Güney’in işgali ve Türk devletinin saldırıları

Zeki AKIL

14 Nisan 2018 Cumartesi | Forum

Türk devleti Kürt halkına ve kazanımlarına yönelik saldırılarını genişleterek sürdürüyor. 24 Temmuz 2015’ten başlayarak "Çöktürme planı"nı pratikleştiriyor. Kuzey’de Kürtlerin tüm örgütlü yapıları hedeflendi, belediyelerine el konuldu, binlerce insan hapishanelere dolduruldu. OHAL ilanıyla birlikte baskı ve terör ortamı olağanlaştırıldı. 20 Ocak 2018 Efrîn saldırılarıyla Kürt düşmanlığı yeni aşamaya vardı. Tüm Kürdistan’da açıktan soykırım yaparak ve Kürt karşıtlığını gizleme gereği duymadan saldırılarını artırıyor.

Efrîn 21. yüzyılda çok çarpıcı bir örnek. Dünyanın gözü önünde, Türk devleti herhangi bir tereddüde girmeden etnik temizliğe başvurdu. Güvenlik ve barış içinde yaşayan Efrîn’e saldırdı. Yüzbinlerce Efrîn’liyi topraklarından atarak Arap kökenli DAİŞ ve El Nusra artıklarını ve diğer çeteleri getirip yerleştirmeye başladı. Rusya’nın hava sahasını açması ve Türk devletiyle ortaklığı Efrîn’de soykırıma kapıları açtı. ABD ve Avrupa da bu işgal ve soykırıma onay verdi, seyirci kaldı.

Bundan cesaret alan Türk devleti soykırım saldırılarını şimdi Güney’e de yaymaya başladı. 1992’den beri Güney’i adım adım işgal etmeye ve sömürgesi haline getirmeye başlamıştı zaten. Onu aşkın askeri üs kurdu. İstediği zaman da karadan ve havadan Güney’e saldırdı. Güney açık bir atış alanı olarak kullanıldı. Ne Güney hükümeti ve partileri ne de dünya buna ses çıkarmadı. Türk soykırım rejimi Kürtler üzerinde büyük bir terör estirirken yavuz hırsız misali teröre karşı operasyon yapıyorum diyerek istediği gibi at koşturdu. 

ABD ve NATO Türk soykırımına ve terörüne hep çanak tuttu, destek verdi. Kürt halkı ne olacak, hakları nerede diye ne bunu kendine dert etti ne de gündeme getirdi. Türk devleti bu desteği ve Batı’nın çıkarcılığını Kürt imhasında çok iyi değerlendirdi ve bu fırsatı tepe tepe kullandı. Ortadoğu’daki krizi de Kürtlere karşı savaşı yayarak değerlendirmeye çalışıyor. Efrîn’de görüldüğü gibi ulus devletler çıkarlarını öne alarak Kürtleri yalnız bıraktı. Halbuki DAİŞ’e karşı en büyük bedeli ödeyen ve onunla savaşıp dünyayı beladan kurtarmaya çalışanlar da Kürtlerdi. 

Türk devletinin Kürt karşıtlığı veya düşmanlığı PKK’yle sınırlı değil. Şimdi PKK’yi öne sürüyor ama Güney Kürdistan’daki referandumda PKK’nin bir rolü yoktu. Türk devletinin kendisine en yakın göstermeye çalıştığı KDP bu kararı almıştı. Ama Erdoğan Güney karşıtlığında öncü olarak ortaya çıktı. Kerkük’ü Kürtlerin elinden aldılar. Demek ki, sorun şu veya bu parti değildir. Sorun Kürt varlığının kendisi ve kazanımlarıdır. Bu amansız ve sınırsız Kürt karşıtlığına karşı Kürtler ne yapmalıydı? Tabi ki, birleşmeli ve düşmanlığa dur demeliydiler. Kürtlerin birikimi, coğrafyası ve gücü bu düşmanlığı durduracak kapasiteye sahiptir. 

Kürt halkı ve dostları birlik olun demelerine karşı bir türlü birlik kurulamıyor. Türk devleti gibi güçler bunu engellemeye çalışıyor ama onlar artık belirleyici olamazlar. Kürt örgütleri karar verir ve ısrar ederse bunu başarabilirler. Ancak dağlar bombalarla şekil değiştirdiler ama KDP pozisyonunu değiştirmedi. Bir türlü birliğe evet demedi. Bu politika şimdi Güney’in yaygın işgaliyle yine Türk devletinin hizmetine girmiş ve işini kolaylaştırıyor. Türk devleti yeni alanları işgal ediyor. Sideka’ya kadar güç kaydırmış, Xakurkê ve Xinerê’ye kadar havadan bombalayıp indirme yapıyor. KDP ve Güney hükümetinden ses yok. Halbuki Güney halkı sömürgecilerin işgaline karşı sessiz kalacak bir halk değildir. Halkın tepkilerini bile engellemeye çalışıyorlar. Kendi toprakları işgal ve tehdit altında. Köyler boşaltılıyor. Rudaw ve kanal 24 gibi televizyonlar kendi ülkelerinin işgal edilmesini haber değerinde bile görmüyorlar! Günlerdir saldırı, işgal ve yeni askeri üsler oluşturma girişimlerini söylediğimiz gibi KPD basını haber bile yapmıyor. Bu da KDP’nin bu işe nasıl dahil edildiğini ve bağlandığını gösteriyor.

Kürtleri zayıf düşürerek, düşmandan medet ummak hiçbir Kürt gücünü büyütmez. Güncel bazı çıkarlar ve avantajlar sağlasa da uzun vadede hem kendileri hem de halk kaybedecektir. Türk devleti dost olsa kendi vatandaşları olan Kürtleri kucaklar. Kendi vatandaşlarına sınırsız bir düşmanlık güden ve saldıran Irkçı sistem dışarıdaki Kürtlere asla dost olmaz. Kürt halkı, başta Güney’dekiler olmak üzere kıyameti koparmalı, Kürt düşmanlarına karşı harekete geçmelidir. Kürtleri kurtaracak olan dağları, birlik olmaları ve direnmeleridir. Zaman birleşme ve direnme zamandır.


243

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA