Kadın devrimi Efrîn’de evrenselleşiyor

Efrîn’de Kürt kadınları direndikçe, Kürdistan’da ve dünyada kadınlar harekete geçiyor, örgütleniyor, tavrını ortaya koyuyor. Yerelden gelişen amansız kadın direnişi, evrensel bir kadın direnişine dönüşüyor. Efrîn kadın özgürlük mevzisidir, bu mevziyi tüm kadınlar sahiplenmeli, korumalı ve geliştirmelidir.

03 Mart 2018 Cumartesi | Dizi

ROSİDA MARDİN


KJK Koordinasyon Üyesi Çiğdem Doğu Efrin direnişinin kadınlar kadınlar açısından tarihsel bir dönemeç, bir devrim fırsatı olduğunu vurgularken “Bu 8 Mart’ta yüzler Efrîn’e dönmüştür ve kadın yürekleri hem yerel hem de evrensel olarak burada atmaktadır” ifadelerini kullandı.

8 Mart sloganını “Kadın Devrimiyle Özgürlüğe!” olarak belirlediklerini ifade eden Doğu, kadınlar devrim bilinci ve yaratım mücadelesi ile daha büyük bir hedefe kilitlenmeli, her günü emeğin ve kadının özgürlük günü haline getirmenin startını vermelidir” diye belirtti.

Tüm kadınları mücadeleye davet eden Doğu, “8 Mart’ta enerjimizi, kadın devrimine, Efrîn direnişine ve Önderliğimizin özgürlüğüne odaklamalı, bunun etrafında yaratıcı eylemlerimizi geliştirmeliyiz. Bu 8 Mart faşizme inat görkemli geçmelidir” dedi.



Dünya kadınları bu yıl 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü, Efrîn Direnişi ekseninde kutlamayı esas alıyor. Neden Efrîn?

Kadınlar kendi geleceğini, özgürlüğünü, yaşamını Efrîn’de özgürlük mevzisini korumakta görüyor; bunu yüreklerinde hissediyor ve bu nedenle de sahipleniyor. Kürdistan’da ve dünyada yüreği özgürlük, eşitlik ve adalet için atan her kadın, yüzünü Rojava Devrimi’ne, Efrîn direnişine çevirmiştir. Tabii ki 8 Mart yaklaşırken, bu daha da güçlü bir anlam kazanıyor. 

TC faşist ordusunun Efrîn’i işgal girişiminden önce biz KJK yönetimi olarak tartışıp 8 Mart sloganımızı “Kadın Devrimiyle Özgürlüğe!” olarak belirlemiştik. Hazırlıklarımızı, yaklaşımımızı bu slogan etrafında geliştirmeyi esas aldık. Nitekim bir süre sonra Efrîn’e soykırımcı işgal girişimi gelişince, burada tarihte ender görülen bir halk direnişi, kadınların direnişi açığa çıktı. Özellikle de çağımızda kapitalist sistemin ve onun yüksek teknolojiye dayalı askeri güçlerinin kendilerinden çok emin olduğu, zaferden asla şüphe duymadığı bir zaman ve mekanda, bir avuç toprak parçasında böylesine muazzam bir direnişin gelişmesi, hem düşmanları hem de dostları şaşırtmıştır. Yargıları yıkmıştır. Başta kadınların olmak üzere tüm gözleri kendisine çevirmiş, adeta kilitlemiştir. 

Yüreği özgürlük için çarpan bir kadın, dünyanın neresinde olursa olsun, Efrîn’i asla görmezden gelemezdi. Nitekim böyle de oldu. Dünyanın birçok yerinde Kürt kadınlarının öncülüğüyle başlayarak dalga dalga tüm dünya kadınlarının sahiplendiği bir direniş oldu. Böyle olmasının nedeni, burada gelişen kadın direnişinin içinde barındırdığı özgürlük bilinci ve sistemiydi. Efrîn direnişi sıradan bir direniş, bir başkaldırı olarak değerlendirilemez. Zaten öyle olsa en fazla birkaç gün direnilebilirdi. Ancak kapsamlı teknik saldırılara, yoğun psikolojik savaşa, vahşete rağmen; inatla, ısrarla ve kararlılıkla yürüyen bir direniş var. Bu direnişi, yetmiş yaşındaki analarından yedi yaşındaki korkusuz kız çocuklarına kadar o toplumun kadınları sahiplenmeseydi, öz savunmasını geliştirmeseydi, bu direniş böyle gelişemezdi. Bu çok açık. İşte burada bir özgürlük bilinci, özgürlük sistemi, kadın devrimi var. Kadın devrimi, muazzam direnişe yol açıyor. Yenilmezliğini ortaya koyuyor.

Efrîn’de özgürlük için düşünen kadın beyinleri, özgürlük için atan kadın yürekleri, yaşamı dokuyan kadın elleri ve her şeyiyle kendini özgürlüğe adayan kadın savunması var. Efrîn’i boydan boya direniş kılan budur. Kuru bir direniş, bireysel kahramanlıklara dayanan bir gelişme değildir. Özgürlük bilincinin ve sisteminin cesaret, irade ve kararlılıkla yarattığı tarihsel bir gelişmedir. Kadınlar açısından tarihsel bir dönemeç, bir devrim fırsatı, olanağıdır bu. İşte kadınlar bunu hissediyorlar, görüyorlar. Bu nedenle bu yılın 8 Mart’ında yüzler Efrîn’e dönmüştür ve kadın yürekleri hem yerel hem de evrensel olarak burada atmaktadır. 

“Kadın Devrimiyle Özgürlüğe!” sloganımız Efrîn’de yaşam buluyor. 8 Mart’ı anlamına denk yaşayan ve kutlayan Efrîn kadınları ve direnişçileridir. Kadın direnişi Efrîn’de, tıpkı Kobanê’de olduğu gibi aynı topraklar üzerinde yeşermekte, evrenselleşmektedir. 

Bu vesileyle bu büyük kadın devrimini gerçekleştirmek için sıcak savaş cephelerinde amansız direnen, savaşan, NATO’nun ikinci büyük ordusuna kök söktüren YPJ savaşçılarını, komutanlarını; büyük yürekleri ve bilinçleri ile topraklarına sarılan, dişiyle, tırnağıyla topraklarını savunan analarımızı, genç kadınlarımızı, kız çocuklarımızı selamlıyorum. Yine fedaice düşmanın üzerine yürüyen direniş tanrıçası Avesta Xabur yoldaşın şahsında tüm şehitlerimizi anıyorum. Aynı zamanda tarihte 8 Mart’ı Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne dönüştüren Chicagolu kadınların anılarına da kadın devrimi ile sahip çıkacağız. 


Hareketinizle birlikte 8 Mart, Kürt kadınları için başka bir anlam kazandı. Kürdistan’ın dört parçasındaki kadınların kadın kırımına ve sömürüsüne karşı alanlara çıktığı bir güne dönüştü. Bu minvalde kadın hareketi olarak 8 Mart’a nasıl bir anlam yüklüyorsunuz? Evrensel bir gün olan 8 Mart’a nasıl bir katkı sundunuz?

Dünya kadın mücadelesi, binlerce yıldır bir akış halindeydi. Bazen çok sıkıştı, çok daraldı, ama bir biçimde toplumsallığın özgürlük mecrasında aktı. Chicago’lu işçi kadınların mücadelesi bu akışın önemli virajlarından biriydi. Tüm dünya kadınlarına mal oldu ve yirminci yüzyıldan başlayarak Kürdistan’da gelişen özgürlük mücadelesinde açığa çıkan Kürt kadınlarının özgürlük akışı ile buluştu. Kadın direniş nehri, Kürdistan’da sıkışıp daraldığı, sıkboğaz olduğu halden kurtularak Kürt kadınlarının mücadelesinde gürül gürül bir akışa dönüştü. Chicago’dan, Rozalar’dan, Claralar’dan, Olimpia de Gougesler’den akıp süzülüp gelen kadın özgürlük direniş mirası, Kürdistan’da Saralar’la, Beritanlar’la, Zilanlar’la, Delaller ve Avestalar’la buluşarak bir kadın devrimi kavşağına ulaştı. Bu akışın debisi Kürdistan’da yoğunlaştı, arttı. 

Dünya kadın mücadelesi ve 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü, Kürt kadın mücadelesini etkilemiş, Kürt kadının mücadelesi de dünya kadın mücadelesine ve emekçi kadınlarına yeni anlamlar katmıştır. Bu tarihsel ilişki birbirini sarmalayan ve büyüten bir ilişkidir. Yerelliğin ve evrenselliğin en güçlü kanıtıdır. Bir bütün mücadele süreçleri açısından çok şey anlatılabilir; ancak en son Efrîn’de kimsenin görmezden gelemeyeceği tablo, bunun en çarpıcı örneğidir. İşte Efrîn’de Kürt kadınları direndikçe, Kürdistan’da ve dünyada kadınlar harekete geçiyor, örgütleniyor, ortak tavrını ve refleksini ortaya koyuyor. Yerelden gelişen amansız kadın direnişi, evrensel bir kadın direnişine dönüşüyor. Global sermayenin, klasik ulus devletlerin, sömürgeci faşist sistemlerin zirveleştirdiği erkek egemen şiddeti, tüm dünyada kadınları ezip iradesizleştirmeyi amaçlıyor. Buna karşı Kürt kadınının korkusuzca geliştirdiği direniş, tüm kadınlara cesaret, umut vermekte, merak uyandırmaktadır. Bu cesaretin kaynağı hayretle anlaşılmaya çalışılmaktadır. 

Direnişin kaynağı şüphesiz Kürt kadınlarına dil, düşünce, ideoloji, öz savunma bilinci ve özgür yaşam sevinci-neşesi kazandıran Başkan Apo’dur. 20 yıldır İmralı sistemin en korkunç zindan ve tecrit sistemi içerisinde bir direniş içindedir. Kadın devriminin özgürleşen toplum ve topraklar üzerinde gelişmesi ve bunun amansız savunulması, asla Başkan Apo’nun büyük bir emekle, aşkla beslediği kadın özgürlük mücadelesinden bağımsız ele alınamaz. Bir erkek kimliğine sahip olmasına rağmen, bu topraklarda tanrıçalaşmış özgür kadın kimliğinin yeşermesi için çok büyük yoğunlaşmış ve savaşmıştır. Nitekim kendi deyimi ile İmralı kayalıklarına Promotheus gibi çivilenmesi de en temelde, erkek tanrıların elinde tekelleşen ateşin kadınlara sunulmasından kaynaklıdır. Başkan Apo’yu 20 yıldır İmralı’da tutsak eden erkek egemen zihniyet ve yapıdır. Uluslararası ve bölgesel gerici güçler, erkek iktidarlarının böyle darbelenmesinin intikamını almaya çalışmaktadırlar. Bu anlamda bu 8 Mart aynı zamanda borçlu olduğumuz Önderliğimizin esaretine son verme, İmralı sistemini parçalama ve O’nunla birlikte özgür yaşama 8 Martıdır. 


Bu 8 Martı nasıl anlamlandırıyorsunuz?

KJK olarak bu yılın 8 Mart’ını “Kadın Devrimiyle Özgürlüğe!” sloganı çerçevesinde esasta şöyle anlamlandırıyoruz: Bu 8 Mart, kadın devrimi bilinci ve yaratım mücadelesi ile daha büyük bir hedefe kilitlenmeli, her günü emeğin ve kadının özgürlük günü haline getirmenin startını vermelidir. Bu anlamda mücadeleyi yükseltmenin başlangıcı olmalıdır. İşte bunun somutlaşmış başta gelen görevleri de; birincisi bu topraklarda ikinci kadın devrimini geliştirmenin öğretisini ve mücadele bilinç ve araçlarını bizlere kazandıran Başkan Apo’nun yirmi yıllık esaretine son verme, kadın devrimi ile imralı sistemini parçalama görevidir. İkincisi Efrîn’de büyüyen kadın devriminin kazanması için tüm kadınlar olarak birleşme ve erkek faşizminin üzerine cesaretle yürüme görevidir. Efrîn kadın özgürlük mevzisidir, bu mevziyi tüm kadınlar sahiplenmeli, korumalı ve geliştirmelidir. Üçüncüsü ulusal ve uluslararası çapta demokratik kadın birliklerinin her yerde ve her anda geliştirme ve yaygınlaştırma görevidir. Bu örgütlenmelerle kadın kırımlarına, tecavüzlerine, şiddetine, sömürüsüne karşı mücadele etme ve kazanma kararlılığıdır.  


 1998 8 Mart’ında Öcalan, Kadın kurtuluş ideolojisini, İmralı tutsaklık sürecinde kadın bilimi olan Jineoloji kavramını gündeme getirdi. Kadın kurtuluş ideolojisinin, yine Jineoloji’nin anlaşılma, yaşamsallaşma ve yaygınlaşma düzeyini değerlendirebilir misiniz? 

Kadın devrimi dediğimiz zaten ideolojisiz mümkün değildir. Sistemler ideolojilerle, bilinç aydınlanması ile inşa edilebilir. Aynı kural, kadın devrimi açısından da geçerlidir. Özellikle Rojava Devrimi ile herkes YPJ şahsında direnen, savaşan kadının gücüne hayran olmaktadır. Fakat böylesine büyük bir yürekle savaşma gücünü kazandıran nedir? DAİŞ’inden tutalım da ondan daha beter Türk ordusuna ve onun arkasındaki NATO silahlarına karşı bu kadınlar nasıl savaşabiliyor? Zılgıtlarla, gülerek, neşeyle, korkusuzca, gözünü bile kırpmadan nasıl meydan okuyor? İşte Şehit Avesta Xabur, Efrîn’in bu gencecik kadını, birkaç yıllık bir YPJ öz savunma görevi ile tarihe yeni bir yön kazandıracak kahramanlık gücünü nasıl yaratmıştır? Bunları salt askeri terminoloji ile salt kişilerin korkusuzluğu ile açıklayamayız. Bunu aşan bir durum söz konusudur. Burada bir ideoloji, Kadın Kurtuluş İdeolojisi var, bu ideolojinin yaşam bulduğu bir özgürlük sistemi var. Örneğin Kadın Kurtuluş İdeolojisinin beş temel ilkesi; yurtseverlik, özgür düşünce-özgür irade, örgütlülük, mücadele ve estetik ilkesidir. Dikkat edersek, bu beş ilke bir özgür yaşam sistemini inşa etmenin anahtarını sunmaktadır. Gerisi kadınların özgürleşen düşünce ve duygu gücüne, bu gücü politik, askeri, sosyal, ideolojik toplumsallaşan eylemliliği, kurumsallığını geliştirme kabiliyetine, kapasitesine kalır. 

İdeolojisiz bir özgürlük mücadelesi, soyuttur, hayalidir, iyi niyetlere dayalıdır, savunmasızdır. Bu açıdan o kadar önemlidir ki. Bu ideolojiyi sıfırdan yaratmıyoruz. Bunun on binlerce yıla dayalı büyük bir kültürel, tarihsel mirası vardır. Bizim bu mirası açığa çıkarma, yeniden anlam verme, çağımıza uyarlama, güncelleştirme görevimiz vardır. Bunun için de kadınca düşünmeyi, kadın tarihinden özgürlük hafızamızı beslemeyi, kadınca görebilmeyi, kadınca yapabilmeyi öğrenmemiz gerekmektedir. İşte bu noktada Jineoloji çok önemli bir rol oynamaktadır. Jineoloji, yani kadın bilimi bize hayata, doğaya, topluma, kadına, erkeğe, evrene, her şeye kadınca bakmayı öğretmektedir. Kadın biliminin bakışıyla yaşamı yeniden alış, kadın ideolojisiyle kadın sistemini örgütlemeyi, inşa etmeyi ve bunu savunmayı geliştirmeyi amaçlar. Bu yüzden Kürdistan deneyiminde açığa çıkan sonuçlar ile kadın açısından her geçen gün yeni adımlar atılmıştır.

Kadın Kurtuluş İdeolojisi 8 Mart 1998’de Şehit Zilan arkadaşın anısına Önderliğimiz tarafından kadınlara hediye edilmiştir. Jineoloji de Önderliğimizin İmralı’dan kadınlara sunduğu en büyük hediye olmuştur. Bugün bu hediye, buluşmayı başardığı her kadında çok önemli bir etkilenmeye yol açıyor. Bizim için bir özeleştiri konusu, bu kadar hayati ve evrensel bir gerçekliği Kürdistan’da ve dünyadaki kadınlara tanıtmada geç kaldık, ağır kaldık. Son yıllarda bu konuda yoğunlaşan çabaların sonucunda görülüyor ki kadınlar, susuz, çatlamış toprağın suyu emmesi gibi Jineoloji’ye açlar, büyük bir heyecanla, ihtiyaçla karşılıyorlar. Büyük ilgi görüyor ve yayılıyor. Tüm bunlar büyük bir kadın bilinçlenmesini, aydınlanmasını yaratmaktadır. Kadın devriminin dalga dalga heyecan yaratan, güzellik ve ışıltı saçan ayak sesleri yükselmektedir. Bize düşen, erkek egemenlikçi zihniyet ve sistemlere öldürücü darbeyi vuracak daha büyük örgütlenmeleri ve mücadele gücünü geliştirmektir. Bu konuda herkes üzerine düşen görevi en iyi biçimde yerine getirmeyi bir insanlık, bir kadınlık borcu bilmelidir. 


8 Mart’a doğru giderken, kadınların yapabilecekleri konusunda neler belirtirsiniz?  

İşimiz çok, görevlerimiz ağır. Uğursuz ve kanlı sistem, bugün AKP öncülüğünde coğrafyamızı kana boğmaktadır. Savaşı yoğunlaştırdıkça, erkek egemenliğini kışkırtmaktadır. Türkiye öyle bir hale geldi ki, sokakta bir köşede, bir su birikintisinde, bir ağacın altında kadın cenazesi görmek sıradan bir hal aldı. Kadın öldükçe, susturuldukça, tecavüze uğradıkça, sömürüldükçe ve öz savunmasız kaldıkça sınırı olmayan bir erkek faşizmi gelişmektedir. En başta bu faşizme karşı ortak mücadeleyi yükseltmeliyiz. 8 Mart’a doğru giderken tüm çalışmalarımız bu eksende olmalıdır. 

Başta analar olmak üzere tüm kadınlar AKP-MHP iktidarını özellikle de savaş boyutuyla teşhir etmeli, çocuklarını askere göndermemelidir. Genç kadınlar her yerde aktif rol oynamalı, başta da çağın direnişine katılarak öncülük yapmalıdır. Bunların dışında her alanda toplantılar, seminerler yapılmalı, özellikle 8 Mart’ta kadın eylemlerinin güçlü geçmesi için hazırlıklar güçlü geliştirilmelidir. Bilinçlenme, örgütlenme ve eylem üçlüsü iç içe geçirilip her yer eylem alanı haline çevrilmelidir. Sömürgeci ve işgalci savaşa, tecrite, bunun yansıması olan tecavüzcü erkek şiddetine karşı her yerde yaygın toplantı, tartışma, sokak eylemleri yapılmalı; küçükten büyüğe her türlü eylem ve örgütlenme iç içe geliştirilmelidir. 

Demokratik Ulusal Kadın Birliği için, farklı kimliklerden kadınların demokratik birliği için çalışılmalı. Her evde, her sokakta, her mahallede, her şehirde, her köyde, her iş yerinde, her okulda kadınlar, kadınlık bilinci ile aydınlanmalı, aydınlatmalı ve bu karanlık, kirli vahşi soykırımcı faşizmi, erkekçiliği hak ettiği çöplüğe gömmeliyiz. Kadınlar aydınlandıkça DAİŞ’in babası TC faşizmi ve erkek cinsiyetçiliğinin karanlığı yenilecektir. Bu nedenle 8 Mart’ta enerjimizi, kadın devrimine, Efrîn direnişine ve Önderliğimizin özgürlüğüne odaklamalı, bunun etrafında yaratıcı eylemlerimizi geliştirmeliyiz. Tüm kadınları bu onurlu mücadeleye davet ediyoruz, bu 8 Mart faşizme inat görkemli geçmelidir.


1319

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA