AKP, irade kırdıkça iktidardır

Rauf KARAKOÇAN

12 Nisan 2018 Perşembe | Forum

Türkiye’yi yöneten irade özü itibarıyla bir iradesizliktir. Diktatör Erdoğan kendisine rakip gördüğü herkesi, (parti içinde veya parti dışında) bir şekliyle devre dışı bırakarak iktidarda kalmaktadır. Siyasi etik kurallarıyla bağdaşmayan teamüller içine girerek varlık göstermektedir. Toplumu yönetmeyi değil, topluma hükmetmeyi esas almıştır. Siyaset yapma tarzı baskıcı, üslubu saldırgan ve hükmedicidir. Hükmetme  yöntemi irade kırmak, teslim almaktır. Toplumu iradesiz hale getirmeden yönetmek imkansızdır. AKP’nin Türkiye’de yaptığı en “önemli” işlerden biri toplumun iradesiz hale getirilmesidir. İradesizlik bir toplum psikolojisi haline getirilmiştir. Devlet denilen aygıt özne toplum ise nesnelleştirilmiştir. Devletin bu kadar merkeze alındığı bir yerde insan varlığının yok sayılması anlamına gelmektedir. Ortadoğu devlet geleneğinde sürüp gelen bir durumdur. Her diktatör aslında bir devlet gibidir. Yönetimi tek adam üzerine kurulmuş devletler, kategorik olarak günümüz toplum normlarına uygun yapılar değildir. Bu tür devletlerin varlıklarını sürdürmesinin tek yolu toplumu iradesiz kılmaktan geçer. 

Türkiye toplumu geleneksel Ortadoğu toplumlarından biridir. Din faktörü önem taşımaktadır. TC, laiklik adına bastırdığı irtica tehlikesine bir anlamda kuluçkalık yapmıştır. Bu kuluçka dönemini yaşamış AKP, çıkış koşulları itibarı ile uygun siyasal zemin bulmuş ve irtica mağduriyetini iktidara taşımıştır. Oluşum itibarı ile geniş yelpazeye hitap eden, söylemde değişim vadeden, semtine dahi uğramadığı “insan hakları, demokrasi, sosyal-hukuk devleti” propagandalarıyla duygu sömürüsü yaparak, sürekli mağduriyetini canlı tutarak toplumsal tabanı inandırmaya çalıştı. Kemalist, ulusalcı yapılar birer birer irticanın siyasi kılıfı olan AKP tarafından ekarte edildi. İslami gelenekten gelen kadrolar adeta din tacirliği yaparcasına, mütedeyyin, dindar taban üzerinden pirim yaptılar. Ellerine geçirdikleri iktidar imkanlarını iktidarda kalmak için kullandılar. Toplum bir anlamda iğdiş edildi. 

İradesizlik AKP içinde başladı ve giderek topluma bulaştırıldı. RTE, birlikte yola çıktığı yol arkadaşlarının önemli bir kesimini devre dışı bıraktı. İtaat eden bir kadrolaşmaya gidildi. AKP’nin kuruluş ilkeleri dedikleri, aslında olmayan sözde ilkeler aldatmasına inanan bir kısım AKP kurucu kadroları birer birer kopmaya başladı. Aslında, Erdoğan tarafından kullanılmış oldular. Kullanıldıklarının farkına varmaları çok geç oldu. Tek adam yönetimine, diktatörlük oluşumuna hizmet etmiş olmanın mahcubiyeti ile vicdan azabı çeker duruma düştüler. Yeniden güncellenen AKP, tamamen kulluk esaslarına dayanmaktadır. Biat etmek, güçlü olana, egemen olana şartsız teslim olmak, hizmetine girmektir. Erdoğan’ın etrafında, çevresinde kümelenen yalaka takımında bu kapı kulluğunu görmek mümkündür. RTE, istediğini hizaya getirmek için, göz ucuyla bakması yeterli olmaktadır. İradesi kırılmış bakanlardan tutalım bilumum bürokratına kadar biat etmek zorundadır. AKP’de gerçekleşen iradesizlik ve biat diyalektiği, toplumda gerçekleştirilecek kölelik sistemin ön habercisidir. Reis’e kul-köle ilişki ağı ile bağlananların, insan olma vasıflarını yitirmişlerdir. Erdoğan için birer nesne durumuna gelmiş yönetim takımı her türlü yüzsüzlüğü sergilemekten, yalan söylemekten beis görmezler. Liderleri tarafından aşağılanmalara, hakarete maruz kalmalara, onursuz duruma düşmelerine, itibarsızlaştırılmalara aldırış etmeden “vatan aşkına” Erdoğan’a biat etmekten geri durmazlar. İktidarın nimetlerinden yararlanmak, köşe kapmak için liyakat gerekmez, profili düşük ve itaatkar olması yeterlidir. 

Kendi kaderini devletin kaderine bağlamış, devleti ilahlaştıran bir diktatörün nesnel toplum anlayışı devletin kademelerine yerleşmiştir. Toplumsal kesimler bu anlayışa göre biçimlendirilmeye çalışılıyor. Kendinden olmayan kesimleri ise “terörist, vatan haini” ilan ederek sindirmeye çalışmaktadır. İlericilik adına, demokrasi adına kırıntı kabilinden bir gelişmeye fırsat tanımayarak toplumun hayat damarları kurutulmak isteniyor. Aydınlar, akademisyenler, yazarlar, gazeteciler, aktivistler, insan hakları savunucuları, sivil toplum örgüt temsilcileri toplumdan ayıklanmış ve tutuklanmıştır. Kalanlar ise etkisizleştirilmiştir. İradesi kırılmış bir toplum yaratmak için gerekli mekanizma kurulmuştur. Dinci, milliyetçi faşist ideoloji tekleştirilmiş medya aracılığı ile beyinlere zerk edilmektedir. Düşünce yetisini kaybetmiş, bellek yitimine uğramış, hafızasız topluma hükmetmek her diktatörün arzu ettiği bir durumdur. AKP, ne yazık ki Türkiye’de böyle bir toplumu yaratmıştır.

Olup bitene duyarsız, sorgulamayan toplum çürümüş bir toplumu ifade eder. Günlük yaşanan çocuk istismarı vakalarına, kadın cinayetlerine, intihar olaylarına, KHK’lerle işinden-aşından olanlara, sürdürülmez ekonomiye mahkum olmuş çoğunluğun açlık sınırında yaşamasına, işsizliğin çığ gibi büyümesine, haksız-hukuksuz tutuklamalara, keyfi uygulamalara ve dinci, milliyetçi, faşist ideolojik dayatmalara, kısacası tek tip insan tasarımına ve sürüleşmiş toplum biçimlemesine  tepkisiz kalan bir toplum ahlak yitimine uğramış bir toplumdur. OHAL uygulamalarını, Kürdistan’daki kadın, çocuk katliamlarını, bombalanan kentleri, bodrumlarda yakılan gençleri görmezden gelen toplum hayvanlaşmanın eşiğine gelmiştir. Ne acıdır ki böyle bir toplum oluşmuştur. Diktatörlük rejimine karşı tepki göstermek bir yana, savaşa destek veren, akan kana sevinen, diktatörlüğe alkış tutun “sanatçılar”ın olduğu bir Türkiye’de toplumunun ne hale geldiğinin açık bir göstergesidir. Büyük bir medya ordusu tarafında yürütülen psikolojik savaşla toplumun sağduyu dinamikleri dumura uğratılmıştır. Toplum açlıkla, korkuyla terbiye edilerek faşizan sisteme alıştırılmaktadır.

AKP-MHP faşist ittifakının hükmettiği Türkiye, etnik, inanç farklılıklarını ortadan kaldıran, kültürel zenginlikleri çölleştiren, İslam’ın siyah renk tonuna büründürülen bir Türkiye’dir. Çok el öpenler MHP’de, iyi el pençe duranlar da AKP’de mevki makam buluyor. RTE nezdinde gözde, muteber olan yönetici silik olanıdır. Erdoğan’ın icazeti dışında yaprak kıpırdamaz  hale gelmiştir. Yalanlarla, sahtekarlıklarla, ikiyüzlülükle Türk toplumu hipnoz edilmiştir. Faşist iktidar kliğine karşı iradeli duruş sergilemeyen muhalefet partileri diktatörlüğün işini kolaylaştırıyor. Bildik klasik muhalefet durumunda olanlar. toplumun sosyolojik tahlilini yapmadan ciddi bir muhalefet yürütemezler. Mevcut durumda faşizmin terkisinde yer alan bir muhalefetin, diktatör Erdoğan’a karşı alternatif olması beklenemez.  

Türkiye’yi yöneten faşist ittifakın temel dayanağı iradesizliktir. Teslim olmuş, toplumsallığı dağıtılmış sürüleşmiş toplum, hükmedilmeye alıştırılmıştır. Adeta kefen giydirilmiştir. Bindirilmiş kalabalıklar şehirden şehre taşınarak diktatörün mitinglerine ve kapalı salon toplantılarına yetiştirilmeye çalışılıyor. İradesizlerin üzerine inşa edilmiş dikta yönetimine mahkum olmuştur. 

Elbette radikal demokratik muhalefeti her ne pahasına olursa olsun sürdürenlerin varlığı mevcuttur. Bunu daha da güçlendirmek, geliştirmek hayati derecede önem taşımaktadır. Öğütlü iradeyi temsil eden Kürtler faşizmin önündeki en önemli barikattır. Kürt özgürlük hareketi ağır bedellere rağmen demokratik toplumdan, hak ve özgürlüklerden ödün vermeden mücadeleyi yükseltmektedir. Faşizme karşı duran herkes gücünü birleştirmeli ve mutlaka bu mücadelede yerini almalıdır. 


202

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA