Enfal’in 30. yılı

Elma kokusuyla başlayan ve onbinlerce insanın kimyasal ile öldürüldüğü Enfal’in üzerinden 30 yıl geçti. Saddam Hüseyin tarafından Kürt halkına yönelik yapılan soykırımın derin izleri bugün hala can yakmaya, yürek dağlamaya devam ediyor.

14 Nisan 2018 Cumartesi | Dizi

O gün 15 bin kişi mahkemeye gelmişti. Ortalık ana baba günüydü. Bağdat Halepçilerle dolup taşmıştı. Kimi ağlıyordu, kimi tilili çekiyordu. Hepsi Saddam Hüseyin’i bekliyordu. Enfal’de hayatını kaybedenlerin yakınları, soykırımın tanıklarıydı onlar. İlk kez Saddam’la yüzleşeceklerdi.

Halepçe’nin Cebeli köyünün tüm halkı da oradaydı. Cebeliler Saddam Hüseyin’in yargılandığı davada şahit olarak katılmak için suç duyurusunda bulunmuştu. Katliam en fazla onları vurmuştu. 

Bağdat’taki Baas Partisi’nin eski merkezinde kurulan mahkeme salonuna yaşlı bir amca girmişti. Bir anda dikkatleri çekti. Bu Cebeli köyünden Mahmud Aziz’di. Kimyasal gazlardan ötürü gözlerini kaybetmiş, yüzü tahriş olmuştu. Gündüzleri dışarı çıkamadığını, sadece geceleri sokağa çıktığını anlattı. O sırada Reuters muhabiri mikrofonu Mahmud Aziz’e uzattı. Kendisini karanlığa mahkum eden Saddam ve Kimyasal Ali’nin hakkettiği cezaya çarptırılmasını istiyordu Aziz amca.

1987’deki katliam gününü anlatan Aziz, “Akşam saatleriydi, köyümüzü ve çevredeki dağların etrafı sarılmıştı. Irak ordusu tek bir köylünün kurtulmaması için özellikle bu saatleri seçmişti. İlk bombalar atıldığında ne olduğunu anlayamadık. Elma ve kükürt kokusuna benziyordu. Hiçbir şey göremiyordum, sadece ölümü bekledim” diyor. 

Yaralı kurtulan 150’yi aşkın köylünün Hewler hastanesinde tedavi gördükleri sırada Saddam’ır askerleri tarafından infaz edildiğini söyleyen Aziz, “Hastaneye gitseydim şimdi yaşamıyor olacaktım. Tedaviye gitmemem gözlerime mal oldu. Yıllardır bugünü bekleyip durdum.”


Kimyasal Ali

Elma kokusuyla başlayan ve onbinlerce insanın Alman, Hollanda ve Avrupa’lıların Saddam rejimine verdiği kimyasal gazlarla öldürüldüğü Enfal’in üzerinden 30 yıl geçti. Saddam Hüseyin tarafından Kürt halkına yönelik yapılan soykırımın derin izleri bugün hala can yakmaya yürek dağlamaya devam ediyor. 

İmha operasyonun ismi El-Enfal’di. ‘Fetih’ anlamına gelen Enfal, Güney Kürdistan’ın 6 ayrı coğrafi bölgesinde, birbirinin devamı olarak tasarlanmış toplam 8 askeri saldırıdan oluşuyordu.

Soy kurutma operasyonun komutanlığına Ali Hasan el-Mecid (Kimyasal Ali) atanmıştı. Irak ordusunun Birinci ve Beşinci Kolorduları soykırım için görevlendirilmişti.

Enfal’ın ilk aylarında Cumhuriyet Muhafızları ve Acil Kuvvetlerin yer almasına özellikle önem verilmişti. Acil Kuvvetler, Baas Partisi’nin “terörizme karşı şehir timleri’’ydi. En acımasızı onlardı. İnfaz, işkence her türlü cinayeti bu timler yapıyordu. Zaten yıllar sonra bu timler DAİŞ’in kuruluşunda yer alacaktı. İlk ‘’temizlikten’’ sonra devreye düzenli ordu girdi. Birinci ve Beşinci Kolorduları, ilçeleri, köyleri yakıp yıkacak ve talan edecekti. Kaçan köylüleri yakalayıp rejime teslim etmek ise “cahş”lara düşmüştü.


Talimat: Tek Kürt evi kalmayacak!

Kimyasal Ali’nin kafasındaki plan 6 ayda soykırımı tamamlamaktı. Ancak hazırlıklar çok kapsamlıydı, altı ayla sınırlı kalmayacağını gösteriyordu. 

Kimyasal Ali, Baas’ın Kuzey Bürosu’na 1987 yılında atanmasıyla soykırım makinesi harekete geçti ve çark 1989 Nisan’ına kadar döndü.

Kimyasal Ali’nin Kerkük’e gelmesiyle Bağdat rejimi Kürt sorununu sonsuza kadar ‘çözmek’ istiyordu. Fakat operasyon planlandığı gibi 1987 yılında başlayamadı. Çünkü İran ile süren savaştan dolayı Irak hükümeti neredeyse tüm gücünü İran cephesine vermişti. 

İran-Irak savaşı boyunca İran Güney Kürtlerini; Irak ise İranlı Kürtleri kullandı.

Bunun en somut örneği 4 Mart 1987’de yaşandı: İran askerleri, KDP ve YNK peşmergelerini de yanına alarak Rewandûz’un doğusundan Irak topraklarından 8 kilometre içeriye girdi. 

Irak, iki rakip Kürt partisini biraraya getiren bu ittifak ile adeta çılgına döndü. Baas rejiminin bu ittifaka tepkisi ölümcül oldu. Kimyasal Ali askerlerine şu talimatı verir: ‘’Erbil ovasında yıkılmamış tek bir ev bile kalmayacak. Ben gelip denetleyeceğim ve dokunulmamış tek bir ev görürsem, bundan oradaki birliğin komutanını sorumlu tutarım.”



16 Nisan, Balîsan köyü…

Baas rejimi, Kürtlere karşı kimyasal gazları ilk olarak 16 Nisan 1987 günü Balîsan vadisinde kullandı. Balîsan, Irak hükümetinin yiyecek ve erzak girişine izin vermediği yasak bölgeydi. Balisan’daki saldırıda ne kadar insanın öldüğü bilinmiyor. Bazılarına göre 64, bazıları ise 150 diyor. Saldırıdan hemen sonra Baas askerleri yüzlerce insanı tutukladı. O insanlardan bir daha haber alınamadı. Onun için ölenlerin tam sayısı bilinmiyor. 


Kürtler vatandaşlıktan atıldı

Balîsan’daki kimyasal saldırıda aslında Enfal’in askeri yöntemi belli olmuştu. Dağlık olan bölgelere “yasak bölgeler” deniliyordu. Burada yaşayan Kürtlerin hepsi “İran ajanı“ olarak görülüyordu. Bu arada nüfus mühendisliğine girişen Baas rejimi, 17 Ekim 1987’de nüfus sayımı yaptı. Bu sayıma göre “yasak bölgede” yaşayan Kürtler, ya göç edip şehir, kasaba veya oluşturulan kamplarda yaşayacaklar ya da Irak vatandaşlığından atılacaklardı. Bu sayım ile “Kürt caşhları” dışında, tüm Kürtler ‘sabotajcı’ ‘ajan’ ilan edilerek, vatandaşlıktan atıldı. 


Sergelî ve Bergelî kuşatması 

23 Şubat’ta gün ağarırken Irak askerleri saldırıya geçti. Dokan Gölü’nün doğu yakasındaki Bingird’den başlayıp, Süleymaniye’ye ve Mawat ve Çwarte kasabalarına kadar uzanan cephe hattı tam 64 kilometre uzunluğundaydı. Bu saldırıda hava kuvvetlerinin yanı sıra Cumhuriyet Muhafızları yer aldı. Bağdat’ın hedefinde sadece YNK karargahı yoktu. Vadideki 25-30 köyde hedefteydi. 

Mart’ın ilk günlerinde YNK’nin savunma hatı düşünce, Saddam askerleri köyleri buldozerlerle yerle bir etti. Bu kuşatmada 200 ila 250 arasında peşmerge ve köylü hayatını kaybetti.

Irak ordusunun köylere girmesiyle Kürtler bir kez daha yönünü  dağlara çevirdi. Ordu güçleri ilerledikçe dağlarda saklanan halkın bir kısmı teslim oldu, teslim olmayanlar ise İran’a kaçtı. O karlı dağlarda soğuktan ve açlıktan yüzlerce insan hayatını kaybetti. Sergelî’deki kuşatmadan kurtulan YNK peşmergeleri ise Şanexşê köyünde yeni bir üs kurdu. 



İkinci kimyasal saldırı: Şanexşê 

Baas rejimi, Şanexşê köyünde üs kuran YNK peşmergelerine yönelik 22 Mart’ta kimyasal silahlarla saldırdı. Balîsan’dan sonra bu ikinci kimyasal gazlar kullanıldı. Şanexşê saldırısında çoğunluğu peşmerge ailelerden 28 kişi yaşamını yitirdi, 300 kişi de yaralandı.


En ağır saldırı: Halepçe 

Sergelî-Bergelî kuşatmasından sonra YNK peşmergelerinin desteğiyle, İran askerleri Halepçe kasabasına girdi. 16 Mart sabahının ilerleyen saatlerinde Irak ordusu karşı saldırıya geçti. Saldırı havadan ve Halepçe’nin kuzeyindeki Seid Sadık kasabasından yapılan topçu bombardımanıyla başladı. Halepçeliler hemen evlerinin altında yaptıkları sığınaklarına girdi. 17 Mart’a kadar süren bombardımanda 5 bin insan yaşamını yitirdi. 9 bin civarında insan da yaralandı. Halepçe’nin içinde ölen peşmergeler ve İran pastarları yer almaktaydı. Sayıları hiçbir zaman açıklanmayan bu peşmerge ve İran pastarlarının neden birlikte oldukları ise hala gizemini koruyor.

İran ordusuyla işbirliği yaparak Irak’a karşı savaşan peşmergelerin dirençlerini Halepçe katliamı kırdı. Irak ordusuna karşı peşmergeler en son 18 Mart gecesi direndi. Burada da aldıkları ağır darbelerden sonra peşmergeler, Sergelî’yi terk etti. Direnci kırılan peşmerge güçleri, Sergilî çekilmesinden bir gün sonra Bergelî’den de çekildiler. 


Dördüncü kimyasal saldırı

İkinci Enfal, 22 Mart akşamı Seysenan köyüne top atışı başladı. Çevreye yayılan “elma kokusu” kimyasal bombaların kullanıldığını gösteriyordu. O günkü kimyasal saldırıda Seysenan köyünde sayısı tam net olmamakla birlikte 78-87arası kişinin yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor.

Bir sonraki gün Dokan’daki YNK üssüne kimyasal saldırı düzenlendi. 24 Mart gecesi KDP operasyonlarının kontrol edildiği küçük bir karargâha ev sahipliği yapan Cafaran köyü hedef alındı. Artık öyle olmuştu ki, Baas rejimi tabancayla kurşun sıkar gibi kimyasal silah kullanıyordu. Bu saldırılardan kurtulanlar köylerinden kaçarak, dağlara sığındı. 



Germiyan 

Irak ordusu, 7 ve 20 Nisan tarihlerinde Germiyan’da da zehirli gazları sadece bir yerde devreye koydu. Rızgari nahiyesine bağlı Konakotr köyünden Sabah Necmeddin o gün yaşananları,  “Hükümet bizim köye daha önce hiç gelmemişti. Uçaklarla bizim köyü yaktılar. Bizim köy çok uzaktı. İlk geldiklerinde uzakta bir yere yerleştiler. Ordu gelince halk mecbur kaldı, kaçtı. Bizim köy küçük bir köydü. Sanırım o zaman haritada dahi yoktu. Askerler gelince biz de Kalakoçali tarafına geldik” sözleriyle anlatıyor.

Germiyan’ın Gilakova köyünden olan Salih Rüstem Namık ise,  “18 Nisan 1988 günüydü. O günden sonra o sevdiğim insanları bir daha görmedim. O gece Mılasura köyüne geldim. Hayvanlarla birlikteydim. Geldim oraya evler yıkılmış, her yer yanıyordu. Kızılca kıyametti. Benim gibi birkaç kişi daha vardı orada. Yanımda Qarağ köyünden bir kişi daha vardı. O da kaçaktı. Orada 7 gün 7 gece aç susuz kaldık. Kimse de bir şey sormadı. Sonradan Şerazor’dan bizim kavimden bazıları geldi, bizi eşyalarımız ve hayvanlarımızla birlikte alıp oradan götürdüler” diyor. 


Ekser köyü 

3 Mayıs’ta uçakların ilk hedefi Ekser köyü oldu. Bir uçak filosu köye alçaktan saldırdı. Hoş bir nane kokusu yayan beyaz dumanların takip ettiği 8 boğuk patlama oldu. Güneydoğudan esen rüzgarla duman iki üç kilometre ötedeki Heyder Beg’e kadar yayıldı. Ali Askeri’nin kardeşi olan YNK tabur komutanı Şeyh Cevat Askeri’nin de içinde bulunduğu 25 peşmerge şehit düştü. Fakat bu saldırı çok farklıydı. Bombalardan çıkan duman yükselmiyor, arazinin üstüne çöküyordu. Bu saldırıda ölenlerin sayısının ne olduğu tam olarak bilenmese de Baas rejiminin Kürtlere karşı yaptığı kimyasal saldırılar arasında, altı hafta önce Halepçe’de yaşanan katliamdan sonra, ikinci en ağır saldırıydı. 


Toplama kampları

15 Mayıs ile 26 Ağustos arasında gerçekleştirilen operasyonlar beşinci, altıncı ve yedinci Enfal olarak tanımlandı. Amaç peşmerge gücüne son darbeyi indirmek ve onları destekleyen halkı cezalandırmaktı. Kimyasal Ali, Sergelî-Bergelî kuşatmasıyla başlayan soykırımı tamamlamak istiyordu. Operasyonun amacına ulaşması ve peşmerge alanlarının boşaltılması için bölgede kalan halkın da ortadan kaldırılması gerekiyordu. Bu amaçla da kimyasal saldırıdan sağ kurtulmayı başaranlar, toplanmaya başlandı. 

Üçüncü Enfal’de Leylan, dördüncü Enfal’de de Taqtaq kasabası toplama kampı olarak kullanıldı. İnsanlar burada bir gece bekletildikten sonra birçoğu geri dönmedi ve bilinmeyen bir yere doğru kamyonlarla götürüldüler. Üçüncü Enfal esnasında Germiyan’a bağlı Şarbajer alanında tutuklanan köylülerin götürüldüğü kamplarda birçok kadının kaybolduğu belirtiliyor. 


Behdinan işgali

Irak hükümetine verilen raporlarda, peşmergelerin Behdînan’daki toplam gücünün 2 bin 600’den fazla olmadığı belirtiliyordu. Bu cılız güce ve Behdinan’ın sivil halkına karşı Kimyasal Ali 200 bin kadar asker yollamıştı. Bu son Enfal harekâtına Kimyasal Silahlar Taburu, Irak Hava Kuvvetleri birimleri ve ‘Cahşlar’ da katılmıştı. İlk kimyasal gaz bombası, 24 Ağustos akşamı geç saatlerde Kuzey Kürdistan sınırı yakınlarındaki Zêwa Şêxan’daki KDP karargahına atıldı. Ertesi sabah, Irak savaş uçakları birçok yere eşzamanlı saldırı gerçekleştirdi. Uçaklar, yaklaşık yüz kilometre genişliğinde ve otuz kilometre derinliğinde bir şerit üzerinde odaklanmışlardı. Uçaklardan bazıları tek bir köyü ya da pêşmerge üssünü hedef alırken, diğer uçaklar dizi halindeki köylerin tümünü seri bir şekilde vurdu. Behdinan halkı köylerini bırakarak, Türkiye sınırına doğru kaçmaya başladı. Askeri birlikler halkın kaçışını engellemek için Behdinan alanındaki en büyük kimyasal saldırıyı hızlı akan Zap Nehri’nin üzerindeki ana geçiş noktalarından birisi olan Balûke köprüsüne yaptı. 

Behdinan işgali, on binlerce Kürdün Türkiye’ye kaçması ve diğerlerinin ya evlerinde yakalanması ya da kısa süren bir kaçış girişiminden sonra teslim olmasıyla, 28 Ağustos sabahında sona erdi. Kalanlar ise 6 Eylül genel affına kadar dağlarda gizlendi. İlk saldırı dalgasıyla eşgüdüm halinde Irak ordusu, Zaxo’dan Büyük Zap Nehri ile kavuştuğu Balûke’ya kadar doğuya doğru giden anayolu ele geçirmişti. Amaç Kuzey Kürdistan sınırını kapatmak ve mülteci akınlarının önüne set çekmekti. Fakat ordu bunda çarpıcı biçimde başarısız oldu. Her ne kadar çoğu yolda ölmüş, bazıları yakalanmış ve diğerleri takip edilip savaş uçaklarınca taranmışsa da 65-80 bin arasında Kürt sınırı geçmeyi başardı. Mülteci akınını engellemek için sınırlarını kapatan Türk hükümeti, mülteci akınını yoğunluğu karşısında sınırlarını açmak zorunda kaldı.


182 bin Kürt katledildi

Enfal operasyonlarında bilinen rakamlara göre, 182 bin kişi katledildi. Ama ardında birçok insan için yıkımdan bir hayat kaldı. Yaklaşık yedi ay süren Enfal operasyonlarında katledilen Kürtlerin çoğunun ne cenazesi bulunabildi ne de akıbetleri hakkında herhangi bir bilgi. Herkes kendi akrabasının akıbetini yıllarca araştırdı, ama hemen hemen hiç kimse herhangi bir ize ulaşamadı. Saddam rejimi, 2003 yılında yıkıldıktan sonra toplu mezarların izleri bulunmaya ve cenazeler çıkarılmaya başlandı. Bulunan her kemik, getirilen cenaze onların yaralarına bir kez daha tuz serpti, aynı olayları bir kez daha yaşamalarına neden oldu. Ama bulunan hiçbir cenazenin kimliği açıklanmadı.


HABER MERKEZİ


471

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA