Andre’nin eli

Gözde Güler, 3 Nisan Salı günü Mesche tren garında ölmek üzere olan bir evsizi kurtarmaya çalıştı. Merdivenlerin dibinde yere kapaklanmış bir adam vardı, önce morarmaya başlamış beyaz eli gördü ve hiç düşünmeden yardım etmeye koştu. Adının Andre olduğunu öğrendiği adam, kentin en işlek merkezinde, olanları sadece izlemekle yetinen büyük kalabalığın ortasında ölümle cebelleşiyordu. 'Büyük kalabalık' gibi izlemek yerine vicdanının sesini dinleyerek yardım etmeyi tercih eden Güler, o gün yaşananları gazetemiz için yazdı.

11 Nisan 2018 Çarşamba | Toplum-Yaşam


GÖZDE GÜLER / MESCHE


Tarih 3 Nisan 2018, aksam üstü saat 20 civarıydı. Araştırma için gittiğim Meschede’den geri dönüyordum. Tren istasyonunun merdivenlerinden aşağı iniyordum. Her zamanki gibi kalabalıktı tren istasyonu. İnsanlar kendi günlük işlerine güçlerine dalmış koşuşturuyorlardı. Gençler çarşı gezmelerinden, yetişkinler işten eve dönüyorlardı. Büyük şehirlerde alışkın olduğumuz evsiz gençler, yerde oturmuş para dileniyorlardı. 

Tüm bu karmaşanın tam göbeğinde o eli gördüm. Havanın karanlığında fosfor ışığı gibi dikkat çeken bembeyaz morlaşmaya başlamış o el. Sahibinin kafası kaldırım kenarına düşmüş, vücudunun diğer kısmı ise çuval gibi yere düşmüştü. Hemen koştum yanına. Sokakta yaşayan biriydi muhtemelen. Ağır bir kokusu vardı. Üstü başı çok kötü durumdaydı. O eli tuttum, nabzını bulmaya çalıştım ama yoktu, ya da çok azdı ben hissedemedim. İlk yardım yapmak istedim. 


Geldiler, geçtiler...

Çok ağırdı, onu uzatabilmem için yardım istedim ama kimse gelmedi. Geldiler, geçtiler ama yardım etmediler. Biri geldi ayağı ile dürttü, tepki alamayınca yürümeye devam etti. Hemen yanında oturan gençlere sordum: 'Ne zamandır burada böyle yatıyor, adı nedir' diye.


Andre ve benim için zaman durdu

İsminin Andre olduğunu öğrendim ama ne zamandır orada yattığını öğrenemedim. İsmini söyleyip gittiler. Herkes gelip giderken Andre ve benim için zaman orada durmuştu. Canın bedenden çıkması zordu. 122’yi aradım geldiler. Hemen kalp masajına başladılar. Önce ilk görevli, sırasıyla ikinci ve  gönüllü bir doktor geldi, son olarak genç bir polis Andre’ye kalp masajı yaptılar. 


Eller telefonda videolar çekildi

Polis de gelip etrafı kapatmıştı ve birden Andre’nin hayat mücadelesi önem kazanmıştı! Herkes dikildi izledi. Eller telefonlara gitti ve videolar fotoğraflar çekilmeye başlandı. 

Önemsiz Andre belki hayatında ilk defa o an önemli oldu. Olur ya ölürse şehirli insanlar bir ölü görüp, aksiyon yaşayacaklardı. 

Polis masajı bırakıp şoka başlamıştı. Birinci deneme, ikinci deneme. Canın bedenden çıkması zordu. 


Nihayet nefes almaya başladı

Kaç kez denediler bilmiyorum. Bir süre sonra polis bana doğru geldi ve nefes almaya başladığını ve yoğun bakıma kaldırılacağını söyledi. Andre’nın yüzünü hiç görmedim. Hastanede ne olduğunu öğrenmek için aradım ama bilgi alamadım. 

Andre bana teşekkür eder miydi onu da bilemiyorum. Belki hayata küstüğü için ölmek istiyordu, belki çaresizlik içindeydi ama yine de yaşamak istiyordu. 


Fiilen var ama yine de yok

Bilmiyorum. Var olup da olmamak gibi bir şey onunki. Fiilen var ama yine de yok. Bizim için yok. Bizim işimiz, evimiz, ailemiz, eşimiz, dostumuz, akılı telefonlarımız, kirlenecek elbiselerimiz, mikrop kapacak ellerimiz var. Ama gözümüzün önünde hayat ve ölüm arasında savaşan bir insana verecek dikkatimiz veya zamanımız yok! Ve hatta ölen bir insana yardım edecek vicdanımız bile yok. 


İnsanlık sınıfta kaldı

Andre muhtemelen sokakta yaşayan biriydi. Muhtemelen uyuşturucu alkol bağımlısı, toplum için önemli biri değil hatta topluma ait biri değildi. Peki toplum dediğimiz kimlerdir? Eğer bir toplum, insanlardan oluşuyor ise insanı insan yapan değerler nedir? Bizi vahşi bir hayvandan ayırt eden zekamızdan hariç vicdanımız değil miydi? Sırf bir insan her ne sebepten olursa olsun bitik, umutsuz, sefalet bir hayat yaşıyor diye ona yardım etmemek midir vicdanlı olmak? Sanmıyorum.

Yargılamak her zaman kolaydır, çünkü yargıladığımız kişinin hatalarına yoğunlaştığımız için kendimizi hatasız sanıyoruz. Başkalarını yargılamak o yüzden bize kolay geliyor, iyi hissettiriyor. Daha doğrusu öyle olduğunu düşünüyoruz. Evet Andre sefalet içindeydi. Belki kendi hatası idi, belki de değildi. Ama unutmayalım o da bir zamanlar çocuktu. Süper kahraman veya polis olmak isteyen tatlı bir bebekti. Belki de Andre sınıf birincisiydi, belki de baştan beri işe yaramaz, kötü huylu biriydi. 


O el toplumun aynasıydı

Ne büyük çaresizliktir kalabalık bir yerde duyulmamak. Son dakikada hayata tutunmaya çalışmak. 

Andre’nin yardım bekleyen elini kimse tutmadı. Yardım diye haykıran o beyaz yorgun eli kimse tutmadı. İşte o el günümüz kent insanının ve kapitalist sistemin sebep olduğu egoist bencil toplumun aynasıydı. 

O el, bizim vicdanımızı kaybettiğimizin ispatıydı. 


395

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA