Güle güle güneşin kızı!

Arjantinli Alina, Küba’da tıbbiye okuyup doktor oluyor ve ülkesine değil Kürdistan’a koşuyor. Yeni adı Lêgerîn oluyor. Kürdistan Özgürlük Mücadelesinde Che Guevara’nın etkilerini görmüş olmalı ki kendisi de bu izden devam etmeye karar veriyor.

09 Nisan 2018 Pazartesi | PolitikART

Nurettin DEMİRTAŞ


Lêgerîn yoldaş evrendeki sonsuz enerjiydi, doğada anlamlaşan madde oldu; insanlık binasında mihenk taşı, dağlarda konuşan kaya oldu; şarkılara nota, kuzulara çimen… Gönül bahçelerinde nar kırmızısı çiçek, denizlerde ay ışığı toplayan balık, bazen Şahmeran, bazen Lokman Hekim oldu… Arjantin’de doğdu, Küba’da iz sürdü; gönül kıblesinde Zümrüdü Anka, Kürdistan’da duygular çağlayanı yüreğiyle hakikat aşığı Apocu oldu.

Derler ki, Nisan yağmurları canlıdır; Kürdistan dağlarında köylüler her yıl bu yağmur tanelerini bir kaba koyup maya olarak kullanırmış. Neyi mayaladıkları sır olarak kalmıştır.

Sırrı korumak için nice bedeller vermiş olan halkımız, hakikatin sırlarını şimdi tüm insanlıkla paylaşıyor. Güneşin bereketi sonsuz bir döngü içinde tüm dünyayı aydınlatıyor.

Bir çocuk gibi merakla dünyayı izlemeye devam eden yaşlı bilgelerden öğrenmişizdir hayatın sonsuz bir döngü ve arayış olduğunu. 

Bu arayışı hakkıyla gerçekleştiren Arjantinli genç devrimcilerden birini yitirdik. Tüm tanıyanlarını üzüntüye boğan bir trafik kazası Lêgerîn’i bizden aldı.

Her isimde bir tarih, bir hakikat gizli.

Arjantin Latince’de “Gümüş” anlamına geliyor. Ülkenin işgal tarihinin özeti olan bir isim.

Arjantin’li Alina’nın isminin kökeni olan Lina veya Lena ise farklı dillerde “gün ışığı”, “ışığı gösteren”, “bizden biri” ve “insan” anlamlarına geliyor.

Lêgerîn, meslektaşı Dr. Evîn tarafından “Güneşin Kızı” olarak adlandırılıyor. Gerçekten bu adlandırmayı hak eden, güneşten bir parçaydı Lêgerîn.

Neden Lêgerîn? Bu isim de oldukça anlamlıdır ve isabetlidir çünkü onun en temel özelliğini yansıtıyor.


O bir arayışçı, hakikat arayışçısı!

Hakikat kendi savaşçısına ve arayışçısına kapısını sonsuz anlam güzelliğiyle açar. Sahi ne sebep olmuştu da Lêgerîn yoldaşı ta Arjantin’den alıp da Kürdistan dağlarına getirmişti? PKK O’nun için kapıların kapısı, hakikat kapısı olmuştu. Bundandı kendini bulduğu anda ilk soluğu Kürdistan dağlarında ve Önderlik hakikatinde alması.

Arayış içinde olan, yerinde durmayan, Amerika, Avrupa, Asya kıtalarını dolaşan, Kürdistan’da mücadele etmeye karar veren ve Halep’te sonsuzluğa kavuşan Güneşin Kızı’na yakışan bir isim oluyor Lêgerîn.

İnka’ların mitolojisinde Güneş Tanrısının adı INTİ; Dağların Tanrısının adı ise APO’dur. Tesadüfün böylesi güzeldir…

Kürdistan dağlarına onu çeken neydi?

Belki sosyalist hisler, belki de hakikatin sırlarını çözme arayışı… 

Her arayışçı gibi kavgacıydı!

Henüz yeni gelmişken meslektaşı Dr. Evin ile Lêgerîn arasında “Patates ve kahve” kavgası başlıyor! Dr. Evin kahve için ısrar etmiyor: 

“Tamam, kahve Arjantin’e ait olabilir ama patates bizim Serhat’a aittir!”

Lêgerîn patateste de ısrar ediyor…

"Patates de Arjantin’e ait!” 

Bir sosyalist ama ülkesini unutmayanlardan…

Rojava Devrimi’nin bir insanlık devrimi olduğunu erkenden fark eden insanlığın saf özünden süzülmüş bir devrimci olan Arjantinli Alina, Küba’da tıbbiye okuyup doktor oluyor ve ülkesine değil Kürdistan’a koşuyor. Yeni adı Lêgerîn oluyor.

Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nde Che Guevara’nın etkilerini görmüş olmalı ki, kendisi de bu izden devam etmeye karar veriyor. Yine hiç tanımadığı, belki de adını bile duymadığı bir halkın özgürlük savaşçısı olmuştur. Gerçekten de Kürtlerin mücadelesini ilk kez Almanya ziyareti sırasında tanıştığı Kürt dostu Alman devrimcilerden duymuş; bir de dağlarda İspanyolca, İtalyanca, Fransızca, Almanca, İngilizce ve diğer dilleri bilenlerin olduğunu öğrenince merakı daha çok artmış; karar vermekte zorlanmamıştır. 

Lêgerîn kararlı duruşu, ısrarı ve enternasyonalist devrimci ruhuyla Arjantin ve Kürdistan halkları arasında en değerli kardeşliğin simgesi olmayı başarmıştır.



7 yıl önce tanışmıştık. O zaman sadece 2 aylığına Kürdistan’ı görmeye gelmişti. TV kanallarında Türkiye’de 2011 yılında yapılacak olan seçimler konuşuluyordu. İlgiyle izlediğimizi görünce hem şaşırmış hem de eleştirmişti:

“Siz devrimcisiniz, seçimlerle ne işiniz olabilir ki? Seçim demek tuzak demektir!”

İşte buydu Lêgerîn, buydu cesaret. Ortadoğu devrimine baş koymuş devrimcileri bu şekilde eleştiriyordu. Eleştirmek devrimcinin en başta gelen karakteridir. Yaşamıyla tutarlı olunca eleştirileri de ciddiye alınıyordu.

2011 savaşı sırasında tekrar karşılaştık. Kürdistan gezisinin son günleriydi. Ayrılacağı gün gerginlik tırmanmış, yapılan konuşmalar ve hazırlıklardan, o günün akşamında savaş olacağını kendisi de fark etmişti. Onu almaya gelen arabayı reddetti:

“Gitmiyorum” dedi

“Savaş çıkacak, nasıl giderim? Bu savaş benim de savaşımdır! Gitmeyeceğim!”

Akşama doğru henüz hava kararmadan yağmur gibi dökülmeye başladı havan ve katyuşa füzeleri…

Saldırı yüzünden 4 gün 4 gece arazi yandı. Orman yanarken mayınlar patlıyordu. Söndürmeye gidemezdik. 

Ama o yine de eleştirdi! 

Mayınları hatırlatıp üzüldüğümüzü görünce bu kez de bizi teselli etmeye çalıştı: 

“Neyse, Meksika köylülerinin topraklarını da devlet sık sık yakıyor. Meksikalılar bu yangınların toprağa iyi geldiğini söylüyor!”

Fazladan balık tuttuk, Önder Apo’yu okuduğunu belirtip ekolojiden eleştirdi! Alternatif tıp dedik, doğadaki otlardan ilaç yapmak vs. “Alternatif demek sadece şifa veren otlar değildir. Bütünlüklü bakın” dedi, eleştirdi…

Dinlediğimiz müzikler, izlediğimiz filmler için eleştirdi…

Dinlememiz için “Paco De Lucia” albümlerini verdi, neden Hollywood filmlerini izlememek gerektiğini anlattı.

Güney Kürdistan’da halk hastanesinde çalıştı. Soran halkıyla iletişimi görülmeye değerdi. Kadınlar ve çocuklarla çok iyi anlaşıyordu. Halkçı özelliği Soran halkıyla çabucak kaynaşmasına vesile olmuştu.

Kobanê’ye gitti. Cizre kantonunda Sağlık Meclisi çalışmalarını organize etti. İnşa çalışmalarına katıldı. Doktor etiketini öne çıkarmadan sağlık alanındaki inşa görevlerine sarıldı.

Kendi ülkesinde mücadele etmesi önerildiğinde tavrı çok netti: “Ben Kürdistan’dan gitmem!” 

Gitmedi Lêgerîn, Kürdistanlı oldu…

Önceden tanımayanlar onun Arjantinli olduğuna inanmıyordu. Kürtçe konuşuyordu!

Hangi arayış onu yetkince anlatabilir? İnsan olmanın vazgeçilmez özelliği anlatabilir belki. Belki de mücadeleci kişiliğinde saklı olan insanlığın direniş tarihi…

Arayış biterse insan biter!

Bunun anlamı, aradığını hiçbir zaman bulamamak değil; her bulduğundan sonra yeni bir arayışa yönelmektir…

Sürekli yenilik, bitimsiz arayış, sonsuzluk…

Lêgerîn budur işte! Tarihini-hakikatini arayan ve bunu kendi eliyle yaratan, kendini gerçekleştiren insandır!

Bir sosyalizm ısrarı bir de sempatik gülüşü kaldı yüreğimizin devrimci hatıratında…

Sonsuzlukta buluşmak üzere, güle güle Arjantin’in kızıl Alinası

Güle güle Kürdistan’ın efsane Lêgerîni

Güle güle Güneşin Özgür Kızı!


414

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA