Özgürlük Hareketi’nin ağır yükü

Cenap ÖZEK

16 Nisan 2018 Pazartesi | Forum

Efrin’i işgalin Türkiye’nin emperyal iştahını kesmeyeceği ve Rusya’nın icazeti ve batının sessiz onayı ile gerçekleşen bu durumun yeni saldırılar için cesaretlendirici bir rol oynayacağı iyice anlaşılmış durumda. Erdoğan’ı „führer“ katına çıkaran bir milliyetçiliğin Kürt düşmanlığıyla sınırlı kalmayan kanlı bir maceraya evrilmesi kaçınılmazdı ve şimdi de olmakta olan budur. İktidarı ve muhalefetiyle herkesin „mehmetçik“ moduna girdiği bir toplumsal histeri, bir canavar gibi toplumun bütün özgürlük alanlarına saldırıp parlamentosundan üniversitelerine, basınından hukuk kurumlarına, demokratik kitle örgütlerinden kültür varlıklarına kadar sonsuz bir nefretle parçalayıp yutarak sonuçta Erdoğan’ın ebedi iktidarını garantilerken, filmin devamında kendisini emperyal saldırganlık olarak somutlamakta. 

Gelinen aşamada Kürtlere karşı açılmış savaş, artık Misak-ı Milli sınırlarını koruma boyutunu aşmış ve bölgeye egemen olan bir yeniden paylaşım karakterine bürünmüştür. Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki askeri üslenmeleri ve sürdürdüğü harekatlar Kürdistan petrolleri de dahil olmak üzere ticaret ve enerji yolları üzerinde hakimiyet kurmayı amaçlayan ve bunu Rusya ve ABD’nin temsil ettiği hegemonya çatışmasında iki tarafın denkleminde de yer alarak gerçekleştirebilmeyi hedefleyen bir niteliktedir. Bölgedeki çatışmanın boyutlarında dehşet senaryolarına doğru bir kayış olmadığı müddetçe Türkiye bir müddet daha bu oyun planı ile hedeflerinde ilerleyebilir. İşin seyri Türkiye’nin NATO ayarlarına döndükçe Rus-İran muhabbetinden uzaklaşacağı yönündedir. ABD’nin İngiltere ve Fransa gibi bu coğrafyanın kadim sömürgecilerini arkasına alarak başlattığı tehditler artık Rusya’nın „kazan kazan“ konumuna daha fazla tahammül edilemeyeceğinin bir göstergesi olarak öngörülebilirse Türkiye’nin Akkuyu Nükleer Santrali ve S-400 şovları ile sıvadığı bu el sıkışmalara dair mutluluk resimlerinden de geleceğe dair pek bir iz kalmayacak demektir.

Ekonomisi iflas düzeyinde seyreden ve herhangi bir iyileşme belirtisi göstermeyen Türkiye’nin başta Kürt coğrafyası olmak üzere bölgenin bütün zenginliklerinden azami pay kapabilmesi sayesinde nisbi bir istikrarı yakalayabileceği gerçeği artık neredeyse yegane seçenek olduğu içindir ki içerde özellikle savaş sanayiinin geliştiricisi firmalar başta olmak üzere bu amaçta çekirdek teşkil eden dar sayıda şirketi kapsayan 135 milyar liralık bir teşvik paketi devreye sokularak geri kalanların Allaha havale edildiği bir ekonomik merkezileşmeye gidilirken diğer yandan da Güney Kürdistan’a yönelik bir askeri işgalin adımları hızlandırılmaya başlanmıştır. Bu operasyonun ABD’nin bölge planından bağımsız sürdürüldüğünü söylemek zordur. Şimdiden 20 Km’lik bir derinliğe ulaşmış bulunan bu harekat PKK’nin Rojava ile olan bağlantısını akamete uğratmaya, diğer yandan da derin bir yönetme aczi ve iktidarsızlık içindeki KDP’nin doğurduğu boşluğu onun diri ve enerjik militan gücünün doldurmasını önlemeye yöneliktir. Ve bu amaç hem KDP’nin, hem Irak merkezi hükümetinin ve hem de Rojava’yı PKK’nin çok yönlü etkisinden kurtarmayı amaçlayan ABD’nin çıkarlarına uygundur. Ebadi’nin PKK’ye yönelik yaptığı son silahsızlanma çağrısı da bu öngörüyü doğrular niteliktedir. ABD’nin Türkiye’yi kendi oyun planına dahil etme noktasında pürüz teşkil eden Rojava meselesi ise PKK’nin ideolojik, siyasi ve askeri etkisi bertaraf edilebildiği oranda çözülebilecektir. Türkiye PKK’siz bir Rojava’yı sorun etmeyecek hatta bunu Kuzey Kürdistan’da halk nezdinde kaybettiği konumu kazanmakta araçsallaştırmaya da çalışacaktır. 

Bütün bu gelişmeler önümüzdeki döneme ait sürecin PKK açısından son derece çetin geçeceğinin de bir göstergesi olmaktadır. Bu topyekün saldırıya topyekün cevap vermenin gerekliliği ortadadır. Kürt halkının bölgedeki bütün ilerici halklar ve devrimci demokratik güçlerle sağlam ittifakları zorlaması son derece büyük bir önem arzetmektedir. Yoksulluğun derinleştiği metropol alanlarda başta Kürt emekçileri olmak üzere sınıfsal mücadelenin yükseltilmesi ve yaygınlaştırılması bir zorunluluk olmakta, bu temelde bütün kuşatılmışlığına rağmen HDP’nin bir kitle partisi olarak rolünü oynaması gerekmektedir. Bütün bu çalışmaları koordine edip ileriye sıçratacak olan ise ideolojik netlik ve ondan güç alan siyasal duruştur. Taktik adı altında ortaya çıkabilecek uzlaşmacı eğilimler böylesi dönemlerin klasik yıkıcısıdır. Bugün Ortadoğu coğrafyasının içinden geçmekte olduğu süreçte onun gidişine etki edecek devrimci iradeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Özgürlük Hareketi işte bu iradenin sahibi olarak bu tarihsel sınavın eşiğindedir.


200

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA