Perspektifim KÜRDİSTAN

Bana göre Kürt Hareketi önerdiği proje ve perspektifle Ortadoğu’ya iyi bir çözüm önerisi sunmakta. Hatta Avrupa’ya da. Öcalan’ın, Kürt hareketinin önerdiği ideoloji, bu topraklarda harmanlandı, büyüdü. Bu Ortadoğu için çok değerli bir şey.

17 Nisan 2018 Salı | Dizi

FEHMİ KATAR / BRÜKSEL 


Uzun yıllar Kürdistan’da gazetecilik yapan Hollandalı Frederike Geerdink ile Kürdistan’daki deneyimleri ve Kürt perspektifini konuştuk. PKK hakkında bir kitap yazmak istediğini belirten Geerdink, “başka bir zaman diliminde yaşıyor” dediği PKK’nin kapitalizmin yerini alacak bir sistemi bugünden inşa ettiğini söylüyor. Kürtlerin ve PKK’nin Avrupa kamuoyu tarafından yeterince tanınmadığını belirten Geerdink, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Ortadoğu için çok değerli ve önemli olduğunun altını çiziyor. Gerilla alanlarına, YPG/YPJ savaşçılarıyla, hareketin önde gelen kişileriyle de görüştüğünü anlatan Geerdink, “Rojava’da insanların barışı sağlamış olması ve demokratik bir sistem inşa etmeleri gelecek için çok değerlidir” diyor. Geerdink’in sorularımızı yanıtları şöyle:


Uzun süre Türkiye’de gazetecilik yaptınız ve ajanlıkla suçlanıp dışlandınız. Sizce neden rahatsız oldular?

Ben ‘terörist’ bir örgüte üye olmakla itham edildim sonra sınır dışı edildim. Kamu sağlığı, kamu güvenliği ve kamu düzeni için tehdit oluşturmuşum! Ama ajanlıkla itham edilmedim. Yani bazı gazeteler yazdı bunu ama resmi olarak bu yönde bir suçlama yoktu. Propaganda yapmakla suçlandım ve tehdit olduğum gerekçesiyle sınır dışı edildim. Artık Türkiye’ye gidemiyorum. 

Ben Diyarbakır’da yaşayan tek yabancı gazeteciydim, onun için zaten gözleri üzerimdeydi. Canlı Kalkan grubu ile Yüksekova’ya gitmiştim; bütün grup gözaltına alındı ve zaten üç gün sonra beni sınır dışı ettiler. Yani benim Kürtler odaklı çalışmam ve Kürt şehirlerini gezmem hoşlarına gitmedi.  


Siz Kürtlerin yaşadığı diğer parçaları da gezdiniz.  Bir gazeteci olarak, Kürdistan’daki son 10 yıllık değişim ile ilgili izlenimleriniz neler?

Bunu cevaplamak biraz zor, çünkü on yıl öncesinde ben Kürdistan’ı ve Kürtleri çok iyi tanımıyordum. Türkiye’ye yabancıydım. İlk defa Türkiye’ye 2003 ya da 2004’te gittim ve o dönem Türkiye hakkında çok şey bilmiyordum. Önce ülkeyi tanımaya çalıştım. Benim aslında Kürt Hareketi’ni tam olarak tanımam son dört yıl içinde oldu. Yani ilk yıllarda da Kürt sorunu hakkında bir şeyler yazdım ama bugünkü kadar bilgili değildim. Türkiye’ye giden her yabancı muhabirin bildiği kadar biliyordum. Ancak ben onları daha iyi tanımaya başlayınca, Diyarbakır’a taşınınca, Roboskî ile ilgili bir kitap yazınca Kürt Hareketi’ni gerçekten tanıdım ve bunu dile de getirdim. Sanırım bundan dolayı da artık rahat vermediler,  sorun yaşamaya başladım, başım belaya girdi.

Türkiye ilgili yazılarımı önce Hollandaca yazıyordum, kimse Hollandaca okumadığı için de çok umursamadılar. Ama Diyarbakır’a taşınıp, hem İngilizce hem de Türkçe yazmaya başlayınca sorun olmaya başladı. Diken’deki köşemde de her şeyi açıkça yazıyordum ki mahkemede yazdıklarım hakkımda ‘delil’ olarak kulanıldı. 


Kürtlerin yaşadığı diğer parçaları da gezdiniz. Kürtlerin Ortadoğu’daki yerini nasıl tarif ediyorsunuz?

Benim için bütün Ortadoğu oldukça zor. Ortadoğu’da hiç gitmediğim bilmem kaç ülke var ve onlar hakkında hiçbir bilgiye sahip değilim. Mesela Mısır’a hiç gitmedim. Ama bu ülkelerin hepsi de toplam dinamiğin birer parçalarını oluşturuyor. Ben Kürdistan’a yoğunlaşıyorum. Gelecek yıl belki Rojhilat’a da gitmeliyim. Şam’a ya da Bağdat’a gitmedim. Bana diyorlarki sen Türkiye hakkında yazıyorsun. Hayır ben Kürdistan hakkında yazıyorum, Türkiye ya da Suriye hakkında yazmıyorum. Biliyorum haritada görünmüyor ama var ben Kürdistan’a yoğulaşıyorum. Bu devamlı olarak benim perspektifim.

Bana göre Kürt Hareketi önerdiği proje ve perspektifle Ortadoğu’ya iyi bir çözüm önerisi sunmakta. Hatta Avrupa’ya da. Çünkü Avrupa’ya bakın radikal sağ, ırkçılık çok çok hızlıca yükseliyor. İdeolojinin kapsayıcı olması oldukça önemli. Kürt Hareketi zaten ‘Bu, bütün Ortadoğu için’ diyor. Bu doğrudur da. Bu aslında Avrupa için de geçerli olabilir. Avrupalılar, Ortadoğu’nun sadece İslamist Araplardan oluştuğunu zannediyorlar ama bu doğru değil. Burada oldukça farklı, çoğulcu bir toplum var. Bütün bölge tarihsel olarak da oldukça çoğulcu. Avrupa’da herkes ‘Avrupa Hirıstiyan’dır’ diyor ama Hiristiyanlık da Ortadoğu’dan gelmiştir. Yine Yahudilik de Ortadoğu’dan gelmiştir. Her şey orada başladı aslında. Çeşitliliğin, çoğunluğun orada başladığını farketmek oldukça ilginç. Onun için Kürt Hareketi’nin önerdiği perspektif Ortadoğu’ya oldukça uygun bir model. 

PKK’nin hakim olduğu alanlarda ve YPJ’leyken gerillalardan öğrendiklerim çok yeni değildi. Mesela sosyalizm, anti-kapitalizm ya da feminizm hakkında söyledikleri yabancı olduğum konular değildi. Ben henüz küçük bir kızken annemden duymaya alıştığım şeylerdi. Ya da Öcalan’ın söyledikleri. Ama Ortadoğu üzerinde etkisi olması için yeni bir şey olması gerekmiyor. Çünkü Öcalan’ın kendisi o bölgeden, Kürdistan’dan. Ve onun ideolojisi buralardan yetişiyor; Moskova’dan, Amsterdam’dan ya da Paris’ten değil, o buralı. Burası derken Kürdistan’ı kastediyorum. Diğer birçok filozofun geldiği herhangi bir Avrupa ülkesinden değil. Bu da buradaki insanlar için büyük önem teşkil ediyor. Çünkü o, buradaki çeşitlilik içinde büyüdü. Bu, Ortadoğu halkları için çok önemli bir şey. Washington’dan, Paris’ten ya da Amsterdam’dan birileri size gelip bölgeniz için neyin iyi olduğunu size söylemiyor. Bu ideoloji, bu topraklarda harmanlandı, büyüdü. Bu da bence Ortadoğu için çok değerli bir şey. Öcalan’ın söylediği her şeyin çok yeni olması gerekmiyor, mühim olan Öcalan bunu bölgede kullanabileceği temellere yaydı. Mesela ulus-devlet önemlidir. Hayır, ulus-devlet modeli Batı tarafından zorla Ortadoğu’ya getirilen bir şeydir. Böyle zengin bir bölgede bunun işe yarama şansı yok zaten. 


Kürtlerin birlik sorununun devletlerinin olmamasıyla bağlantısı nedir sizce?

Burada aynı coğrafyada birbiriyle iç içe çok farklı etnik ve dinsel öğeler var… Ben bunu hep Kürtler açısından düşündüm. İnsan hep Kürtler için ‘birlik değiller çünkü ülkeleri yok’ der. Ben de PKK’yi tanımadan, onlarla yaşayıp yakından tanımaya kadar, ‘Kürtler birlik değil çünkü ülkeleri yok’ diye düşünüyordum. Biz bir bölgeyi İtalya ya da Almanya diye adalandırdığımızda orada da o zaman birlik yoktu. O zamanlar işte krallıklar falan vardı. Ben artık şahsen Kürtlerin devletleri olmadığı için ‘birlik’ olamadıklarına inanmıyorum. Çünkü bu şu anlama geliyor, birlik olmaları için ülkelerinin olması gerekiyor. Ama eğer ülkeniz varsa zenginliklerinizi, farklılıklarınızı kaybediyorsunuz. Bu çok üzücü. 


Biraz daha somutlaştırabilir misiniz?

Kısa bir süre önce Hollanda’da birisiyle tanıştım. Adam, Kuzey Hollandalı’ydı. Kuzey Hollanda’da Frisian diye bir halk yaşıyor, kendi dilleri ve kültürleri var. Kültürel haklara sahipler onun için de direniş gibi bir meseleleri yok. Çok küçük bir bölgede yaşıyorlar. Kendi dilleri var. Çok eski bir dil ama bugün çok az kişi tarafından konuşuluyor ve ölmek üzere. Onlar da dilerini yaşatmak için Hollanda devleti tarafından ekonomik destek almaya çalışıyorlar. Hollanda destek vermeyi reddetti, sebep olarak da ‘biz her diyalekte yaşama hakkı için destekte bulunamayız’ dediler ve o dili diyalekt olmakla itham ettiler. Ama Frisianlar ‘o başlı başına bir dildir’ diyor. Bence eğer küçük bir dili tanıdığında eğer onunla beraber yüz tane daha dil tanınmak için sıraya girecekse birileri bırak girsinler. Hepsine imkan tanı, çünkü o diller senin zenginliğin, senin güzeliğin. 

Ama şimdi biz Hollanda ‘Bizim bir dilimiz var, Almanca’ diyoruz. Yani biz de öyle ‘tek, tek, tek’ yok, yani Türkiye’deki gibi ‘tek vatan, tek millet, tek bayrak’ demiyoruz, Frisianlılar Amsterdam’da istedikleri gibi bayraklarını sallayabilirler kimse buna tepki göstermez. Ben, Almanya’ya çok yakın olan sınırda büyüdüm. Ailemle bisikletle Almanya’ya gidebiliyordum, sınırın diğer tarafında 10 kilometre ötede yaşayan bir kadından ne kadar farklı olabilirim ki? Biz aynıyız aslında ve ben ile sen de aynıyız. Farklı kültürümüz, farklı dilimiz var ama biz hepimiz aynıyız, insanız çünkü. Ve şu an bana göre Kürtlerin bir olmamasının sebebi devletlerinin olmaması değil, tam tersine Kürtler devletleri olmadığı için şanslılar çünkü böylece kendi zenginliklerini koruyabildiler. 

Bu durumun bazen zorlukları da olabilir tabii. Ben şimdi biraz Kurmancî lehçesini biliyorum, Süleymaniye’ye gidersem bu bana çok yardımcı olmayabilir ama orada da Soranice’yi öğrenirim. Biliyorum bu bazı Kürtlerin hoşuna gitmeyecek, ‘özellikle bizim devlete ihtiyacımız var’ diyen Başûrluların ama görüyorsunuz devlet olunca da kültürel zenginliğini kaybediyorsun.


Siz hem Avrupalı hem de Kürdistan’da yaşayan bir gazeteci olarak, Kürdistan’daki gelişmelerin Batı kamuoyu tarafından ne kadar fark edildiğini düşünüyorsunuz?

Avrupa’daki birçok insanın gelişmelerden haberi bile yok. AP’deki konferansta bir konuşmacı İngiltere’de bir yerde 200 kişilik solcu dinleyecinin olduğu salonda ‘Rojava’yı daha önce duyan kimler var’ diye sorduğunu ve sadece 5 kişinin elini kaldırdığını söyledi. Solcular bile yeterince haberdar olmamış yani. Bence Avrupa’da insanlar Kürtlerin DAİŞ’e karşı çok güçlü bir savaş verdiklerini biliyor ama Barzani ve Öcalan arasındaki farkı bilmiyorlar. Ya da ben PKK hakkında bir kitap yazıyorum dediğimde, benim büyük bir ihtimalle Kürtlerin devlet istemi üzerinde yazdığımı zannedecekler ama tam tersi aslından PKK devletin tersini talep ediyor, devleti reddediyor. Ben bunu söyleyince de insanların kafası karışıyor. Yani aslında insanlar ‘Kürt mücadelesini bilmiyorlar, gazete okuyanlar da bilmiyor. 

Ulus-devlet kader olarak görülüyor, kapitalizmde olduğu gibi. İnsanlar ‘neoliberalizm çok kötü daha hümanist bir kapitalizm uygulamalıyız’ diyorlar. Kapitalizmin olmadığı bir dünyanın olabileceğini düşünemiyorlar ya da ulus devletin olmadığı bir dünyanın mümkün olabileceğini tahammül edemiyorlar. PKK ve YPG/YPJ savaşçıları da ‘Avrupalılar ne biliyorlar bizim hakkımızda?’ diye sordular. Avrupa’daki insanlar bilmiyorlar, beni PKK hakkında kitap yazmaya iten de bu oldu zaten. PKK’nin ideolojisini anlatmak istiyorum çünkü benim de çocukluğumdan beri alışageldiğim konseptin dışında. Hiçbir zaman devleti sorgulamadım. Devlet dışında bir konseptin var olabileceğini anlatmak istiyorum.


Dünyada iletişim araçlarının en yoğun kullanıldığı yer Avrupa olmasına rağmen nasıl oluyor da haberleri olmuyor? Bunun sebebi merkez medyanın bu konuyu işlememesi mi yoksa Avrupalıların dünyanın geri kalanıyla ilgilenmemeleri mi?

İkisi de. Ben şahsen Avrupa medyasının Kürt Hareketi ile ilgili haberlere sansür uyguladığını düşünmüyorum. İnsanlar bana ‘sen Qamişlo ya da Kobanê’de de yaşayıp oradan yazabilirsin’ dediler. Ama bu bana yeterli değil, sadece bununla beslenemem. Çünkü ben Rojava’daki devrim ile ilgili iki üç tane yazı yazdım. Eğer ben Hollandalı dergi ve gazetelere şimdi bu konu hakkında yeniden yazsam, bana sen bu konu hakkında ‘hali hazırda iki sene önce yazdın zaten’ diyecekler. Bu aslında medyanın çalışma biçimidir. Eğer süregelen durum varsa bunun hakkında yazmıyoruz, ancak çok yeni gelişmeler olursa yazıyoruz. Şimdi devam eden bir devrim var Rojava’da, devamlılığı olduğu için haber olmuyor. Yani bunun bir sansür ile ilgili olduğunu düşünmüyorum bu şu anki medyanın çalışma biçimi ile ilgili. Avrupa medyası, Rojava çok küçük bir yer, devlet değil diye düşünüyorlar. ‘Suriye’de seçim mi, Suriye’de savaş var nasıl olur’ diyorlar ve bunu anlamıyorlar, yoksa çok ilginç olabilirdi. 


Hem Kürtleri hem de Ortadoğu’yu tanıyorsunuz. Size göre Kürt perspektifinin ya da Demokratik Konfederalizm’in önemi nedir? 

Bana göre daha çok derinlikli bakmak lazım. Gazeteci olarak, her gün her haberi, her detayı takip ediyorsun. Ama biraz daha bundan uzaklaşıp, gündelik yaşamımızdan da uzaklaşıp daha bütünleyici, daha kapsamlı bakmak lazım. Ben bir gazeteci arkadaşıma ‘Biz Batılılar yüzyıllık öteye bakamıyoruz çünkü o zaman ölmüş olacağız, onun için şimdiye bakıyoruz’ dedim o da ‘Biz 30 yıllık ipoteğe bakıyoruz’ dedi. Yani bu bizim içinde yaşadığımız hayatımızın realitesi. Ama PKK başka bir zaman diliminde yaşıyor. Ben Bakûr’da barış süreci ile ilgili yazamayacağım için üzülmüştüm. Diyarbakır’da yaşadığım zaman barış hakkında yazarım, barış ile beraber bölgenin nasıl dönüştüğünü yazarım diyordum. Gerillalar ile yaptığım bir sohbette, ‘Belki iki yüz ya da üç yüzyıl sonra kapitalizm çökecek, ben o zaman ölmüş olacağım, hepimiz ölmüş olacağız ama şimdi siz ondan sonra gelebilecek bir sistemi oluşturuyorsunuz’ dedim. Bu şu an gerillaların oluşturduğu şeydir. Demokratik Konfedaralizm’in oluşturmaya çalıştığı, Rojava’nın oluşturduğu şeydir. 

Bugün yarın Esad rejimi Rojava’yı ortadan bile kaldırırsa, ortada bir deneyim var, onu yine geleceğe taşıyabilirsin. Eğer Esad, Qamişlo’yu, Kobanê’yi, Serêkaniye’yi bombalamaya başlarsa ve buraları alırsa her şey gider ama bu doğru değil insanlar bilinçlendi. Kantonlarla ilgili deneyimler oluşturuldu. Haliyle bunu da geleceğe de taşıyabilirsiniz. Bu beni kendi pozisyonumla ile ilgili de umutlu yapıyor. Üç yüzyıl sonra gerillalar belki PKK olmayacak. Çünkü çok az örgüt yüzyıldan fazla yaşadı. ‘Belki başka örgütler bizim mücadelemizi sırtlayacaklar ama bir gün kapitalizm çökecek ve eğer biz çok çalışırsak bizim sistemimiz alternatif olacak’ diyorlardı. Üç yüzyıl sonra gazeteciler kapitalizmin çöküşü ve Demokratik Konfedaralizm’in onun yerini alışı hakkında yazdıklarında, belki onlar da 2000’lerde bu kapitalizmin yerini alan hareketin başlangıcı hakkında yazanları kıskanacaklar. O benim, ben şimdi buradayım. 

Cemil Bayık ve Besê Hozat ile konuştum, İmralı’ya gidebileceğime pek ihtimal vermiyorum ama bu hareketin önemli birkaç kişisiyle konuştum. Ve bu zaman diliminde yaşamış olmak çok önemli. Yani artık ben, ‘Ben öleceğim ve önemli şeyler hakkında yazamayacağım’ demiyorum. Hayır, şimdi buradayım ve insanların yatırımlarını, oluşturdukları şeyi görmek oldukça ilginç. Sonuç olarak perspektifimi değiştirdim, yani bence şu an olanlar oldukça değerli. Rojava’da insanların demokratik bir sistem inşa etmeleri çok önemli.


1408

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA