8 Mart’a yeniden anlam katan kadınlar

Kadının direniş mirasının ürünü olan 8 Mart, kadınların emekleri, örgütlülükleri, cesaretleri ve kahramanlarıyla muhteşem bir mücadele örneği sergilediği Efrîn’de yeniden anlam kazanıyor. Kadınlar 8 Mart’ı Efrîn direnişinin onuruyla karşılıyor.

08 Mart 2018 Perşembe | Dizi

ZEYNEP KIZILIRMAK / EFRÎN


Efrînliler Türk ordusu ve çetelerinin işgal saldırılarına karşı 50 gün boyunca her şeylerini ortaya koyarak, tüm ezberleri bozarak direniyor. Ev ev, sokak sokak, cephe cephe her yer direniş alanı. Bu direniş, kadınların katılımı ve öncülüğüyle de dikkat çekiyor. Dünyadaki direniş biçimlerinin aksine, ‘Çağın Direnişi’ olarak adlandırılan Efrîn’nin her alanında kadınlar hakim. Kadınların gücü ve iradesi tarih yazılan bugünlerin her anına yansıyor. Kadınlar Rojava devrimiyle birlikte kurdukları bu sistemi, komünleri, acılarları mücadeleye dönüştürerek ördükleri dayanışmayı, öz savunmayı ve topraklarını bir adım geri atmadan, işgalcilere geçit vermeden onuruyla savunuyor. 

Kadının direniş mirasının ürünü olan 8 Mart, en çok da direnen ve mücadele eden kadınların renginin, emeğinin, direnişinin yansıdığı zamanlarda anlam bulur. Bunun en muhteşem örneğini ise bugünlerde Efrîn’de görüyoruz. 8 Mart bu yıl Efrîn direnişiyle anlam buluyor, kadınlar 8 Mart’ı Efrîn’le karşılıyor. 


Erkek sisteminin kadın sistemine karşı savaşı 

20 Ocak’ta Türk devleti ve ona bağlı çetelerin saldırılarıyla başlayan Efrîn direnişinin ardından, 26 Ocak’ta Efrîn Belediyesi’nin önünde yapılan açıklamada, “Burada yaşanan paradigmaların savaşıdır. Demokratik modernitenin devletli moderniteye karşı direnişidir” belirlemesi tamam da bu anlamı perçinliyor. Bu nedenle ulus devletler eliyle yaratılan El Kaide, El Nusra, DAİŞ’ten sonuç alamayınca, Türk devletinin bizzat kendi eliyle Rojava’da boy veren devrimi boymak amacıyla yürüttüğü işgal saldırılarının adını doğru koymak gerekiyor. 

Efrîn halkı bu işgali en iyi şekilde tanımlıyor. Her şeyini ortaya koyarak bu saldırılara karşı bedenini siper eden Efrînliler, Türk devletinin uluslararası güçlerin desteği ve onayına dayanarak başlattığı bu saldırıların nedenlerini çok iyi biliyor. Kadınlar da Kürtlere, Efrîn’deki tüm halklara yönelik soykırım amacıyla yürütülen bu saldırıların en çok kendilerini hedef aldığının farkındalar. Bu gerçeğe dikkat çeken Efrîn’de öğretmenlik yapan bir kadın. ”Burada yaşanan kadın sistemi ile erkek sistemi arasındaki savaştır” diyor. Bu tespit sadece bir kişinin ya da Efrînlilerin değil, Efrîn’e destek amacıyla gelen, direnişe tanık olan hemen herkesin içinden geçirdiği bir düşünce. Çünkü Efrîn bir kadın kenti, abartıdan uzak, sadece emeğe ve toprağa dayalı bir yaşam ve kadınlara göre şekillenmiş bir coğrafyadır. Kadın emeğiyle işlenmiş topraklar, dört mevsim her türlü üretime açıktır.



Kadınlar her cephede yer alıyor 

Efrîn’in her yerinde kadın emeğinin izlerini, bu devrimdeki öncülüğünü görmek mümkün. Kadınlar karşılar her sokakta, komünlerde, öz savunmada, eğitimde, ekonomide ve daha bir çok alanda kadınların emeği, öncülüğü var. Kuzey Suriye ve Rojava’da demokratik özerklik modelinin uygulanmaya başladığı 2012 yılından bu yana Efrîn’de oluşturulan sistemde kadınların yer alma oranı yüzde 64. Bu rakam günümüzde ‘ileri demokratik sistem’ olarak kabul edilen sistemlerin bile çok ötesinde. Örgütsel sistemin tüm yönetim mekanizmalarında esas alınan eşbaşkanlık sistemiyle birlikte her alanda ‘eşit temsiliyet’ pratiğe geçirilerek, çalışma yürütülüyor. 

‘Çağın Direnişi’nin başladığı günden itibaren kadın kenti Efrîn’de bu sistem kendini aynen koruyarak, direniş koşullarına göre pozisyon almış durumda. Kadın sistemi ya da Rojava devrimi modelinin her açıdan en çok hayat bulduğu Efrîn için artık normalleşen bu yaşam tarzı, erkek egemen sistemin her alanda  kurumsallaştığı yerlerden gelenler için ‘sıra dışı’ bir görüntü. Dünyanın birçok yerinde devrim mücadelelerinde kadınlara hep ‘geri cephede’ hizmet etmeleri gibi bir cinsiyetçi rol biçildi. Rojava’nın diğer savaş alanlarında olduğu gibi, Efrîn direnişinde de kadınlar ”Biz her cephede varız” diyor. Tüm dünya artık kadınlar için model olan kadın devrimini, YPJ’lilerin işgalcilere, barbarlara karşı verdiği savaşı biliyor. 


Komünler en büyük rolü üstleniyor 

Rojava devriminde kadınlar sadece sıcak savaş cephesinde değil, yaşamın her alanında zorlu bir mücadele yürütüyor. En şiddetli haliyle devam eden savaşın içinde yaşamı inşa görevi de üstlenen kadınlar oldukça büyük bir sorumluluk üstleniyor. Rojava devrimin en büyük ayağını oluşturan örgütsel alan, kadın rengi ve öncülüğünün en bariz görüldüğü yani kadın farkının kendisini en çok hissettirdiği bir alan. Çatı örgütü Kongreya Star bünyesinde örgütlenen kadınlar kendilerini her alanda direnişe göre yapılandırarak, direnişin yükünü taşıyor. Bu örgütlenmenin en önemli ayağını ise komünler oluşturuyor. Direniş öncesi toplumdaki kadınların ilk başvurduğu, devrimle tanıştığı yer olan komünler, direnişle birlikte kendini yeniden örgütlemiş durumda. Efrîn direnişiyle birlikte komünler direnişin tüm ihtiyaçlarının tartışıldığı, organize edildiği ve pratik adımların atıldığı merkezler olarak çalışma yürütüyor. 

Hemen hemen her mahallede oluşturulan ve köylerle birlikte sayısı 54’e ulaşan komünlere her gün yüzlerce kişi başvuru yapıyor. Cephe ihtiyaçlarının örgütlendirilmesi, köylerde evi yıkılanlar için yer teminine kadar çok sayıda çalışma komünler tarafından yürütülüyor. 


Emine Osman


‘En büyük gücümüz örgütlülüğümüz’

Efrîn direnişiyle birlikte komün üyelerinin her biri büyük bir özveriyle güçlerinin çok üzerinde sorumluluk taşıyor. Kongra Star Eşrefiye Nahiyesi Komün Meclisi üyesi Emine Osman, ihtiyaçlara yanıt vermek için devrimin temelini oluşturan komünlerin direnişle birlikte kendini yeniden ve daha güçlü biçimde örgütlediğine dikkat çekiyor. 4 yıldır komünlerde görev yapan Emine Osman’ın 2 çocuğu Türk devleti ve çetelerinin işgaline karşı cephede savaşıyor. Her savaşta olduğu Efrîn’i işgal savaşının da önce kadınların hayatlarını etkilediğini belirten Emine Osman, Efrînlilerin devrimle birlikte yıllardır hayalini kurdukları bir yaşamı sürdürürken, şimdi herkesin topraklarını savunmak için cepheye koştuğunu söylüyor. Kadınların en büyük gücünü örgütlülüklerinden aldığına dikkat çeken Emine Osman yaptıkları çalışmaları şöyle özetliyor: “Biz örgütlü kadınlarız ve bu örgütlülüğümüz bizi ayakta tutuyor. Komünlerde adım adım direnişin ayaklarını örüyoruz. Çocuklarımız cephede. Biz de burada direnişin ve yaşamın tüm ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyoruz. Tüm çalışmaları kolektif bir şekilde yapıyoruz. Türk devletinin bombardımanlarında evi yıkılanlara yer temin ediyoruz. Kimin boş odası varsa oraya bir aileyi yerleştiriyoruz. Yine savaşta yaralanan siviller, kadınların hastalıkları ve diğer sorunlarda sağlık ekibimiz devreye giriyor.  Ayrıca hamile kadınlarla ilgilenmeleri için oluşturulan sağlık ekibi var. Türk devletinin işgal saldırısında 30’dan fazla kadın yaşamını yitirdi, yaralı olanlar var ve bunların tedavisiyle bizzat ilgileniyoruz. Bizi ayakta tutan örgütlü gücümüzdür, bunun bilincindeyiz. Direniş öncesi daha çok kadın örgütlülüğünü oluşturmak için çalışıyorduk, şimdi ise direnişin başarısı için çalışıyoruz. Öz savunma güçlerimiz her gün cephelerde nöbet tutuyor, mevzi kazıyor. Komünler aracılığıyla örgütlenen kadınlar olarak cephedeki kızlarımız oğullarımız için kolektif emekle yemek yapıyoruz. Şehit Aileleri Kurumu’nda çalışan arkadaşlarımız, yaşamını yitiren sivil ve savaşçılarının aileleriyle yakından ilgileniyor, ihtiyaçlarını gideriyor. Her gün birbirimizi ziyaret ediyoruz. Bu bir halk direnişi kendimizi ona göre hazırlamış durumdayız.” 


Öz savunma bir yaşam biçimi 

Direnişten önce terzilik yapan Efrîn’in Şera İlçesi’nden HPC Jin üyesi Fatma Mistafa ise direnişin başladığı günden itibaren işini bir yana bırakarak mevzilerde nöbet tutmaya başlamış. 4 çocuk annesi Fatma Mistafa, Efrîn’de kadınlar için öz savunmanın bir yaşam biçimi, varzgeçilmez ilkelerinden biri olduğunu vurguluyor. Fatma şunları söylüyor: “Öz savunma bizi her türlü saldırıya karşı koruyan ve bugünlere getiren en önemli etkendir. Öz savunma sadece cephede veya bugünün koşullarına bağlı olarak sürdürülen bir çalışma değil, devrimin başlangıcından itibaren yürüttüğümüz bir çalışma. Efrîn 5 yıldır sokak sokak HPC Jin bünyesinde örgütleniyor. Türk devleti ev ona bağlı çetelerin işgal saldırılarıyla birlikte yüzlerce kadın bize başvurarak silah almak istedi. Sokaklarda devriye görevi yapıyoruz, aynı zamanda cepheye gidiyoruz ve mevzilerde nöbet tutuyoruz. Rojava devrimiyle birlikte yaşamlarını örgütleyeren kadınlar, güçlerinin farkına vardı. Aslında işgalci Türk ordusunun saldırısı da kadınları ve bu gücü hedef alıyor. Bunun bilincindeyiz. Hepimiz siviliz, kendisine ait yaşamı olan insanlarız. Kimimiz öğretmen, kimimiz esnaf ve çoğumuzun çocukları var. Ama sözkonusu kendini savunmak ve toprağını savunmak olunca silahlanarak düşmana karşı durmamız gerektiğinin farkındayız. Yaptığımız budur. 18 yaşından büyük her kadın aynı zamanda HPJ Jin’in üyesidir.”



‘Evlatlarımızla birlikte işgalcilere karşı direneceğiz’  

Ayrıca direnişin arka cephesinde emekleriyle cephedeki çocuklarına güç veren kadınlar var. Direniş türküleriyle her gün bir araya gelip cephedeki evlatları için yemek yapıyorlar. Köylerde kazanlar sabahın erken saatlerinde kuruluyor. Her gün bir köyde, son günlerde savaşın en keskin olduğu Cinderes’in Çaqala köyünde toplanan kadınlar yüzlerce savaşçının ihtiyacını karşılıyor. 

“Bizim çocuklarımız kahraman, onlar işgalci. Kahramanlarımız için yemeklerimize sevgimizi katıyoruz” diye söze başlayan Saliha Şex Hesen’ın yemek hazırlanan evi, adeta festival yeri gibi. Kadınlar şarkılar ve sohbetlerle harıl harıl çalışıyor. Saliha’nın iki kızı ve bir oğlu direniş cephesinde. Her gün dualarla yemek yapmaya başladıklarını dile getiren Saliha, “Erdoğan ve çeteleri ‘burada terörist var temizleyeceğiz’ diyorlar. ‘Terörist’ dedikleri, asırlardır kendi toprağında yaşayan bizler ve çocuklarımız. Bu toprakların sahibi biziz. İşgale gerekçe bulmaya çalışıyorlar ama buna kimse inanmaz. Buraya bizim topraklarımızı işgale geliyorlar. Buradaki bütün annelerin cephede kızları ve oğulları var. Bu işgale karşı evlatlarımızla omuz omuza vererek direniyoruz. Bu bizim görevimiz. Bu dava haklı bir dava, bu direniş haklı bir direniş. Her ne pahasına olursa olsun işgale geçit vermeyeceğiz” diyor. 


843

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA