Özgür Gündem ve Evrim

Kısa ömrüne yüzlerce makale-yazı, iki kitap, bir filmin öykü yazarlığı ve dolu dolu bir gazetecilik sığdıran Evrim Alataş’ın özellikle gazetecilikle ilişkisini Özgür Gündem gazetesiyle bütünleştiren Mukaddes Alataş, “Özgür Gündem yerine başka gazetede olsaydı Evrim olmazdı. Evrim orada Evrim oldu” dedi.

13 Nisan 2018 Cuma | Dizi

CİHAN ÖLMEZ / DEVRAN TOPTAŞ


Evrim Alataş 15 Nisan 1976’da Malatya’nın Akçadağ ilçesine bağlı Gölpınar köyünde dünyaya geldi. İlkokul ve ortaokulu doğduğu köyde okudu. Daha sonra eğitimini İstanbul’da sürdürdü. 1994 yılında gazeteciliğe başladı. Yeni Politika, Demokrasi, Özgür Bakış, Ülkede Özgür Gündem gibi gazetelerde muhabir ve sonrasında da editör olarak görev aldı. Ardından Evrensel, BirGün ve Özgür Politika’da aralıklarla köşe yazarlığı yaptı. Esmer, Birikim, Amargi, Siyahi ve Tiroj başta olmak üzere birçok dergide makaleleri yayınlandı. Radikal İki eki ve Taraf gazetesinde de köşe yazdı. 

Mayoz Bölünme Hikayeleri adlı kitabı 2003 yılında Aram Yayınları tarafından yayımlandı. Her Dağın Gölgesi Deniz’e Düşer adıyla kaleme aldığı çalışması da 2009 yılında İletişim Yayınları’ndan çıktı. Yazdığı ve katkıda bulunduğu kitaplarında Kürdistan coğrafyasında yaşanan çatışmalı dönemin traji-komik öykülerini derledi. Savaş mağduru çocukları konu edinen “Min Dît” (Ben Gördüm) hikayesi adıyla uzun metrajlı bir film çekti. 

Yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle yine bir Nisan ayında Amed’de hayata veda etti. 12 Nisan 2010’da yaşamını yitiren gazeteci-yazar Evrim Alataş’ın ölüm yıldönümünde ablası, insan ve kadın hakları savunucusu Mukaddes Alataş kardeşini anlattı. 

  

Evrim Alataş’sız 8 yıl nasıl bir özlemle geçti?

Herkeste aynı duygular vardır. Bir kardeş giderse çok eksilirsiniz. Şu an hayatımızda çok önemli bir eksiklik var. Evrim ardından büyük bir acı, hüzün bıraktı. Yeri doldurulmayacak büyük boşluk var. Yer yer dönüp eski yazılarını okuyorum. Yazılarının ne kadar güncel olduğunu tekrar görüyorum. Ne kadar derin değerlendirmeler yaptığını ve bunların üç beş yılda değişmediğini görüyorum. Bir kardeş olarak olan özlemi ifade etmek çok zor. Yazılarını ve gazeteciliğine çok ihtiyaç olan bir dönemden geçiyoruz.

 

En çok hangi zamanlarda anıyorsunuz Evrim’i?

Yakın sevdiklerini kaybedenler bilir ki aslında anma diye bir şey yok. Çünkü yiten her an hayatımızdadır. Yaşadığınız her şey ile karşınızdadır. Güzel günleri sürekli yad ederim elbette. Çocukluğundan gençliğine ve son anlarına kadar. Keşkeleri oluyor insanın. Evrim, Nisan ayında doğmuştu, yaşamını da Nisan ayında yitirdi. Nisan’ın hüznü çok yoğun oluyor. 


 Yapmak istediği ama yarım kalan bir şeyler var mıydı? 

Evrim hep belki çok az yaşarım diyordu. Bu hastalıkla ilgili değil. O yüzden sürekli ve hızlı bir şekilde bir şeyler yapmak istiyordu. “Daha fazla sokak görmeliyim, daha fazla insan tanımalıyım ve daha fazla yazmalıyım” diyordu. Bilgisayarında yarım kalan senaryoları ve karikatürleri var. Yine ‘Her Dağın Gölgesi Denize Düşer’ kitabını filme uyarlamak istiyordu. Hastanede iken birkaç yönetmeden teklif geldi. Hastaneden çıkınca bunları hayata geçirmeyi düşünüyordu. 

 

Çocukluğu nasıl geçti?

Çocukluğu köyde çok güzel geçti. Toprakla iç içe hayvanlarla, doğa ile baş başa geçti. Köyde özgür bir ortam vardı. Aslında o kuşağın çocuklukları güzel geçti. Evrim’in de gözü ve yüzü sürekli köydeydi, doğduğu topraklardaydı. Büyüdüğü köyün yaşam kurgusunu kafasında çok iyi organize etmişti. Aydınlanma süreci, bilinçlenme süreci, sosyalist hareketleri tanıdığı süreç köyde oldu. Korku ve kaygılarla hapsedilmiş bir çocukluğu yoktu tam aksine özgür bir çocukluktu Evrim’in. Kitabında da sürekli orayı anlatırdı. 

 

Mücadele ile nasıl tanıştı?

Biz Kürt Alevi ve sosyalisttik. Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu bizim köyde örgütlenmişti ve köyün geneli de okumuş aydın insanlardı. Köyde sistem karşıtlığı mevcuttu. Evrim böyle bir ortamda büyüdü. Ve kendini mücadelenin içinde gördü. 1980 darbesi ile yönelim olmuşsa da bugün halen o köylerde mücadelenin eserleri var. Nitekim köyde 1990’larda Kürt özgürlük mücadelesine katılımlar oldu. Evrim Kürt Özgürlük Hareketi ile tanıştıktan sonra sorunları daha açık görmeye başladı. Sonra Kürt özgürlük mücadelesini içselleştirerek yaşamak istedi. Ve bu hislerini yazılarla kamuoyu ile paylaşmak istiyordu. 

 

Politik tepkileri nasıldı?

1992’de Şırnak kent merkezine yoğun saldırılar olmuştu. Buna tepki olarak hep birlikte Sultanahmet Meydanı’nda yapılan bir eyleme katıldık. Evrim 16 yaşındaydı. Polisler müdahale ederek hepimizi gözaltına aldı. Evrim çocuk olduğu için ertesi gün serbest bırakıldı. Ancak biz tutuklandık. O eylemle mücadeleye hızlı bir giriş yaptı.

 

Gazeteciliğe nasıl başladı?

Evrim 17-18 yaşlarında Özgür Gündem’de çalışmaya başladı. Özgür Gündem’de başlayan her arkadaş gibi Evrim de acemi bir muhabir olarak başladı. Hatta Yurdusev Özsökmenler ‘Bu çocuğun burada ne işi var, bu yoğunluğun içinde ona nasıl gazetecilik öğreteceğiz’ demişti. Ama Evrim oradaki arkadaşları sayesinde yoğruldu. Hamuru orada pişti. Kamerası elinde fotoğraf makinası boynunda sürekli o haberden diğerine koştu. Özgür Gündem Evrim üzerinde büyük etki bıraktı. Özgür Gündem olmasaydı Evrim, Evrim olmazdı. Ona güçlü bir kişilik ve perspektif kazandırdı. Özgür Gündem ile sıkı bir bağı vardı. Sürekli gözaltına alınmalarına rağmen o geleneği sürdürdüler. Özgür Gündem’de çalışmak her zaman riskti. Hele o dönemler… Kaybettirilen gazeteciler ve hapse atılan gazeteciler çok olmuştu. 

 


Gazeteciliğine dair paylaştığı anıları var mıydı?

Metin Göktepe ile gözaltına alınmıştı. Metin öldürülmüştü o ve diğer arkadaşları bırakıldı. Yine İsrail’in Filistin’e yaptığı saldırıları protesto için bir eyleme katılmıştım. Polisler beni darp ederek gözaltına almıştı. Evrim de haberi takip edip benim gözaltına alınmamı kameraya çekmişti. Bana anlatınca ‘bak ben profesyonel olduğum için senin götürülmeni çekmişim’ diyordu. 

 

Diyarbakır’ı çok seviyordu, nasıl başladı Evrim Alataş’ın Diyarbakır hikayesi? 

Bazı hastalar için özel alanlar olur. Evrim için de bu alan Diyarbakır’dı. Diyarbakır’a göç ettikten sonra kendini çok geliştirdi. Kafasına bütün taşlar oturdu. Burada edebiyat günleri organize etti. Diyarbakır onun ufkunu açtı. Kürt sorunu Diyarbakır bakışı ile yansıtmaya devam etti. Bir yazısında ‘Kürt sorununun demokratikleşme sorunu ya da insan hakları sorunu olmadığını, bir Kürtlük sorunu olduğunu’ yazmıştı ve öyle de diyordu. Kürtlük sorununda ya bu taraftasınız ya da karşı taraftasınız derdi. Ve o bu tarafta kaldı. Nitekim Kürt halkının yaşadığı sıkıntıları Diyarbakır özelinde yansıtmaya çalıştı. 

 

Yaşasaydı mevcut sürecin tam olarak neresinde olurdu, bu süreci nasıl okurdu sizce?

Yarım kalan projeleri bitirirdi. Ancak bu şartlar altında büyük ihtimalle cezaevinde olurdu. Nitekim Sarmaşık Derneği’ne açılan soruşturmada Evrim aranır duruma düşmüştü. Yaşamını yitiren biri hakkında yakalama kararı çıkarmışlardı. 

En önemli vurgusu barışa olurdu. Her iki taraftan da kanın durmasını isterdi. Bir gerilla veya askerin annesinin acısını hissediyor bu yüzden barışın gelmesi Kürt sorununun çözülmesini isterdi. Özelikle müzakere sürecinde masanın devrilmemesine vurgu yapardı. 




Evrim’le anılar


Evrim sadece görüp yazmaktan ziyade işin mutfağına, derinine inmek istedi. Olaylara yüreği ile bakıyordu, yaşayıp ve hissediyordu. Bir gazeteci yüreği ile bakıyorsa hele de bu gazeteci muhalif bir gazeteci ise ve ideolojisi ile birleştirirse doğruya gitmiş demektir. Evrim’in kadın bakış açısı kendiliğinden ortaya çıktı. Kürt kadınlarını çok iyi bir bakış açısıyla anlattı. Yazılarına da bunu yazmıştı.


Bir anı

Bir anımı anlatmak istiyorum… Asansörün önündeyiz, erkekler kavga ediyor. Erkeğin biri, ‘siz burada durun ben yukarı gidip silahımı getireceğim’ dedi. Bende gayrı ihtiyari bir dakika deyip olaya müdahale etmek istedim. Evrim döndü bana ‘Bir dakika abla erkeklerin kavgasını ayırma. Bunlar birbirine hiçbir şey yapmazlar. Biz buradan da bakıyoruz kendilerince celallendiler erkeklendiler’ dedi. Öyle deyince çok güldüm ve gerçekten de adam gelmedi. Ben o kadar kadın çalışması deneyimimde bile böyle bir şey yakalayamamıştım. Evrim olaylara geniş açıdan bakabilen biriydi.


Günlerce nöbet tuttuk

Geceleri jandarma sürekli köyü, evleri basıyordu. Köyde evlerde tuvalet yoktu. Biz kapıya çıktığımızda jandarma ile karşılaşıyorduk. Bu da bizde inanılmaz korkular yaratıyordu. Babaannem içeriye leğen bırakıp, ‘artık çişinizi bunun içine yapın, dışarı çıkmayın’ dedi. Bir yerden sonra çocuk bunu sorguluyor. Çocukları ne kadar korkutursanız korkutun çocuklar orada ışığı ararlar. Ve devlete karşı olan sevgisizlik net çıkar ortaya bizde de öyle oldu. Kapının önüne çıkarılıp saatlerce soğukta bekletiliyorduk. Ev aranıyordu ama neyin arandığında söylenmiyordu. Mesela Maraş Katliamı’nda katledilenlere devlet ses çıkarmadı. Bizlerde köyümüzde günlerce ailelerimizle nöbet tuttuk. Yaşanılanlar çocukluktan itibaren seni politik olmaya itiyor. Evrim’de ondan sonra yönünü belirledi. 

 

Evrim doğru adrese gitti 

Evrim 1992 yılında lise son sınıfında okuduğu sırada Şırnak’ta yaşanan katliam için İstanbul’da eylem yaptıklarını ardından gözaltına alınıp tutuklandı. Sadece büyüklere değil çocuklara da ceza verildi. Evrim’e de bir buçuk yıl ceza verildi ve okuldan atılması istendi. Evrim’in olduğu liseye mahkemeden bir yazı gönderilerek durum anlatılıp okul hayatına son verilmesi isteniyor. Bunu duyan Evrim arkadaşlarını örgütleyerek kâğıdın müdüre ulaşmasına engel oluyor. Bu şekilde müdürün duymasına engel oldu. Sonrasında kendisi okul ile ilişkisini kesti bilinçli bir şekilde yaptı. Çünkü sistemi çok erken çözdü. Okulda ki eğitim sistemini şu şekilde çözdü. Okuduğu okulda her sabah mehter marşı çalıp ve istiklal marşı okunuyor. Üniversiteye de gitme hayali de yoktu. Kendi kurumlarımızda çalışırım dedi. Evrim doğru adrese gitti ve ortaklaşarak geliştirdi kendini” dedi.

 

Güzel ezgiler söylerdi

Evrim kemoterapi gördüğü zamanlarda dışarı çıkamıyordu ve kendisine evde alternatifler üretiyordu. Her şeyle uğraşıyordu yetenekli biriydi. ‘Bir tek örgü öremiyorum’ diyordu. Bir gün kendince ördüğü bir örgüyü getirip bana gösterdi. Birini çok ince iple diğerini de kalın bir iple örmüştü ve örgüsü çok dengesiz duruyordu. Kardeşim kameramandı. Evrim evde sıkıldığı için kamerayı açıp ya köylü bir kadını oynardı, bazen şahmeran oluyordu, bazen uçuk kaçık bir tiplemeyi oynardı. Bizler izlediğimizde gülmekten kırılıyorduk. Çok mizahi bir yapısı vardı. Sürekli üretiyordu. Sesi de çok güzeldi. Kürtçe çok güzel ezgiler söylerdi. Her anını güzel geçirmeye çalışıyordu.




‘Her Dağın Gölgesi Deniz’e Düşer KİTABINDAN


“Büyüyordum… Nenem Xacê’nin eteğinin altında, jandarma baskınları arasında, radyonun dibinde, duydukları haberlerle asılan yüzleri izleyerek, asılanların isimlerini duyarak, toprak yiyip, köpek kovalayarak, telden arabalarla ıı-ınnn yaparak büyüyordum. Arada bir annemden mektuplar geliyordu. Nenem Xacê mektupları okutup, ‘Hımm,’ diyor, anlaşılmaz biçimde ağzında bir şeyler geveliyordu. Mektuplarda ‘Çocukların hali vaziyeti nasıl?’ diye sorulan soruları okuyanlar ise iç çekip bana bakıyordu. Oysa çoktan unutmuştum annemi. Ama yine de her çocuğun bakışlarının mazlumluğundan, derinliğinden olsa gerek, kabuklu göz kapaklarımın altındaki fıldır gözlerimin bir an mahzunlaştığını görenler, bunu anne özlemine ve yetimliğe yoruyor, ağlıyorlardı. 

Hele de kadınlar… Köy kadınları, acıyı unutturma derdine girerken daha fazla hatırlatırlardı. Hangi kadın yolda yolakta beni görse çağırıp memelerinin arasına bastırır, ben öyle üzerlerindeki kadınlık, annelik, köylülük karışımı kokuyu içime çekerken, onlar ise yazmalarının ucundan tutup, gözlerini silerlerdi. Bu içli anlar, artık benim de farkında olduğum, keyif aldığım birer oyuna dönüşmüştü. Kadınları gördüğüm zaman boynumu büker, ağır adımlarla yanlarına yaklaşır, içerleyip de beni memelerine bastırmalarını beklerdim.”



495

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA