Beş Yıldız ve sağın popülizmi üzerine

Cenap ÖZEK

13 Mart 2018 Salı | Forum

Geçtiğimiz hafta İtalya’da yapılan parlamento seçimlerinin galibi 2009 yılında eski bir muhasebeci ve sonrasında da özellikle internet medyasını etkili kullanan sert dilli düzen eleştirmeni komedyen Beppe Grillo ve 2016’da hayatını kaybeden internet girişimcisi Gianroberto Casaliggio tarafından kurulan Beş Yıldız Partisi oldu. Sağ bloğun en güçlü partisi  Kuzey Birliği ise yüzde 32,6 oy alan Beş Yıldız’ın ardından yüzde 18 ile ikinci sıraya yerleşti. Seçimlerin mağlubu ise iktidardaki Demokrat Parti oldu. Komünistlerin de desteği ile iktidara gelmiş olan demokratlar ciddi oy kayıpları ile iktidardan düşmüş oldular. Şimdi İtalya’yı büyük olasılıkla Beş Yıldız’ın başbakan adayı 31 yaşında herhangi bir mesleki kariyeri olmayan ve üniversite öğrenimini yarıda bırakmış Di Maio kabinesi yönetecek. Buna benzer bir gelişme 2017 Ekim ayında Avusturya seçimlerinde de yaşanmış, sağ popülist söylemleriyle bilinen Avusturya Halk Partisinin adayı 31 yaşındaki Sebastian Kurz başbakanlığa seçilmişti. 

Avrupa’nın neredeyse bütünü itibariyle benzer karakter gösteren sağ popülist yönelim, arkasına ciddi kitle desteği de alarak değişik ülkelerinde iktidara kadar yükselen ya da en kötü ihtimalle ilk üç içinde yer alan bir güce ulaşmış bulunuyor. Çoğu herhangi bir siyasal geleneğin devamı olmayıp tam tersine geleneksel siyasetin çürümüşlüğüne ve çözüm üretemezliğine tepki olarak doğan bu protest hareketler son derece genç insanlarca yönetiliyor. Bu hareketlerin ortak özelliği değişik dozlarda bir milliyetçiliği pompalamak. Çok kültürlü toplumsal yapılar yerine daha çok Alman, Fransız, Avusturyalı, İtalyan olmayı teşvik ediyorlar. Son yılların göç dalgasını bir tehdit olarak algılayan özellikle orta sınıfların korku ve kaygılarını geleneksel siyasi kurumlara karşı bir reaksiyon olarak örgütlemeyi amaçlıyorlar. Bu yönde saldırgan ve provokatif bir dil kullanıyorlar. 

Geleneksel siyasetin temkinli ve dengeleri gözeten karakterine karşın radikal reformcu ve düzen karşıtı demagojik kampanyalara girişiyorlar. Politik söylemlerinin önemli bölümünü EU karşıtlığı oluşturuyor. Avrupa Birliği projesinin durumlarını kötüleştirdiğini düşünen orta ve küçük burjuva kitlelerinin sınıfsal egoizmlerini kışkırtıyorlar. Onları milliyetçi hatta daha da ötesi ırkçı düşünce ve davranış rotasına doğru mobilize ediyorlar. Irkçılığın ve şovenizmin anavatanının Avrupa olduğunu düşünürsek bu tehlikeli enstrümanı kullanmaya kalkmanın ne felaketli sonuçlar doğurabileceğini yakın tarihin derslerinde okumak mümkün. Ancak bu hareketlerin liderleri açısından yakın çağın acı dersleri ile kurdukları duygusal bağlar yok. Onları oynadıkları ateşten uzaklaştıracak anıları yok. Tam tersine içinde yaşadıkları dijitalize olmuş toplumların düşünsel yüzeyselliği ile orantılı empati yoksunu bir iktidar arayışını temsil ediyorlar. Dolayısıyla insanlığa ait sorunların özünde yoksulluğa, savaşlara, göçlere yol açan kapitalist sisteme dokunmayan ama onun yarattığı toplumsal ve siyasal açmazları kendileri için sıçrama tahtası yapan son derece pragmatik karakterdeki bu oluşumların daha şimdiden geleneksel merkez sağ ve sosyal demokrat partilerin tabanlarında ciddi kaymalara yol açtığını söyleyebiliriz. 

Bu partiler ya da genel ifadesiyle siyasal oluşumlar nezdinde dünün utanç kaynağı ırkçılık ve faşizm sıradanlaşıyor. Güç ve iktidar kutsanırken kendisinden olmadığı varsayılan dinsel, etnik ve siyasal topluluklara karşı neredeyse linç duygusuna varan bir holiganizm örgütleniyor. Burada hemen bir parantez açarak yıllarca değerli analizlerinden yararlandığımız sayın Korkut Boratav’ın „İtalya’dan Siyasetçi Manzaraları“ başlığıyla çıkan makalesinde Beş Yıldız Hareketi’ni sağ popülist akımlara dahil etmenin haksızlık olduğu, çünkü bu hareketin anti kapitalist ve ırkçı söylemlere kapalı bir karakter taşıdığı ifadelerine yönelik düşüncelerimizi de belirtelim.Bu görüşe katılmak zordur. Kapitalizm karşıtı söylemler Avrupa’daki neo-faşist hareketlerin sıkça başvurduğu ve geçmişte Almanya’da Nasyonal Sosyalizmin, İtalya’da faşist Mussolini’nin iktidara yürüyüşlerinde orta sınıfların ekonomik ve siyasal huzursuzluklarını örgütlemekte çekinmeden kullandıkları demagojik bir araç olmuştur. 

Kapitalist sistemin açmazlarını en etkili ve itiraz kabul etmeyen bir tutarlılıkla ortaya koyma konusunda tartışılmaz üstünlüğü dolayısıyla Marksist terminolojinin eklektik kullanımlarına sıkça rastlanmıştır. Tekelci kapitalizmin toplumları sürüklediği krize karşı çözümü son tahlilde milliyetçilik temelinde aradıkları içindir ki bu akımların ortak özelliği Avrupa finans kapitalinin stratejik çıkarlarına göre yapılandırılmış ve artık çözüm üretmekten çok kendisi bir sorun haline gelmiş olan siyaset kurumunun restorasyon ihtiyacına cevap olmaktır. Bu göreve soyunurken sömürü karşıtlığı ve emekçinin hakları üzerinden değil, soyut bir halkçılık üzerinden pompalanan bir neo- milliyetçi düşünce ve davranış kılavuzu esas alınmaktadır. Nitekim Beş Yıldız Hareketi’nin internet üzerinden doğrudan demokrasi denemeleri hep bu soyut halkçılık ve bir tür sınıfsızlık teorilerinin ürünüdür. Dijital çağın yarattığı düşünsel kalıplarla beslenen yeni bir faşizm kültürü bir kez daha yaşlı kıtayı sarmalayacak gibi görünüyor.

Finans kapital elitinin bu hareketlere karşı uzun süre mesafeli tutum alması, hatta Hollanda’da Wilders’in, Fransa’da Mari Le Pen’in, Almanya’da AfD’nin önünü kesen müdahalelerde bulunması, bu eğilimi gözden çıkarttığı anlamına gelmemektedir. Kendi yüksek maaşlı bürokratik çarkının yönetmekte giderek daha aciz kaldığı çok yönlü krize deva olacak taze kan ihtiyacı arttığı ölçüde ve de en önemlisi emekçi sınıfların sisteme yönelik radikal itirazlarının giderek daha kararlı dile getirildiği bir momentte sağ popülizmin, hatta neo-faşizmin iktidar yoluna kırmızı halı döşemekte tereddüt etmeyecektir.

Özcesi, Avrupa yeniden tekelci sermayenin siyaseti restorasyonunda faşizmi araçlaştıracağı uğursuz bir tarihsel aralığa doğru sürükleniyor. Buna verilecek en etkili cevap emekçi sınıf örgütlerinin yetkinleştirilmesi yanı sıra içinden geçtiğimiz çağın bilimsel tanımını içeren ve emekçilerin önüne doğru strateji ve taktikler koyan bir ideolojik liderliği yaratmaktır. Kendi tarihimizin düşünsel mirası en büyük güvencemiz olacaktır.


268

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA