Umudunu hür yaşama adayan Kürt: Nuri Dersimî

Kürdistan’ın bir dönemine damgasını vuran aydınlarından Nuri Dersimî, ‘Kürdistan Tarihinde Dersim’ ve ‘Hatıratım’ kitaplarıyla biliniyor. Qoçgîrî isyanı örgütlenmesinde yer alan ve bir süre tutuklu kalan Dersimî, daha sonra Dersim’e gider. Dersim katliamı ardından Suriye’ye geçen Dersimî, 1973 yılında Halep’te yaşamını yitirdi.

14 Mart 2018 Çarşamba | PolitikART

Selim FERAT


"Efrîn’i kolay lokma zannettiler… Kürtler Dersim’de bildiğiniz Kürtler değil. Sadece Kürtler değil Arap, Türkmen ve diğer halklarla birlikte bir yaşam kurduk ve bu yaşamı koruyoruz. Nuri Dersimî yaşıyor… O, bu toprakların devriminde yaşıyor.."

(Dedesini görmeyen, onun adını alan, torunu Nuri Dersimî- direnişteki adı: Baran Munzur)


Birinci not:

“Siyasi şeyleri, yüreğini soğutmak için konuşan”, ölümünden 10 yıl önce, “yerini bilmek” için, Efrîn’de kendisi ve hanımı için kabir yaptıran, “İnşallah Kürdistan olur, ben de ölmeden görürüm" diyen o şahsiyetin yaşamından kısa resim kareleri düşüyorum. Bunu yaparken, bilimsel kodekse yüklü bir yöntem kullanmaktan feragat ediyorum. Metine uyarlayarak, yaptığım tüm alıntılar, Nuri Dersimî’nin ‘Hatıratım’ ve ‘Bekaa Bekaa Kutsal Bekaa’ kitapçığında 10 sayfa olarak yayınlanan, Nuri Dersimî’nin sevgili eşi Feride Hanım ile 1992 yılının Ekim ayında Halep’te yapmış olduğumuz röportajdan. Feragat ediyorum, çünkü Nuri Dersimî’nin, sevinç, keder, sürgün yüklü, bir rüzgar gibi geçen yaşamını duru, hareketli, pürüzsüz bir yaşam hikayesi olarak hafızaya yüklemek istiyorum. Bu kısa yazıyı kaleme alırken, özellikle Dersimî’nin dilde hala estetiği bozulmamış, terimlerini olduğu gibi aldığımı belirtmek istiyorum.


İkinci not:

Kürdistan’ın bir dönemine damgasını vuran aydınlarından, yüksek mertebede Kürt şahsiyeti Nuri Dersimî hakkında derinlemesine bir çalışma ve araştırma mevcut değil. Dersimî, kendi dönemiyle ilgili gelişmeleri ‘Kürdistan Tarihinde Dersim’ adlı eserinde, selektif bir gözlemle aktarmış, o dönemdeki Kürdistan sosyal topluluklarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunmuştur. Özellikle de bu temel yapıtla ilgili kapsamlı bir çalışmanın yapılması gerektiğini zapt etmek istiyorum.


Yetim kalan kabile çocuğu

Dersimli bir Kürt olmasıyla şeref duyan, Mil (Milan) kabilesinin çocuğu olan Nuri Dersimî’nin büyük dedesi ‘Colo’ Dersim’deki Burnak Köyü’nün kurucusudur. Kendisi de, Hozat Livası’na (sancağı) bağlı Ağzunik Köyü’nde, Karabal aşireti reisi Kangozade Mehmet Ağa’nın odasında, (1893 yılında) ‘şu fani dünyaya ayak basmıştır’. Annesi Ağuçan sülalesindendir. 

Bir dönem “annesinin ninnisiyle büyür”. Daha sonra, pederiyle annesi arasında, ailevi sorunlardan dolayı çıkan anlaşmazlık yüzünden, Dersimî “hatırlamadığı bir yaşta, maalesef ayrılmak gerektiğinden, annesi tarafından yetim kalmıştır”. Seyit Rıza’nın amcazedelerinden biriyle evlenen, annesinin ömrü vefa etmemiş ve annesi, Hozat merkezi civarındaki Teçami Köyü’nde vefat etmiştir.

5-6 yaşlarında iken, Hozat’a bağlı Sorpiyan Köyü’nde, Süleyman Ağa’nın konağında, amcası Milla Hasan tarafından büyütülmüştür. Amcasının bazen kendisini ders esnasında tokatladığını ve diğer arkadaşlarına karşı mahcubiyetinden, gözlerinden yaşlar aktığını hatırlayan Dersimî, amcasının bundan dolayı müteessir olduğunu ve kendisini kucaklayarak, O’nun ileride vatana hizmet eden bir insan olacağına dair şefkatli sözler sarfettiğini hatırda tutmuştur. 


Lise ve üniversite ve siyaset yılları

Elaziz Vilayeti’nin merkezi olan Mezra‘nın 5 km kuzeyinde olan ve Harput’a 3 km uzaklıkta olan o zamanların lisesi olan 5 sınıflı bir mektebe devam etmiştir. Daha sonra okuldaki sınıf sayısı 7’ye yükselmiş ve ‘Sultani Mektebi’ ünvanı almıştır.

Liseli yıllarda Kürt beylerinden birçoğunun çocuğuyla (Diyarbekirli Cemil Paşazade Kemal, Dersim’in Çarsancak beylerinden Aslan Beyzade Bedri, Palulu Abdurrahmanoğlu Necip Ağazade, Madenli Ahmet Nafiz vd.) okul yaşamını paylaşan Nuri Dersimî, Necip Ağazade’nin “Zeki, gayretli ve son derece milliyetperver bir Kürt genci" olduğunu, Kürtlük propagandası yaptığını aktarmaktadır. Cümle Kürt öğrencileri bir araya toplayan Necip, "Kürt gençleri arasında bir birlik yaratarak vatanı ve milli hisleri damaklarına yerleştirmeyi" amaçlardı. Bu anlatımdan, Dersimî’nin ilk gayri örgütsel toplantılara katıldığını varsaymak mümkün. Okuldan 1911’de diplomalı ayrılmıştır. İstanbul‘a giderken, pederine, "Baba, İstanbul şu uzak dağların ardında mı?” diye sorduğunda, cevap vermeyen babasının hüngür hüngür ağladığına şahit olmuş. Buradaki aktarımlardan, Kürt sancaklarının başka, İstanbul Vilayeti’nin başka diyarlar olduğuyla ilgili ilginç bir izdüşümü var.

1911-12 yılında başlayan İstanbul’daki mektep yaşamında, Nuri Dersimî, neden bir baytar (veteriner) okuluna kaydedildiğini, “Ecdadımızın yüksek dağlarda ve Kürdistan’ın güneşli yaylalarında mevaşi terbiyesi (davar, koyun, keçi, inek ve öküz gibi hayvanlar) ile uğraşmakta" olduğuna bağlamış.

İstanbul’da Unkapanı’nda Erzincanlı Ali Paşa’nın kahvesine sıkça gider, bu kahveye Dersimli yüzlerce amale de toplanır. Ali Paşa’nın torunu Veli Bey’in emsalsiz bir Kürt genci olduğuna vurgu yapan Dersimî, o dönemler güzel saz çaldığını, aşk ve Dersim üzerine şarkılar söylediğini, Dersimlilerin her perşembe kendisini okulun kapısından alarak, Unkapanı, Beşiktaş, Eyüpsultan, Haydarpaşa, Kadıköy’deki evlerinin odalarına hususi olarak götürdüklerini, oralarda sofralar kurulduğunu,  anıların ve günlerin tazelendiğini, Kürtçe methiyeler söylendiğini ve kendisi için külliyetli bir harçlık toplandığını yazar.

Askeri Tibbiye’de öğrenim gören Mehmet Necip ve diğerleriyle Unkapanı’ndaki Veli Bey’in kahvesinde toplanan Dersimî, Kürt Talebe Cemiyeti’ne (Hevî) bağlanır. Her hafta Cağaloğlu’nda, eskiden Osmanlı devlet büyükleri arasında yer alan, Dr. Abdullah Cevdet’le görüşen Dersimî, daha sonra Behdinani Emin Ali Bey (Kamuran ve Celadet Bedirxanların babası), Şerif Paşa (Lozan anlaşmasına katıldı), El Nehri’nin de (Kürt aşiretleri arasında Hınıs’ta ilk birlik görüşmelerine öncülük yaptı) içinde oldukları cemiyet için üye kaydı işleri yürütür, aidat toplar ve kaydedilenlerin isimlerini aylık üye aidatlarıyla birlikte Abdullah Cevdet’e teslim eder.


Hür yaşamak büyük bir saadet

O dönemde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin "Türk olmayan unsurları kati olarak Türkleştirmek" gayesine karşı, Kürt gençlerinin büyük bir heyecana kapılarak, "Türkler‘i düşman bilmeye başladıklarına" tanık olan Nuri Dersimî, Türklüğe karşı, "Yaşasın Kürt ve Kürdistan", "Ne mutlu ben Kürdüm diyene" sloganları yazdıklarını, Kürtlük ve Kürtçülük gayesinin bütün âsabları üzerinde geceli gündüzlü tesir yaptığını”, “bazı menfaatperest Kürtlerin, İttihatçılar’a hizmet ettiğini" hatırlamaktadır. (Bu bölümde Nuri Dersimî, şarlatan Dr. Hasan Rıza’nın Tükçülük hakkında konferanslar vermesinin, Kürt gençleri arasında akisler yaparak, milliyet bağlarını kuvvetlendirdiğini aktarmaktadır.)

Nuri Dersimî‘nin görüşüne göre, “Kürtlük ve Kürtçülük hareketinin bir ahenk ve plan dairesinde Kürdistan toprakları dahilinde merkezileştirilip idare etmemesinin nedeni, muntazam teşkilatlı bir cemiyetin bulunmamasıdır". 

İstanbul’da tüm Kürdistan’dan 150 talebenin, Dersim’den de sadece kendisinin yüksek tahsil gördüğüne vurgu yapan Dersimî, Kürt milletinin, "diğer milletler gibi inkişaf (gelişme) edeceğine, hürriyetini kazanacağına yüksek kanaati olduğunu” vurgular ve bundan dolayı da, İstanbul’daki hayatını "ömrünün en tatlı günleri olarak saydığına" vurguda bulunur.

"Ümitsizliğin, hiçbir yoksulluğun hatırına gelmediğini, başarısızlığın ne olduğunu bilmediğini"; "hür yaşamak gibi büyük bir saadetin olmadığını" ve Kürt milletinin daima hür yaşayacağını belirten Nuri Dersimî, ‘Hêvî’ mensuplarının ‘JÎN’ isimli bir gazete neşir ettiklerini, ‘Amale Partisi’ (Kürt)‘ün buna maddi yardım yaptığını not düşüyor.



Ermeniler ve 1915’e dair 

Dersimli’lerin 36.000 Ermeni’yi ölümden kurtardıklarına vurgu yapan Dersimî, aslında Ermeniler ve Kürtler’in menşelerinin aynı olduğunu, eskilerde Ermeniler’in Kürtçe, Kürtler’in Ermenice konuştuklarını da aktardıktan sonra, Ermeniler’in çeteler halinde Kürtler’i imha ettiğini, Hınıs’da bir bölgedeki tüm Kürtler’in Ermeniler tarafından imha ettiklerini belirttikten sonra da, Kürtler ve Ermeniler’in "iki kardeş ve mağdur unsur" olduğunun altını çizer. Bu bölümlerde Kürt münevverleri ve Ermeni mezalimi terimlerinin yarışta olması, Nuri Dersimî’nin o zaman tüneli içerisinde, Kürt mefkuresini her şeyin önünde tutma gibi, bir Kürt müdafisi göreviyle iştigal ettiğini göstermektedir. 

Baytar Nuri, 1915’teki olaylarla ilgili, Kürtler’in Almanlar aleyhine Kürtçe nidalar söylediklerine atıfta bulunuyor: "Alamani, Alamani te çima me ra qanûnêk danani? Ar di mala te kevi Alamani, te paşiya mêtan me ra anî. Mala te bişewite Alamani, te kokê mêran me ra anî!” (Alamanlar, Alamanlar, neden bizlere bir kanun yapmadınız? Evinize ateş düşsün Alamanlar, bizim erkeklerin sonunu getirdiniz. Eviniz yansın Alamanlar, bizim erkeklerin kökünü getirdin.)


Kemalist işgale karşı isyanlar

1920’da "Koçgiri Kürt İstiklal Savaşı" için Kangal, Divriği, Zara mıntıkalarında teşkilat yapmakta olan Nuri Dersimî, Teşkilatı Mahsusa ajanları tarafından bir mektupla, Mustafa Kemal’e şikayet edilir. 

Kürtler Wilson Prensipleri vasıtasıyla ümide kapılıyor, İstanbul’da Divan yolundaki Diyarbekir Kıraathanesine toplanan gençlerin, Kürdistan istiklalini ilan etme isteminde bulunuyorlar.

Sivas’daki faaliyetleri esnasında, yapılan ihbarlar sonucu Nuri Dersimî Mustafa Kemal’in talimatıyla 20 Aralık 1920’de Divriği merkezinde tutuklanır. "Ayaklarına zincir takılır. Teneffüs zamanlarında, uzun zinciri omuzlayarak, gezmekten zevk duyar". Zincirin asıldığı duvar taşını yerinden çıkarmayı başaran Dersimî ve mahpuslar, kaçmayı planlarlar. Kaçmayı planlayan bir mahpus bunu kendisini ziyarete gelen eşine, eşi de neden o kadar sevindiğini soran yaşlı komşusuna, komşusu da jandarmaya anlatır. 

Dersim aşiretleri, Mustafa Kemal’den Nuri Dersimî’nin tahliyesini talep ederler ve ani bir talimatla Nuri Dersimî serbest kalır. Mustafa Kemal’in asıl odaklı olduğu nokta, aşiretleri kazanmak ve radikal unsurları boşa çıkarmak ya da ayrılıktan taraf olanları entegre etmektir. 

Birkaç bin kişilik kuvvetle Alişer komutasındaki Qoçgîrî ayaklanması savaşçılarının tek başına donanımlı Türk ordusuyla "harp ederek mağlup olmaları" ve Alişan Bey’in Ankara’ya sığınmasına yol açmıştı. Nuri Dersimî ve Alişer’in malları, hayvanları Türk hükümeti tarafından zapt ve müsadere edilmişti. Ali adındaki oğlunu Koçgiri’de kaybetmiş, eşi Selvi yeraltı mahzenlerinde saklı kalarak, kurtulabilmiş ve Nuri Dersimî ise 15 Mayıs 1921’de Dersim‘e iltica etmiştir. ‘yeminli’, yalancı aşiret reisleri, Mustafa Kemal’e telgraf çekerek, "Koçgirililer şakidir. Biz şakilere uymayız" demişlerdir.

Nuri Dersimî, ‘Kürdistan Tarihinde Dersim’ adlı eserinde: "Koçgiri, Kürdün istiklal savaşının bir merhalesidir, onunla bir meydan muharebesini galip ettik, fakat harp bitmedi… Biz son zaferi kazanacağız!" gibi bir yaklaşımla, geleceğe dair hayati önemde bir not düşer. 

Mustafa Kemal’in affetmediği iki sim vardı: Kürt aydını Veteriner Nuri Dersimî ile bir mücadele önderi ve Kürt şairi Alişer. Nuri Dersimî, Dersim’de işgale karşı ayaklanmadan önce,  burada 60 aşiretin bulunduğunu belirterek, “iş bu 60 küsür aşiret katiyen bir irtibat, kardeşlik ve samimi bir dostluğun asla mevcut olmadığından" yakınıyordu. Önemlisi Nuri Dersimî, Kürdistan’daki isyanlarda, "Sünni Kürt isyanlarında, Alevi Kürtler’in alakadar olmadıklarını, Alevi Kürt isyanlarında ise sünni Kürtler’in alakadar olmadığını" esefle karşılıyor. Bu Dersim ayaklanmasının bir katliamla bastırılmasının sonunda, Seyit Rıza özel ve gizli bir elçisi vasıtasıyla Nuri Dersimî’yi harici devletlerden yardım almak için harekete geçmesini talep ediyordu.


Sürgün

Alişer Efendi ve refikası (eşi) Zarife’nin başlarının "zalim ve alçak Rehber" tarafından kesilerek Elaziz’e getirilmesinin ardından, İstanbul’a giden Nuri Dersimî, Yunanistan’a geçmek ister. Orada bir Ermeni’nin otelinde kalır; polis takibatındadır. Yunan hükümetinin Türkiye ile yapılan ikili anlaşmalar zemininde kendisini Türkiye’ye iade edeceğini ileten meslekdaşı Sabri Bey’in görüşü onu ikna eder: Mersin’e gider. Oradan bindiği Expres ile Şam’a hareket eder. Tren’de tanımış olduğu Kamil Bey kendisine yardım eder. Şam’a geldiğinde, Santral Otel’inde Mehmet Efendi, Arapça bilmediği için, kendisine soranlar olursa, Kürtdağlı olduğunu söylemesini tembih eder. "Kürtdağı Halep’in Efrîn kazasına ait bir Kürt mıntıkası imiş".

Zahmetli ve yoğun bir Türk istihbarat ağı kıskacına takılan Nuri Dersimî, arkadaşı Dr. Nazif, Kamuran ve Celadet Bedirxan Beylerle ve Memduh Selim’le tanışır. Halep’de haftalarca Kürt ve Ermeni ailelerin yanında kalan Dersimî, uzun yıllar boyu Türkiye’ye teslim edilme riskiyle karşı karşıya kalır. 

1938’de Türk-Fransız ittifakı sonunda, Türk firkaları Antakya’yı işgal ederler. Aynı dönemde Dersimli Şemikan aşiretine mensup Gazioğullarından Ali Ağa’nın kızı Feride ile nişanlanır. Türkiye’ye iade edilmeyi önlemenin imkanlarından biri olarak, Halep’te yapılan hazırlıklardan sonra, Ürdün hükümetiyle bir anlaşma yapılır ve Baytar Nuri, ayda 26 Filistin lirası maaşla iki sene devam edecek bir iş mukavelesi imzalar. 14 Ekim 1938’den sonra Amman’da veteriner olarak çalışmaya başlar. Sürgün yaşamında kemalist casuslar ve diplomatlarının takibat ve baskılarından kurtulmayan Nuri Dersimî, bizzat Ürdün Kralı Abdullah’ın huzuruna çağrılır ve baskılar sonucu Kudüs’ten Amman’a gelen Türk Başkonsolosu ile görüşür. Kral, konsolos ile görüşmesinde, Amman’daki görevi bittikten sonra Kütahya’ya geri dönebileceğini beyan etmesini tembihler. Zaman geçince de bir çare bulunacağını ekler. Türkiye Başkonsolosu Celal Karasapan, “Pekala, fakat" dedikten sonra, harici devlet temsilcileri ve Ermeni Taşnak Partisi nezdinde hiçbir irtibatta bulunmaması şartını ileri sürerek, bir dönem çin Baytar Nuri’yi rahat (?) bırakır.

2 Temmuz 1939’da Amman’a gelen nişanlısı Feride Hanım’la dört gün sonra nikah kıyar. 

Fransız Müsteşarı, Türkiye’ye iade ile ilgili ondan beyanat ister. Beyanatında, "Irkım: Kürt-Alevi; Cinsiyetim: Suriye; Doğum yerim: Dersim" olarak iletir. Defalarca İdlib, Halep, Azez’de veteriner olarak çalışır. Türkiye’den verilen raporlar, Suriye hükümetini zor durumda bırakır. Baytar Nuri ‘komünist’ olarak görevden uzaklaştırılır. Nuri Dersimî, 1950’de ‘Kürdistan Tarihinde Dersim adlı kitabını yazmaya başlar. 

Kudüs’e gider, bir Yahudi heyeti kendisinden ittifak talebinde bulunur. Bunu hassasiyetle reddeder. Üyesi olduğu Hoybûn’dan karar çıkar ve "Yahudiler’le ittifak caiz değil" kararlaştırılır. Dersimî, "Beni ülkemde umumi istihbarat reisliğine tayin etseler bile kabul etmem, muhbirliği sevmem" diyerek, Yahudilerle işbirliğine hayır der. 


Vasiyet

Feride Hanım O’nun siyasetten pek bir şey anlamadığına vurgu yaparken, hileden anlamadığına (itibar etmediğine) işaret ediyordu.

Behdinalilerle sonuna kadar birbirlerini sevdiler. "Zazaca biliyordu, Kurmancîyi de güzel bilirdi. Zazaca Celadet Bey’in çok hoşuna giderdi.”

Baytar Nuri, Dersim harbinde üç erkek kardeşini kaybetmişti, hayatta sadece bir kızkardeşi kalmıştı. Kardeşi son yıllarında çok asabiydi. “Kürtlerle ilgili kötü haberler onu kahreder, Kürtler’den iyi haber gelmişse, o gün rahattı. Her şeyden önce vatan” derdi. Aleviliği severdi, Alevilik yapmadı.

“Ne zaman bir Kürdistan kurulsa geri dönerim” derdi. Nuri Dersimî’yi Kürtdağı’nda çok sevdiler. Barzani hareketini kastederek, "Genç olsaydım, ben de gider kendilerine iştirak eder, harb ederdim" dedi.

Günün birinde bir kahvede, kendisine Dersim’de olanları aktaran birini dinlemiş ve bayılmıştı. Felç geçirmekten kurtulan Nuri Dersimî, belki iyileştikten sonra, Feride Hanım nedenini sorunca, kardeşi "Dersim’den geldiler, neler yapıldığını, çocukların mağaralarda nasıl boğdurulduklarını anlattılar, kıyımı anlattılar, o da bu hale geldi" demiş. 

Nuri Dersimî, göçüp gitmeden on yıl önce kendisiyle eşi Feride Hanım’ın kabir taçlarını yaptırmış, bedenlerinin yerini Efrîn’de hazırlatmıştı. "Ben burada Kürtler’in içinde mezarımı yapayım. Yerimi şimdiden bileyim, tanıyayım, daha rahat ölürüm… Kürtler kalkıp gider, ben rahat yatarım".

Son sözü olarak ne söylemek isterdi Nuri Dersimî?

Belki de şunu:

"Yaşamak isteyen her varlık dövüşmelidir!

Dünya üzerinde bir yeri olmak isteyen her millet çarpışmalıdır!"


Epilog

Nuri Dersimî’yi, kötülüklere dayanma gücü olmayan bir tarihçi gözlemci ve tarih tanığı olarak not etmek istiyorum. Yaşam hikayesini onun ve eşi Feride Hanım’ı kalemime dayanarak aktarmak, onların kelamına yakın durarak, bir nevi resim kareleri çizmek benim için pek kolay olmadı. Okurken, Dersimî’yi, hiç yorgun bulmadım. Zor kavşakların tümünde, çare için tükenmeyen bir enerjiyle karşılaştım. 67 yaşında, başkalarının “Ömrün sonu geldi" dediği bir yaşta, Kürdistan Tarihinde Dersim kitabını yazmaya koyulan, kötülüğe inat, yaşama sevinci tanıyan bir dava adamının adıdır Nuri Dersimî. Ondan öğrenerek ve anısına saygı duyarak…


234

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA