Dersim ağıdı hala canlı

Ozan Ali Baran 5 yıl aradan sonra ‘Mîrê Kevokan’ adlı albümüyle geri döndü. ‘Dersim ağıdı, Efrîn ile karşımıza çıktı’ diyen Baran, albüm tanıtımı için Karlsruhe’de yapacakları konserin gelirini Efrîn’e gönderecek.

08 Mart 2018 Perşembe | Kültür-Sanat

FİLİZ ARGAL / FRANKFURT


Sanat hayatında 40 yılı deviren Ozan Ali Baran, 5 yıl  aradan sonra yeni albümü “Mîrê Kevokan” ile dinleyicisiyle buluştu. Albüm, 11 Mart Pazar günü Almanya’nın Karlsruhe kentinde düzenlenecek bir konserle tanıtılacak. Kulturzentrum Tollhaus’da düzenlenecek konserde Ozan Emekçi, Zarife, Grup Ezgi, Onur Dalkaya ve Grup Xerama da sahne alacak. Konserin geliri ise Türkiye’nin işgal girişimi altındaki Efrîn’e aktarılacak. “Dersim ağıdı, Efrîn’de karşımıza çıktı” diyen Dersimli sanatçı Ali Baran ile 12. albümü Mîrê Kevokan ve müzik serüveni üzerine konuştuk. 


En son albümünüz üzerinden 5 yıl geçmiş. Mîrê Kevokan albümünü çıkarmaya nasıl karar verdiniz?

Beş yıldan sonra düşündüm ki ben şarkı, kilam, beyit ve ağıtlar söylemeden yaşayamıyorum, şarkı söylemek benim için nefes almam demek. Kendime söz geçiremedim ve bir yıl önce yeni bir albüm yapmaya karar verdim. Elimdeki eserleri Kürtçe, ağıt ve Türkçe eski beyitler olarak üç albümde toplamak istemiştim. Ancak müzik piyasası buna el vermedi, 3 albümümden bir albüm çıkarmaya karar verdim, hepsinden kesitlere yer vermeye çalıştım. Albüm Kürtçe ağırlıkta; üç Türkçe, iki Kirmancîkî(Dimilkî) olmak üzere toplam 11 esere yer verdik. Çalışmalarımız bir yıldan daha uzun sürdü. Ağırlıkla Aranjör Öner Gerçek’e ait, benim de katıldığım oldu. 


Ozan geleneğinden geliyorsunuz. Albümünüzde de bunun etkileri hissediliyor…

Evet. Dedem Mehmet ve babam Mahmut Baran’ın ozan geleneğinde doğmuştum. Annem Bese‘nin ağıtlarının çığlığının kulağımda çınlayışı vardır ki ölene kadar unutamam. Onların üzerimde çok tesiri olmuştu. Bu albümde yer alan “Haydar” parçasını çocukken Pir’den öğrenmiştim ve hafızamda yer etmiş bir beyittir. Çocukluktan beri merakım olduğundan arşivim çok geniştir. Yaklaşık bin tane eski kaset biriktirmişimdir. 

Babamın kendi sesinden orjinaline hiç dokunmadan otantik sesiyle olduğu gibi albümde yer verdiğim Kirmancîkî “Ezo Şîyan Zere” benim için çok anlamlı bir parçadır. Böylece babamı  da albümüme misafir etmiş oldum. Kirmancîkî ikinci parçayı da ben söyledim ama yine babamım Dersim Katliamı üzerine söylediği “Ez Se Bikêrî” ağıdına yer verdim. Dersim’de yaşanan zulüm ve acı bugün hala yaşanıyor maalesef. Bu albüm çıktığında Efrîn işgali başladı. Büyük bir öfke ve acı duydum. Babamın yaktığı Dersim ağıdı canlı durdu karşımda.


Albümde babanızın izleri çok fazla anlaşılan…

Albümde yer alan “Alî Axa Rabe” de yine babamdan duyduğum bir hikayeye ait. Hikaye, Erzincan’ın Arkezîye köyünde geçiyor. İsmet İnönü, Mustafa Kemal’e yazdığı mektupta, “Eğer Kürtleri Erzincan’dan çıkarmazsak, Seyîd Rıza bir Kürt devleti kuracak, bu nedenle Erzincan’ın asimilasyonuna hız vererek buraya Türkleri yerleştirmeliyiz” önerisinde bulunur. Kürt ve Ermeni topraklarına Türkler yerleştirilmeye başlar ve oradaki Kürtler ile Ermeniler Dersim‘e sürülmek istenir. Topraklarını vermemek için baş kaldıran köylülerle oraya yerleştirilen Lazlar arasında çatışma yaşanır. Çatışmada Arkezîye köyünden Ali adında bir genç şehit düşer. Ali’nin ölüm haberini alan kardeşi Ali’ye bu dizeleri söyler. Ali davul ve zurnalarla sonsuzluğa uğurlanır.



‘Here Oxir Be’ parçasında da Dersim katliamı ve direnişine ışık tutmuşsunuz…

Albümde yer alan dördüncü parça “Here Oxır Be” yani “Uğurlar Olsun” isimli eserimin hikayesi benim ailemden ve yakın akrabalarımdan 24 kişinin Hozat’a bağlı Bargenî köyünde diri diri yakılarak katledilmesini anlatıyor. Yakılanlardan en küçüğü Ferhat daha iki yaşında, en büyüğü 80 yaşında Sare nene. Bizim isimlerimiz katledilenlerden gelmektedir. Katliamdan geriye kalanlar da Afyon Sandıklı’ya sürgün ediliyor. Bu eserde yer alan sözler de şöyle: 

“Seyîd Rıza rêbêrê me bû

Alî Şêr şervanê me bû

Nûrî Dersîmi bîxîret bû 

soza xwe qet yek nebûn xulamên wan dijiminan

Eşîrên me bêbextî dikirin

Welatê me tev wêran bû…” 

Bu eserde, direnişe rağmen birlik sağlanamaması eleştiri konusu yapılıyor. 

“Kanê Welatê Me Ka” adlı eser de Kürtlerin birliğinin kurulamamasını sorgulayan bir eser. 

“Ji hev ra em kewir û dar in

Ji hev ra tûj, tevir û bêr in

Şûrên tuj in, xencer û kêr in

Ji bo em tar û mar in”

Yani birbirimize taşız, ağacız, toprağız, acıyız, keskin kılıçız, hançeriz, bıçağız, bu yüzden böyle dağınık ve perişanız.

Birimize karşı acımasızlığı sorgulayan bir kilamdır. Bu kilamın son beyitinde yer alan şu sözlerde birleşmenin, Kürdistan toprağını birlikte şenlendirmenin, dolayısıyla ulusal birliğin önemini anlatıyorum:

“Bigir were heval û dostan

Ala rengin bigirin destan

Bigirin em sema û dial

Ku şên be dîle dayikan

Ku şên be erdê Kurdistan..”



Peki albüme ismini veren Mîrê Kevokan’ın hikayesi nedir?

Yaklaşık on yıl önce 15 Şubat tarihinde Strasbourg’a giderken yolda hissettiklerimi anlattığım bir kilamdır. Albümün adını da “Güvercinlerin Mîrî yani önderi” anlamına gelen “Mîrê Kevokan” ismini verdim. 

Parçadan kısa bir kesit şöyle:

“Gel gel dağların kekliği

Gelinlerin, gençlerin, kızların süslediği kekliği

Zindanda çaresiz kalmış

Kırayım kapısını zindanın

Kurtarayım tutsaklıktan seni

Kekliğim uzun uçtu

Yayları vadileri dolaştı

Düşmanın eline düştü

Uykum sabır kalmadı

Gecem gündüzüm değişti…

Bu kilamın söz ve müziği bana ait. Tüm eserlerimi mırıldanarak oluşturuyorum. Kürtçe değil Türkçe mırıldandığım zaman asimile olmuşum korkusu oluşur bende. 


Bunları söyleyen bir sanatçı olarak sanat-siyaset ilişkisi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Ben bunları söylerken kendimi yükümlü hissediyorum. Ben hayat felsefemi müzik diliyle anlatmaya çalışıyorum. Eleştirilerimi de müziğimle yapmaya çalışırım. Bu albümde de ozan ruhuyla bir taşlama var. İsyan, mücadele çağrısı var. Eleştiri var ve aynı zamanda da mücadelenin ruhuda var bu albümde.


Albümde enstrüman zenginliği var ancak kaval baskın çıkıyor, özel bir nedeni var mı bunun?

Albümde iki kilam orkestration, Türkçe ve Kürtçe beyitlerde tembur, kopuz, kaval diğer kilamlarda kaval, keman ve iki parçada piyano ve çello kulandık. Vurmalılardan erbane yer aldı.

Kürtlerin önemli müzik aleti kaval, keman, tembur ve erbanedir bunların yanı sıra Batı aletlerinden gitar, piyano, çello ve bas gitar kullanmada korkmadım. Bizim yeni gençlikte bu aletlere karşı meyilli. Dünya müziğine uzak olmamalıyız, yerinde kullanılırsa iyi olur. Ben etnik müzik yapan bir sanatçıyım ama Batı müziğini de severek dinlerim.

Bu albümde yer alan tüm arkadaşlara da şükranlarımı sunuyorum. 




‘40 yıldır susmadım’


Baran: 1976’da Hozat’ta ilk defa Dersim çığlığını yükselttim ve 40 yıldır susmadım. Yıllarca halkımın özgürlüğü için mücadele ettim ve 11 albüm yaptım, yüzlerce konserde yer aldım, 5 kıta dolaştım. 20 yıl sürgünden sonra Dersim‘e geldiğimde asimilasyon politikasının sonucu yeni jenerasyonun Türkçe konuşmalarına rağmen Kürtçe’ye (Kurmancî ve Kirmanckî) heves ve gönül koyduklarını görmem, beni sevindirdi. Emeğimizin boşa gitmediğini görmem bana büyük bir kuvvet ve haz verdi. Dersim’de üç dilde konuşulur, “her dil bir insandır“ diyerek üç dilde sesim geldiğince söylemeye devam edecem.


1030

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA