgürlük ve barış yüzü görmeyecek etobur olduğu sürece."

17 Nisan 2018 Salı | Kültür-Sanat

ZABEL MİRKAN


Modern İran edebiyatının ustası Sâdık Hidâyet'in Yoga'dan etkilenerek kaleme aldığı "Vejetaryenlığın Yararları", yalnızca kişisel bir tercihi değil bir dünya görüşünü nakleden bir kitap. Hidâyet’e göre et yemek bir zorunluluk değil, bir tercih ve yazarın deyimiyle bu tercih hayli “ahlâksızca.”

Sâdık Hidâyet, 17 Şubat 1903’te Tahran’da doğdu. Ortaöğrenimini Tahran’da tamamladıktan sonra mühendislik okumak için Belçika’ya gitti. Ancak edebiyata ilgi duyduğundan öğrenimini yarıda bırakarak Paris’e geçti. Orada Fransız dili ve edebiyatını yakından inceleme fırsatı bulan Hidâyet, ilk öykülerini Paris’te yazdı. Dört yıl sonra Tahran’a döndü. 1936’da Hindistan’a giderek Sâsânî Pehlevîsi ve Sanskritçe öğrendi. Budizmi inceledi ve Buda’nın bazı yazılarını Farsça’ya çevirdi. İran’a döndükten sonra bir süre devlet memurluğu ve tercümanlık yaptıysa da bu görevlerinde uzun süre çalışamadı. 1950’de tekrar Paris’e giden ve zaman zaman bunalımlar geçiren Hidâyet, 9 Nisan 1951 günü, yine böyle bir bunalım sonrası, havagazıyla intihar etti. 

Ölümünü yirmi beş yıllık arkadaşı Bozorg Alevi şöyle anlatır: "Paris’te günlerce, havagazlı bir apartman aradı, Championnet caddesinde buldu aradığını. 9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı. Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu. Tertemiz giyinmiş, güzelce tıraş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış müsveddelerin kalıntıları, yanı başında yerde duruyordu." 


Yiyeceklerle ilişkimiz

On iki bölümden oluşan kitap, Ali b. Ebi Talib’in “Midelerinizi hayvan mezarlığı yapmayın” sözüyle açılıyor. Ve ardından gelen sayfada Hidâyet sahneye çıkıyor: “Bu kitapçığı doğruluk ve dürüstlük yanlılarına armağan ediyorum.” Yazar, her hayvanın kendi bünyesine ve gereksinimlerine uygun yiyeceği titizlikle ayırıp yediği; ancak bu yasaya tek başkaldıranın insan olduğu görüşüyle açıyor kitabını. Bu duygunun uygar insanda olmadığını ileri sürerek her insan grubunda başka diğer gruptakilerin yiyecekleriyle çelişki olduğunu söylüyor. Bu konuda belirli bir yöntem izlenmemesi, insanların diğer canlıların aksine kendi yiyeceğine güvenmediğini gösteren örneklerden yalnızca biri.

Yazar kitabı 1927’de kaleme almış; ancak o zaman bile tarihe düştüğü şu not herkes için dehşet verici olsa gerek: “Her gün kurban edilmeye mahkum biçare ve sayısız hayvan ordusunu sayacak olursak, bu hassas varlıkların sayısı dört yüz milyonu aşar. Yapılan hesaba göre, bu uğursuz katliamdan oluşan kan selinde rahatça gemi yüzdürülebilir.” 


İnsanlık etobur olduğu sürece…

Sık sık insanın doğanın hükmedeni değil, bir parçası olduğunu vurgulayan Hidâyet’in çalışması, kaleme aldığı dönem göz önünde bulundurulduğunda, hayli doyurucu. Dönemin bilimsel gelişmelerini bir hekim titizliğiyle inceleyen ve kanıtlara dayandıran Hidâyet, insanın et yemeyi öğrendiğini, aslında evrimsel olarak etobur olmadığını aktardığı çalışmasında insan vücudunun ete nasıl tepki verdiği aşama aşama işliyor. Bugün de et yiyen insanlarda sıkça görülen bağırsak kanseri, mide kanseri, gut gibi hastalıkların insan vücudu etobur olarak evrimleşmediği için ortaya çıktığını söyleyen Hidâyet ekliyor: “İnsan kan döküyor, zulüm tohumu ekiyor. O halde sonuçta savaş, acı, yıkım ve toplu kıyım biçecek. İnsanlık ilerlemeyecek, huzur bulmayacak; mutluluk, özgürlük ve barış yüzü görmeyecek etobur olduğu sürece." 

Farsça orijinal adıyla Fevâid-i giyâhhâri: Bir etiğe giriş kitabı.



82

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA