Suriye’de işler daha da karıştı

Duma’da kimyasal silah iddiaları üzerine küresel güçler, Suriye rejimine karşı bir askeri saldırı mesajları verirken, Türkiye bu hengamede yararlanarak Efrîn işgalini kalıcılaştırmak istiyor.

11 Nisan 2018 Çarşamba | Dünya

Rusya ve İran’ın Doğu Guta karşılığında Türkiye’nin Efrîn işgaline onay vermesi Suriye’nin geleceğini büyük oranda belirsizliğe iterken, Duma’da rejim güçlerinin kimyasal silah kullandığına dair iddialar, küresel ve bölgesel güçleri Suriye’de yeni bir hesaplaşmaya götürüyor. 

Üzerinde kartların yeniden karıldığı Suriye ise Türkiye’nin dinci çetelere kimyasal silah sağladığını belirterek, Türk devletini adres olarak olarak gösterdi. 

İşgalci Türk devleti de kimyasal silah saldırısı iddiaları etrafından oluşturulan havayı fırsat bilerek Efrîn üzerindeki işgali sürdüreceğini, Rusya’nın talep ettiği biçiminde Suriye ordusuna devretmeyeceğini açık bir şekilde ilan etti. 


Trump: Askeri seçenek masada

Cumartesi günü Şam’ın banliyölerinden Doğu Guta’ya bağlı Duma’da rejimin kimyasal silah kullandığı ve saldırı sırasında en az 70 kişinin öldüğü yönünde henüz bağımsız kaynaklar veya uzman kurumlar tarafından doğrulanmayan iddiaların ardından ABD Başkan Donald Trump, Suriye’ye “etkili bir yanıt verme” sözünde bulundu. Pazartesi günü kabinesi ve ulusal güvenlik danışmanlarıyla bir araya gelen Trump, gazetecilere yaptığı açıklamada, “Askeri olarak pek çok seçeneğimiz var” dedi. Nasıl yanıt verileceği kararının kısa bir sürede alınacağını ifade etti. 

ABD Başkanı, “Duma’daki kimyasal saldırının arkasında kimin olduğuna ilişkin daha da netlik kazandıklarını” da sözlerine ekledi. 

Suriye ve Rusya ise kimyasal saldırı iddialarını reddediyor ve bölgeden gelen görüntülerin ise kurgu olduğunu belirtiyor. 


BMGK acil toplandı 

Öte yandan 15 üyeli Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), ABD öncülüğündeki ülkeler ile Rusya’nın talebi üzerine Suriye’deki kimyasal saldırı iddiasını görüşmek için Pazartesi günü acil olarak toplandı. BMGK’nın Suriye konulu oturumunda Rusya ile ABD temsilcileri arasında atışma yaşandı. 

Rusya’nın BM Büyükelçisi Vassily Alekseevich Nebenzia, Duma’daki kimyasal saldırı iddiası için “kurgu” dedi ve ABD’nin olası bir Suriye saldırısının sonuçlarının çok ağır olacağını ileri sürdü. 

ABD’nin BM Büyükelçisi Nikki Haley ise BM Güvenlik Konseyi harekete geçse de geçmese de ABD’nin saldırıya yanıt vereceğini söyledi.

Halley “Rusya’nın elinde çocukların kanı var. Beşar Esad bir canavardır. Öyle bir noktaya ulaştık ki dünya adaletin yerine geldiği görmek zorunda” açıklamasını yaptı. 

Haley, “Tarih, bu anı Güvenlik Konseyi’nin Suriye halkını korumakta tamamıyla başarısız olduğu bir an olarak mı yoksa görevin yerine getirdiği bir an olarak mı kaydedecek? Her iki durumda da ABD bir karşılık verecek” diye konuştu. 

Rus diplomat ise ABD’yi, “Şahince bir dil kullanarak, hakaret ve iftiralarla Rusya’ya zarar vermeye çalışmakla” suçladı. Nebenzia, ABD elçisinin konuşma tonunun Soğuk Savaş sırasında kabul edilebilir seviyenin de ötesine geçtiğini söyledi. 


Suriye: Kimyasal silahı Türkiye sağlıyor

Bu arada Suriye’nin BM Daimi Temsilcisi Beşar Caferi de, BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada Türkiye, ABD, Fransa ve Katar’ın “Teröristlere” kimyasal silah verdiğini belirtti. 

BMGK’nın Suriye konulu oturumunda konuşan Caferi “Ceyşul İslam (İslam Ordusu), El Nusra (Fetih el Şam) ve bunların ilişiği onlarca grubun kimyasal silahının olmasından doğrudan Doha, Ankara, Washington ve Paris’i suçluyoruz. Bu ülkeleri, doğrudan saldırganlık koşullarının hazırlanması ve hükümetimizin otoritesini baltalamak için ülkemize karşı yürütülen kanlı politikanın başında olmakla suçluyoruz”  dedi.

Caferi, Suriye’nin elinde hiç kimyasal silah bulunmadığını da ileri sürdü. 


İkili görüşmeler

Kimyasal silah iddialarına yönelik tartışma sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yapılmadı. Suriye üzerinde belirleyici rolü bulunan ülkeler arasında da ikili görüşmeler yapıldı. 

ABD, Fransa ve İngiltere’den Suriye’ye müdahale gündemli görüşme trafiği, diplomatik girişimler ve açıklamalara paralel olarak sürdürüldü. 

ABD Başkanı Donald Trump ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasındaki telefon görüşmesinde, Duma’da gerçekleştiği iddia edilen kimyasal silah saldırısına verilecek karşılığın konuşulduğu bildirildi. ABD ve İngiltere arasında da Dışişleri Bakanlıkları çerçevesinde görüşmeler gerçekleşti.

Beyaz Saray’dan konuyla ilgili yapılan yazılı açıklamada, “Trump ile Macron’un, 7 Nisan’da Suriye’deki acımasız kimyasal silah saldırısına nasıl karşılık verileceğine ilişkin koordinasyonu” ele aldıkları belirtildi.


İddialar ilk değil

Kimyasal silah iddiaları, daha önce de Suriye’de tarafların birbirine yönelik karşılıklı suçlamalarla gündeme gelmişti. Ağustos 2013’te Doğu Guta’ya atılan roketler yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş, BM bölgede Sarin gazı tespit etmişti. Nisan 2017’de Han Şeyhun’da 80 kişinin öldüğü bir saldırının ardından BM ile Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün (OPCW) ortak araştırması, Suriye hükümetini bölgede kimyasal silah kullandığı bulgusuna varmıştı. 7 yıl boyunca kimyasal saldırı iddialarını inceleyen BM ve OPCW araştırması hükümet yanlısı güçlerin en az üç kere klorin kimyasalını kullandığını belirtmişti. Bunun üzerine taraflar birbirlerini suçlamış ve hatta kimi askeri tehditler gündeme gelmiş ancak sorun ‘diplomatik’ yollarla çözülmeye çalışılmıştı. 


Zamanlamanın getirdiği sorular

Kimyasal zaldırı iddialarının ortaya atıldığı zaman da ilginç. Zira, Doğu Guta ve çevresinde Suriye rejimi, İran ve Rusya’nın desteği ile yaptığı operasyonda çete örgütlerine ağır darbeler vurdu. Zaman zaman taraflar arasında anlaşmalar da yapıldı. Bu anlaşmaların ardından çeteler aileleri ile birlikte otobüslerle İdlib ve Türkiye’nin işgali altında bulunan Cerablus, Bab ve Efrîn gibi yerleşim birimlerine taşındı. 

Rejim belli bir başarıyı sağlamışken, kimyasal silah kullanımıyla bütün dünyayı karşısına almayacağı yorumları da yapılıyor. Ancak bazı siyasi gözlemciler ise Suudi Arabistan destekli Ceyşul İslam’ın diğer çetelerin aksine yerlerini terketmek istemediğini bundan dolayı da rejimin kimyasal silaha başvurmasını bir olasılık olarak düşünmek gerektiğini de ileri sürüyor. 


Türkiye Efrîn işgalini kalıcılaştırmak istiyor 

AKP ve MHP ittifakıyla yönetilen Türk devleti ise Duma’daki kimyasal iddialarını ve bunun etrafında oluşan tepkileri fırsata çevirerek Efrîn işgalini kalıcılaştırmak istiyor. 

İran ve Rusya ile Astana görüşmelerinin bir tarafı olan Türk devleti yöneticileri diğer iki ülkenin aksine Suriye’nin kimyasal silah kullandığını düşünüyor. AKP hükümetinin Sözcüsü Bekir Bozdağ pazartesi günü “Duma’daki görüntüler ve fotoğraflara baktığımızda kimyasal silah kullanıldığı net bir şekilde gözüküyor. Ancak uzmanlar tarafından incelenmesi son derece önemlidir” dedi. AKP, Astana’nın bir ortağı olarak NATO’ya göz kırparken aynı gün Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, Türkiye’nin artık Efrîn’i Suriye askerlerine teslim etmesi gerektiğini söyledi. 

Lavrov’un ardından başta Türk Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’ın olmak üzere AKP’li yöneticilerin karşı açıklamaları geldi. Erdoğan dün yaptığı açıklamada “Zamanı geldiğinde Afrin’i Afrinlilere teslim ederiz. Teslim etme zamanını da Lavrov değil, biz belirleriz” dedi. 

Erdoğan’dan önce açıklama yapan Türk Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli de “Afrin’de işimiz bitene kadar kalmaya devam edeceğiz. Seçimle gelmiş merkezi hükümet oluştuktan sonra hükümete teslim edeceğiz” ifadesini kullandı. 

Erdoğan ve Canikli gibi AKP’li Türk devlet yöneticileri meydan okusa da Doğu Guta karşılığında Efrîn’in işgaline Astana’nın tarafı olarak Rusya ve İran onay verdi. 

Ortadoğu’yu yakından tanıyan siyasi yorumcular da “Türkiye’nin  kendi kamuoyuna ne dediği önemli değil, önemli olan sahadaki pratiktir” diyerek, Türkiye’nin bu meydan okumasının da pek karşılığı olmadığını belirtiyor. 


HABER MERKEZİ


810

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA