Çiçekler çocuklar düşler

Efrînliler, uzak denizlerde boğulmasın diye Meryem’in düşlerini korudu. Orada çocukluklarını yüreklerinde taşıyanlar, işgalcilere karşı sadece topraklarını savunmuyorlar; Meryem’in gözlerinden taşan düşleri, yıldızları, çiçekleri ve taşları da savunuyorlar.

14 Mart 2018 Çarşamba | PolitikART

Deniz BİLGİN


Efrîn, kadınların ve çocukların yurdu. Efrîn, taşların, yıldızların ve düşlerin yurdu. Çünkü orada sözleri dinlenen, dikkate alınan çocuk insanlar var ve onlar için direnen, çocukluğunu en büyük hazine gibi yüreğinin kıyısında taşıyan büyük insanlar var. Yaşar Kemal diyordu ya; “Gözleri kocaman çocuklar için değer/ mücadeleye değer/ bir hayat pahasına da olsa değer…”

Haftalardır Efrîn’deki gazeteci arkadaşlarımın paylaştığı kocaman gözlü çocukların fotoğraflarına bakıyorum. Konuşmalarını, direnişçiler için söyledikleri şarkıları dinliyor, öfkeliyken bile ne kadar güzel olabildiklerine bakıyorum. O küçük insanlar, kirletilen insanlığın temiz kalan yüzü. İnsan gerçekten büyüdüğünde, düşlerini yitirdiğinde kendini de kaybediyor; o zaman savaş, şiddet, aç gözlülük, hırs, sevgisizlik, ruhun kurumuşluğu alıyor yerini. 

İnsanın bunca kirlenmesi, düşlerini yitirmesinden, hayatının şiirini, ezgisini kaybetmesinden, kalbinin ritimlerini dinlememesinden hep. Kirlilik, büyük insanların çocukluğu utanılması gereken anlar olarak görüp, yüreğinden tamamen silmesiyle başlıyor. 

Efrîn Kantonu’nda bulunan mülteci kamplarının yarısını, belki de fazlasını çocuklar oluşturuyor. Kamplarda evleri yıkılan Kürt, Arap, Türkmen çocuklar birlikte oynuyor. Kamplardan birinin içine adım attığınızda, saniyede etrafınızda onlarca çocuk birikir. Gülümser, bağırır, bir şeyler anlatmaya çalışırlar. Adlarını sorduğunda kolunu gözlerinin önüne koyar, utanarak cevap verirler. Kısa zamanda utanmaları geçer. Adını, ne iş yaptığını sorarlar. Bazen büyükler gibi sorunları anlatmaya başlarlar, bazen birbirleri hakkında bilgi verip gülerler, bazen de sizinle dalga geçerler. 

Meryem’i de orada Rubar Kampı’nda gördüm. Kucağında küçük kardeşiyle, kampa gelenlerin etrafında toplanan çocukların arasındaydı. Meryem gökyüzüne dönse gözleri maviye kesiyordu, zeytin tepelerine dönse yeşile dönüşüyordu. Tarlalar dolusu rengarenk kır çiçeklerine baksa her birinden bir parça gözbebeğinde birikiyordu. Meryem’in düşleri gözlerinden taşıyordu. Belki bu yüzden büyüktür çocuk insanların gözleri, düşleri gözbebeklerinde biriktiği için… 

Meryem, Kürdistan’da ya da Ortadoğu’da büyümüş her çocuğun yaptığı gibi kardeşini sol tarafına dayamıştı. Sol eliyle sarmıştı. Bazen sağ eliyle zafer işareti yapıyordu. Bazen de yorulan sol tarafına destek veriyordu. Rüzgar, kumral saçlarını dağıtmıştı. Sağ elinin üzerinde kınadan çiçekler çizmişti Meryem. 

Sanki etrafımıza, gri çadırların arasına çiçekler doluşmuştu. Meryem de onlardan biriydi. Dağınık saçları, renkten renge dönüşen gözleri, gülüşüyle onu kır çiçeklerinden ayırt etmek zordu. Zaten tepeler, zeytin tarlaları çiçeklerle doluydu. Efrîn topraklarına dağılmış binlerce yıllık tarihi taşların üzerinde, yaşlı kadınların yüzlerinde de çiçekten nakışlar vardı. 

Efrînliler, uzak denizlerde boğulmasın diye Meryem’in düşlerini korudular. Orada çocukluklarını yüreklerinde taşıyanlar, işgalcilere karşı sadece topraklarını savunmuyorlar; Meryem’in gözlerinden taşan düşleri, yıldızları, çiçekleri ve taşları da savunuyorlar. Çünkü onlar biliyor;

“Daima, çocukların öldüğü yerlerde taş ve yıldız ve bir sürü düş vatansız kalır.” 

 (Nazi faşizminden kurtulan ve hayatını, faşizmin yol açtığı yıkımı şiirlerle anlatmaya adamış olan Nelly Sachs’ın bir dörtlüğü) 



Yoksa insan nasıl hayatını feda edebilir, bu kadar gençken ve filizlenen hayatının başlangıcındayken nasıl hesapsızca işgal altındaki zeytin tepelerine koşar. Meryem’in ve Efrîn’in bütün çocuklarının düşleri, yurtsuz kalmasın diye bunca gençken ölüyorlar. Biliyorlar, “Hiçbir imparatorluk, bir çocuğun bebeğinin kırılmasına değmez.” (Fernando Pessoa) 

Çiçeklerle, çocuklarla ve düşlerle sarmalanmış bir yurttur Efrîn ya da Çiyayê Kurmênc…

Efrîn evlerinin bahçelerinde rengarenk güller yetişiyor. Şehba bölgesinde bir evin avlusunda portakal çiçeğinin kokusu yayılıyor. Nebi Hurî’nin yamaçlarındaki yıkıntıların altından, duvarlardan, taşların arasından incir ağaçları uzuyor. Yine Nebi Hurî’nin asırlık kulesinin avlusunda, nar ağacının kırmızı çiçeklerle yüklü dallarına bağlanıyor dilekler. Duvarındaki küçük çukurlara taşlar konuluyor, eğer düşmezse dileğin kabul oluyor. Bez parçalarında, renkli iplerde, taşlarda kaç yüzyılın dilekleri birikmiş. Dilekler, düşlerin bir parçası; dilekler Efrîn toprakları boyunca dağılıyor. Tarihi duvarların üzerinde kırmızı gelincikler boy veriyor. Lêlûn dağının beyaz taşları arasında beyaz çiçekler çoğalıyor. 

Meydankê gölünün çam ağaçlarıyla kaplı küçük adası, her baharda kırmızı, mavi, sarı, turuncu, mor çiçeklerle sarmalanıyor. Efrîn’de insanlar, asırlık zeytin ağaçlarının dibine oturuyor, sırtlarını gövdesine yaslayıp gölgesinde soluklanıyorlar. 

Böyle bir yurttur Efrîn, şimdi insanıyla, dağıyla taşıyla, çiçeğiyle çocuğuyla, düşüyle hakikatiyle işgale karşı direniyor. Efrîn’de çiçekler, çocuklar ve düşler için mücadele vermeye değer, ölüm pahasına da olsa. Yoksa onca taş, yıldız ve düş nereye, hangi yüreklere sığacak… Hep birlikte göreceğiz, o hep çocuk kalmış düşçülerin savaştığı mevzilerde gelincikler boy verecek baharda. Yıldızlar parlayacak yine mavi göğünde Efrîn’in. Ve işte yeni çocuklar doğuyor her yeni günde. Onları korumak için düşenleri hatırlayarak ve hatırlatarak büyüyecekler. Onlarla birlikte özgürlük düşü büyüyecek, ülkemizin koruyucu kanatları büyüyecek, sevgiyle genişleyecek yürekler. Ama Efrîn’de çocukların, düşlerin, çiçeklerin ölümüne sessiz kalanlara artık tüm zamanlar boyunca soracaklar; 

“Sen dünya, bu oyunların devamını nasıl getireceksin

nasıl kandıracaksın zamanı-

dünya, bebeleri çırpınan kelebekler gibi

alevlere attılar-

ve toprağın senin çürük elma gibi

atılmadı dehşetle açılan uçuruma-

Güneşle ay devam ettiler yürümeye-

onlar ki bir şeycikler görmemiş olan iki şaşı şahit.” (Nelly Sachs)


439

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA