GÜCÜMÜZ HALKIMIZ

YPG Genel Komutan Sipan Hemo: Türkiye bu zamana kadar sürdürülen işgal saldırılarında sadece kendi sınırındaki köylere girebildi. Aldıkları yerleri büyük bir başarı gibi gösterip, durumumuzun kötü olduğunu söylüyorlar fakat bu doğru değil.

07 Mart 2018 Çarşamba | Haber

ERDOĞAN ALTAN - NAZIM DAŞTAN / MA / EFRÎN


Efrîn savaşı 47. gününe girdi. Türk ordusu ve çeteleri hem havadan hem de karadan süren saldırıları özellikle Efrîn kantonunun Cindirês, Raco, Şiyê ve Şera ilçelerinde yoğunlaştı. Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) direnişine karşı Türk devleti kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu çok sayıda sivili katletti. YPG Genel Komutanı Sîpan Hamo, Türk devletinin Efrîn’de iki kez yenildiğini söyledi ve ekledi: Birinci ve ikinci planlarında kırıldılar. Şimdi üçüncü planları ile karşı karşıyayız ve onu da kıracağız.

‘’YPG/YPJ savaşçıları ve Efrîn halkı, bugüne kadar hiç kimseden bir şey beklemeden Erdoğan yönetimindeki AKP/MHP hükümetine, uluslararası güçlere, görmeyen, duymayan ve konuşmayan kim varsa onlara karşı tarih yazıyor’’ diyen Sîpan Hamo Mezopotamya Ajansı’nın ((MA) sorularını yanıtladı.

 


Türkiye’deki yetkililer, sınır hattında “hilal” olarak adlandırdıkları bölgeyi tamamladığını, Efrîn’i kuşattığını belirtiyor. Efrîn’deki savaş nereye doğru gidiyor?

Türkiye bu zamana kadar sürdürülen işgal saldırılarında sadece kendi sınırındaki köylere girebildi.  Aldıkları yerleri büyük bir başarı gibi gösterip, durumumuzun kötü olduğunu söylüyorlar, fakat bu doğru değil. Türk devleti, sanki karşısında süper bir devlet varmış gibi bütün savaş yöntemlerini devreye koyarak savaşıyor. Bütün müttefiklerinden askeri anlamda her türlü silahı, sınırsız cephane ve teknik desteği alan bir güce karşı, kısıtlı imkanlara sahip olan Efrîn halkı ve YPG/YPJ güçleri, 46 gündür direniyor. Bu durum Türk devleti için büyük bir hezimet, bizim için ise tarihi ve büyük bir başarıdır.

Efrîn’e saldırırken hesapları vardı. Herkese işte ‘Biz bu işi 2-3 gün, en fazla bir hafta içinde bitireceğiz’ dediler. Bunu işbirliği yaptıkları ve Efrîn’e saldırıların yolunu açan Rusya ve diğer uluslararası güçler ile de paylaşmışlar. Birincisi 4-5 gün içinde bütün sınırı tutup, ikincisi ise en fazla 10 gün içinde Efrîn merkez ve bütün ilçeleri alıp, işi bitirmek amacındaydılar. Eğer YPG/YPJ güçleri olmasaydı, planladıkları şeyleri belirledikleri süre içinde gerçekleştirebilirlerdi. Bütün sınırları Türkiye tarafından kuşatılmış. Yani 4 bin 250 metrekare olan Efrîn toprakları onların kuşatması ve çemberindeydi. Dar bir alan ve üç tarafı Türkiye tarafından kuşatılmış. 

Efrîn’e en son İdlib tarafından dört gözlem noktası kurarak da saldırdılar. Stratejistler ve askeri uzmanlar bu planın 3-4 gün içinde gerçekleşeceğine inanmışlardı. Kısacası, zaten üç etrafı kuşatma altında olan yere uçak, helikopter, bütün ağır silahlar, teknik ve bunun yanında 10 bin ÖSO’lunun saldırması ile ‘bu iş olacak’ diye bakıyorlardı. Saldırıların ikinci ve üçüncü haftasında herkesin beklediği olmayınca, büyük bir şaşkınlık içinde kaldılar. Bu noktadan sonra askeri uzmanların gördüğü tablo onların fikrini değiştirdi. 

‘Türk devleti yenildi’ kanaati oluştu. Biz de o yönlü ele alıyoruz. Onlar birinci ve ikinci planlarında kırıldılar. Şimdi üçüncü planları ile karşı karşıyayız ve biz inanıyoruz ki Türk devleti bu planında da kırılacak. Bazı çevreler ve uzmanlar, Türk devletinin bu zamana kadar kırıldığını ve strateji değiştirmesi gerektiğini söylüyor. Fakat bu durum Kürtleri topyekün yok etmeye çalışan işgalci bir devlet, cumhurbaşkanı ve ordusu için geçerli bir durum değildir. Askeri mantığa göre bir güç, diğer güce karşı ya da bir devlet, diğer bir devlete karşı başarılı olamıyorsa, kısa bir süre içinde savaş tarzını değiştirmek zorundadır. Fakat bizim gücümüz bir devlet gücü kadar değil, cephane ve teknik anlamda büyük bir eşitsizlik var. Türk devleti, Efrîn’i kendisi için varlık yokluk savaşı olarak görüyor. 

Erdoğan, Türk toplumu içinde milliyetçiliğe oynamak için sanki Osmanlılar Ortadoğu’da seferberlik başlatmış, Kıbrıs gibi bir hava yaratmış.  Herkesi seferber etmişler. Fakat Efrîn savaşı, 10 defa Kıbrıs Savaşı’nı aşmış durumda. Bizim düşüncemize göre AKP ve Erdoğan, bu savaşı uzatacak. Efrîn savaşına iç işlerinde yaşanan çelişki, tartışma ve sorunları örtbas etmek için girdiler. Eğer başaramazlarsa bu meselede başlarına kalacak, içinden çıkamayacakları bir duruma girerler. Onun için bu savaşı uzatacaklar, inadına devam edecek. Diğer bir şey ise, Türkiye’de var olan Kürt sorununu kendi sınırları dışına çıkararak, sorunu daha da derinleştirmek istiyor. Onun için kirli bir savaş yürütüyorlar. Rahatlıkla Türk devletinin Efrîn’de iki defa yenildiğini söyleyebiliriz. 

 

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçtiğimiz günlerde tüm Suriye için “ateşkes” kararı aldı. Ancak Türkiye bu karara uymuyor. Neden?

Şunu görüp, okuyoruz. Efrîn meselesinde tüm uluslararası güçler eksik ya da fazla Türkiye ile iş tutuyorlar. Yer yer bazı güçler karşı çıkışlarını ve kabul etmeyişlerini az da olsa dile getiriyorlar, fakat politik ve siyasi olarak Türk devleti ile aynı düşünüyorlar. BM ateşkes girişimi tam bir oyundur. Asıl amaç Guta ve Şam’dı, özellikle Guta idi. Fakat Guta’da savaşan bazı taraflar, Efrîn’i de öne çıkardı. İşte ‘Eğer siz Guta’da savaş var diyorsanız, bakın Efrîn’de de savaş var’ dediler. Onlar kendileri için bir manevra yaptılar. Aslında Efrîn hiç gündemde yoktu. Guta’da savaşın devam etmesini isteyen güçler, Efrîn’i de gündeme getirerek, olayı çıkmaza soktular. Onun için bu karar ne Guta’da, ne de Efrîn’de yürürlükte değil. Esasında bir anlaşma da oldu. Türk devleti ‘Ne siz Efrîn’den bahsedin ne de biz Guta’dan’ dedi. 


Uluslararası güçlerin sessizliği için ne diyeceksiniz?

Esasında Kürt ve Kürdistan’a dönük bir komplo var. Bu komplo içerisinde de Rusya, ABD, İngiltere başta olmak üzere koalisyon içinde bulunan bütün devletler yer alıyor. Bu sorun temelinde Ortadoğu’da kimin hakimiyet kurması ile ilgilidir. Diğer bir şey ise Lozan’ın bitişi geliyor. Artık halkların kendi kendini yönetebileceği demokratik bir Ortadoğu ortaya çıkıyor. Kuşkusuz bunun öncülüğünü Kürtler yapıyor. Sermayedar kapitalist güçler, Kürtlerin gelişmesi ve statülerinin daha da büyümesi halinde Lozan’ın tamamen ortadan kalkacağını gördüler. Onun için paniğe girdiler. Biz demokratik ulus güçleri ile kapitalist güçlerin arasında bir tartışmanın ortaya çıktığını belirtiyoruz. Sermayedar kapitalist güçler, demokratik ulus çerçevesinde gelişen halklara karşı bir savaş içine girdi. Efrîn ise bunun zirvesi olmuş durumda. 

Güney Kürdistan’a gerçekleştirilen saldırıları biliyorsunuz. İran, Türkiye ve Irak’ın bunu istemediğini belirttiler, fakat bunu yapan uluslararası güçler oldu. Arkasında ABD, Rusya, İngiltere, Fransa hatta KDP’nin destekçisi olarak bilinen Almanya’nın da bu işte parmağı vardı. Rojava ve Kuzey Suriye’de büyük bir güç oluştu. Hem askeri hem de siyasi anlamda gelişen bu gücü kendilerine tehdit olarak gördüler. Şimdi kontrol etmek istiyorlar, fakat kontrol edemiyorlar, kontrol edilemez. 

Bölge halkı ve kesimleri bu sistemi geniş ve demokratik bir sistem olarak görüp, kabul ediyor. Şunu çok iyi gördüler. Her bölge ve kentin yönetiminin askeri olmadığını ve her kesimden kişinin yönetimde yer aldığını gördüler. Bu güçler halkları dize getirmediği için ‘Hiç olmazsa askeri anlamda onları zayıflatıp, siyasi anlamda sıkıştıralım ki onları kontrol edebileceğimiz bir duruma gelelim. Ne kadar nefes verdiysek, o kadar alsınlar’ diyorlar. Rojava ve Güney Kürdistan’a gerçekleştirilen saldırılar komplonun temel ayaklarından biri. 

‘Parçala yönet’ anlayışı ile yaklaşıyorlar. Şimdi şunu yapmak istiyorlar. Fırat’ın batısında Halep merkezli özellikle dışarıda kalmış Türkiye destekli muhalif gruplar için bir sistem oluşturmak. Suriye’nin güneyinde de benzer bir sistem kurarak, Suudi Arabistan ve Ürdün destekli grupları yerleştirmeyi, Akdeniz etrafına ise Alevileri yerleştirmeyi planlıyorlar. Yine Fırat’ın doğusunda da ABD kontrolünde bazı Kürt ve diğer kesimlerini bir araya getirerek, bir sistem yaratmanın peşindeler. Emperyal güçler, Suriye için bu modeli tartışıyorlar. Şimdilik planları budur, fakat Efrîn planları önünde sorundur. Efrîn onların oluşturmak istediği modelin içinde yer almayarak, 6-7 yıldır işgalci güçlere direnerek, demokratik ulus temelinde halkları örgütledi. Zaten 7 yıldır Efrîn’e yönelik bir saldırı vardı. Fakat bunu son zamanlarda resmi bir şekilde Türk devletine verdiler. Asıl amaç, Efrîn halklarını katledip, demografyasını tamamen değiştirmek. 

Erdoğan zaten; ‘Ben Efrîn’i temizleyip, onların yerine mülteciler yerleştireceğim’ diyerek açık bir şekilde ifade ediyor. Şimdi önlerine koydukları planlarının bir bölümünü gerçekleştirdiler. Ezaz, Cerablus, Bab diğer taraftan İdlib’i de tamamlıyorlar. Sadece Efrîn kalmış. Bu komployu şimdi Efrîn ve Kürtler üzerinde yürütüyorlar. Fakat bu Suriye’nin geneline dağılacak. Böyle devam etmesi halinde kendisiyle beraber büyük sorunlar getirip, krizi daha derinleştirecek. 

 

Bir yandan Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı duyduğunu söyleyen Türkiye, diğer taraftan Efrîn’e dönük saldırılarında Suriye hükümetine bağlı güçleri de vurdu. Rejim ile birlikte İran ve Rusya’nın yaklaşımı nedir?

Biz rejime ‘Efrîn, Suriye’nin sınırıdır. Siz gelip sınırlarınızı koruyabilirsiniz’ dedik. Eğer siz Türkiye’nin söylediklerine inanıyorsanız, gelip kendiniz görün dedik. Bunun üzerine Suriye’ye bağlı bazı güçler cevap verip, bayrakları ve güçleri ile birlikte Efrîn’e geldiler. Türk devletinin ne insan, ne hayvan, ne ağaç, ne de taş dinlemeyen saldırganlığı, Suriye’ye bağlı güçlerin gelmesi ile daha da arttı. Türkiye, Efrîn’de Suriye rejimine bağlı 130’dan fazla askeri öldürüp, 40’tan fazlasını yaraladı. 

Bu güçler Efrîn’e geldiği zaman Türk devleti, Rusya ve uluslararası güçlere ‘Hesabımız bu değildi, bu güç niye geldi, biz böyle anlaşmamıştık’ dedi. Onların gelişi planlarını çok kötü bir şekilde tehlikeye soktu. Onun için Türk devleti onları çok kötü vurdu. Her bulundukları alan ve bölge yoğun bir şekilde uçak ve obüslerle vuruldu. Hiç kimse buna bir şey demedi. Rusya, Erdoğan’a açık bir şekilde ‘Biz nasıl anlaştıysak öyle devam et. Hiçbir değişiklik yok. Ne yapıyorsan yap. Onlara vurmakta serbestsin’ dedi. Erdoğan ve AKP’nin, ‘Suriye bütünlüğü’ iddiaları da yalan çıktı. Bizim dışımızda kimsenin Suriye bütünlüğünü korumadığını söyledik. İpleri Rusya’nın elinde olan rejimin ise Suriye’de hiçbir misyonu ve siyasi iradesi kalmamış durumda. Yani Rusya, rejim için ne derse, ne çizse, ne yazsa odur. Dolayısıyla şimdi Efrîn’de rejim güçlerinin Türkiye tarafından vurulmasının sorumlusu Rusya’dır. 

 

Saldırıları sadece izlemekle yetinen ABD ve koalisyon güçleri ile ilişkileriniz bundan sonra nasıl seyredecek? 

Kuşkusuz hiçbir şekilde uluslararası güçlere güven olmaz. Çıkarları temelinde hepsi birbiriyle iş tutar. Fakat biz askeri ve siyasi gücümüze inanarak, hareket ediyoruz. Uluslararası güçler, başta ABD ve Rusya bölgede anlaşmış durumda. Onların anlaştığı çerçevede Kürtler nereye kadar, Araplar nereye kadar gidecek ve örgütlenecek, bunun cetvelini çıkarmışlar. Bu çerçeve içinde hareket edersen bir problem olmaz. Fakat bunu aşan olursa birlikte durdurmaya çalışıyorlar. Bu güçler, 2013-2014’ten bu yana bu planı gerçekleştirmek istiyorlar. 

Cizîre Bölgesi’nde DAİŞ’e karşı işbirliğine gittik, fakat Halep ve Şehba’da buna yönelik bir destek ve işbirliği olmadı. Bu hatta kendini pozisyon olarak tanımlayan güçlere destek veriyor. Planlarında Fırat’ın batısında QSD’ye destek vermek yok. ‘Senin bu tarafta bir işin yok’ diyorlar. Bırakın desteği, şimdi bize karşı savaşan grupları ABD yıllardır eğit-donat programı çerçevesinde eğitip, silahlandırıyor. Efrîn’de bize karşı en fazla savaşan Firqe Hemzat grubu, yıllardır ABD’den destek görüyor. Bab, İdlib, Cerablus’tan sonra şimdi bütün güçlerini toplayıp, bize karşı savaşıyorlar. 2014’ten bu yana Halep’te Kürtler hiç yokmuş gibi hareket ettiler. Öbür taraftan ise, Fırat’ın doğusunda DAİŞ’e karşı destek verdiler.

Rusya ise ABD ve NATO’dan koparmak için Türkiye’nin içinde bulunduğu boşluktan yararlanmaya çalışıyor. Türkiye de, ABD ve Rusya arasındaki çelişkilerden yaralanarak Cerablus, Ezaz ve Bab’ı işgal ettiği gibi şimdi de aynısını Efrîn’de yapmak istiyor. Bana göre bu da bir plandır. Rusya, Türkiye’nin bölgede rahat hareket etmesine izin veriyor. Bununla Türkiye’nin ABD ile ilişkisini kesip, artık Rusya ile hareket ettiği algısını yaratmaya çalıştılar. Şüphesiz ki Kürtlere karşı yapılan komploda, Rusya ve Türkiye’nin bir anlaşması var. Diğer taraftan ise Türkiye, Kürt saldırganlığı yüzünden Suriye devriminin hepsini sattı. Hama, Halep, Guta ve İdlib’i de sattı.

 

Askeri ve diplomatik anlamda QSD hangi pozisyonda. ABD Savunma Bakanı Jim Mattis’in Türkiye ziyaretine ilişkin ”YPG/YPJ ve QSD’nin PKK’ye karşı savaştırılacağı” yorumları yapıldı. Bu ne anlama geliyor?

ABD ve Türkiye arasındaki sorun Minbic, yani Fırat’ın doğusu ile batısı arasındaki mesele. Türkiye’nin derdi, Fırat’ın batısı. Erdoğan çıkıp Amerika’ya ‘Siz bize Fırat’ın batısına geçmeyeceğinizi söylemiştiniz’ noktasını tartışıyor. Tartışmaları ne olursa olsun, bizim hiçbir gücümüz Minbic’te yok. QSD orayı koalisyon güçlerinin yardımı ile özgürleştirdikten sonra kenti Minbic Askeri Meclisi’ne bırakıp gitti. Hem askeri, hem de siyasi olarak Minbic’i savunacak bir yönetimi var. Minbic’i, kendi halkı yönetiyor. Ağırlıklı olarak Arap halkından, bir kısmı da Kürt’tür. Askeri ve siyasi yönetimi de Minbiclidir. Biz şunu savunuyoruz, nerede demokratik bir sistem inşa edilirse biz bunu destekleyeceğiz. Lazkiye’de de, Hama’da da böyle bir sistem oluştururlarsa biz destek vereceğiz. Ve Minbic’te kurulan demokratik sistem, saldırılara karşı yardım isterse desteklemeye hazırız.  

 

Son dönemde Rus medyasındaki kimi kalemler, Rusya’nın Efrîn konusunda yanlış bir politika izlediğini yazıyor. Yine Efrîn konusunda askerlerin Putin’den farklı düşündüğünü... Siz Rusya’yı nasıl ele alıyorsunuz?

Doğrudur, Efrîn’e saldırılar başlamadan önce biz Moskava ile görüştük. Bizim muhatabımız Güvenlik Bakanlığı ve Başkomutanlık oldu. Görüşmede, Kremlin’in bu plandan vazgeçmesi için çaba içinde olunduğunu göstermeye çalıştılar. Ama biz Putin’in askeriyeden bihaber bir karar aldığını düşünmüyoruz. Suriye’de, Rusya politikasını yürütenler askerlerdir. Putin ve askeriye birbirinden farklı düşünmüyor. Sadece böyle bir görüntü vermek istedikleri içindir. 

Bir süre önce Rus askeri sorumlularından ve şimdi Suriye’de bulunan Javrov, bize bir mektup göndererek, ‘Biz sizin bu durumunuzdan çok acı çekiyoruz. Kalbimiz sizinle, biz biliyoruz siviller öldürülüyor. Yerlerinden ve yurtlarından oluyorlar. Fakat bu askeriyenin sorunu değil. Biz askeriz, bunu Kremlin böyle yapıyor’ diye sözler kaleme almıştı. 

Son dönemlerde askeri olarak bizimle görüşmek istiyorlar. Bunu birçok kez dile getirdiler. Biz bunu kökten reddetmiyoruz, fakat şimdilik gerekli görmüyoruz.

 

Son olarak Efrîn’e dönük saldırıları yürütenler ve buna karşı sessiz kalanlarla birlikte Kürt halkına dair mesajınız nedir? 

Bizim ismini “Çağın Direnişi” olarak belirlenmiş tarihi direnişimiz devam ediyor. YPG/YPJ savaşçıları ve Efrîn halkı, bu güne kadar hiç kimseden bir şey beklemeden Erdoğan yönetimindeki AKP/MHP hükümetine, uluslararası güçlere, görmeyen, duymayan ve konuşmayan kim varsa onlara karşı tarih yazıyor. Bunun yanında tarih sayfaları burada anlaşan ve saldırılara karşı sessiz kalan uluslararası güçleri de yazacak. Biz sadece kendi özgücümüze inanıyoruz. Kürt halkı ve gençliğinden tek isteğimiz, Türk devletinin bu vahşi saldırılarına karşı gelip YPG/YPJ saflarına katılsınlar. Bir kez daha ortaya çıktı ki, halkımızdan başkası bize yardım etmez. Güçlü bir şekilde kanıtlandı ki biz tek başımıza Türk devleti ve bütün uluslararası güçlere karşı toplumsal irade ve gücümüzle amansız bir çağ direnişi sergiliyoruz. 



2964

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA