Evren doğuran KADINLAR

Bir ana içindeki çocuğu korumaya çalışıyor, bir ana ayaklanmış çocuğuna kol kanat geriyor, diğer ana yeryüzünde tek varlığı olan oğlunun suretini çerçevelemiş kendinden bile sakınarak diyar diyar gezdiriyor…

13 Mart 2018 Salı | Toplum-Yaşam

Bazı anlar vardır ki bir ömre serpiştirsen, ömür acıya doyar. Bazı anlar insanın içinde şark çıbanı gibi sızlar ha sızlar. Efrîn sokaklarında, derinlere dalmış, yazılarımı yazdığım sakin bodrum katındaki eve doğru ilerliyorum. Balkondaki çocuklar birbirlerine keşif uçağının nerede olduğunu tarif ediyorlar. Parmakları gökyüzünde daireler çizen SİHA’ları takip ediyor. Kocaman gözlerinin kaygısı içime bir asit damlası gibi akıyor. Kendimi bu çocuklar karşısında o kadar suçlu hissediyorum ki anlatılamaz… Onlara selam verip geçiyorum, onlar da gülüşerek el sallıyor. Kendimi onlar karşısında suçlu hissetmeseydim kesin biraz onlara takılır, oynardım ama şimdi o hissin ağırlığı susmama sebep. Biz büyükler özgürlük yolunda ömür boyu mücadele ettik ama hala bu çocuklara özgür bir gelecek veremedik. Bizi affetmesinler. 


26. BÖLÜM


Mahşeri bir gürültü…

Bilgisayarı dizlerime koydum başımı arkaya atıp tavana bakarak biraz düşündüm, kafamda toparlamak istediklerim belirginleştikten sonra tuşlara dokunmak istiyordum. Daha kelimelerim doğum yapmaya hazır değilken mahşeri bir gürültü koptu kapı ve pencereler sarsılarak yerinden çıkmak istercesine öne doğru kaydılar. Ve biraz önce gülüşen çocukların korku dolu çığlıkları yalçın bir kayadan kopan çığ gibi yankılanmaya başladı… Merdivenlerden gelen gümbürtüyle annelerin çocuklarını kapıp aşağı getirmek istediklerini anladım. Birazdan hepsi benim yazı yazmak için geldiğim yere geldi. 

Çocukların gözlerinde henüz kurumamış yaşlar, etrafa merak ile bakıyorlar. Hamile bir kadın iki eliyle karnını tutmuş, içinde sakladığı varlığın zarar görmesini engellemeye çalışarak ve gülümseyerek “Biz geldik” diyor. Çoğul konuşuyor, kendi ve henüz doğmamış bebeği yerine… “Hoş geldiniz” diyorum… 

Bir genç mutfağa yönelip çay yapıyor, birazdan burası siyaset meydanı olacak, öyle öyküler anlatılacak ki sormayın gitsin. Herkes gördüğünü ve duyduğunu birbirine anlatacak birazdan… 


Yanında getirdiği tek şey; şehit oğlunun fotoğrafı! 

Çocuklar korkularını bir kenara bırakıp koridorlarda gezinmeye, oyunların peşinde koşuşturmaya başladı. Kapı tekrar çaldı, açtığımda karşımda daha önce selamlaştığım bir şehit annesi vardı. İki gözü iki çeşme ağlıyordu. Kucağında da şehit arkadaşın resmi var. İçeri almak istiyorum gelmiyor “Sen bu resmi al sende kalsın” deyip gitmeden bir kez daha resmi öpüyor, iki adım ileri doğru atıp hızla tekrar gelip resme sarılıp hıçkırıklarla ağlamaya başlıyor… Ana artık resmi koruyamadığı için kendini yiyip bitiriyor. Cindiresê’den geldiğinde yanında getirdiği tek şey bu resim, şimdi bana bir şey olursa diye kaygılanmıyor, tek korkusu oğlunun resminin başına bir şey gelmesi. Biraz teselli edip resmi alıyorum, “istediğin zaman gelip gör hiç çekinme” diyorum. Başını sallayıp çıkıyor. 

Bir ana içindeki çocuğu korumaya çalışıyor, bir ana ayaklanmış çocuğuna kol kanat geriyor, diğer ana yeryüzünde tek varlığı olan oğlunun suretini çerçevelemiş kendinden bile sakınarak diyar diyar gezdiriyor… 


Bir anayı anlamak tanrısal kudret gerektirir

Hiç anne olmamış ve bu çağa çocuk doğurmayı günah sayan biri olarak ilk kez analığın nasıl bir şey olduğunu hissettim… Bir evreni rahminde taşımanın yükü ağırmış, bir evrene can verip onu sonsuzluk gibi zamana salmak büyük sorumlulukmuş. Bir ananın yüreğindeki tedirginliği anlamak tanrısal bir kudret gerektiriyormuş… Ve inanmak zor ama birleşmişler milletler hala kaygı duymanın ötesinde değil, Efrîn’de bunca insan can verirken endişe duymaları bile büyük bir lütuf. Sonra bu anaların ve çocuklarının üzerine tonluk kazanlar atan kadın pilotları düşünüyorum da onlar nasıl sevebilecek çocuklarını? Onların hayatı nasıl bir hayat ki insan öldürerek var oluyorlar… 


Her kadın bir evrene gebe…

Öyle bu düşüncelere dalmış giderken ve yazımı yazma koşulları yakalayamazken kapı yine çalıyor. Bu kez açtığım kapının arkasında üç gencecik kız duruyor. İçeri buyur ediyorum ama gelmek istemiyorlar. “Sen YPJ mevzilerinin nerede olduğunu biliyorsun bizi onların yanına götür, biz de savaşmak istiyoruz diyorlar.” Çok gençler “olmaz küçüksünüz” diyorum. “Olur, küçükleri de vuruyorlar bari biz de onları vurma şansına sahip olalım, kirletemesinler bizi” diyorlar. Bu şehirde her kadın kendisince ve kendi usulünce bir evrene gebe diyorum. 


764

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA