Kürtçe için yarın çok geç

Siyasetçilerimiz ve aydınlarımız ya dilin ulusun temel direği olduğunun farkında değil ya da buna inanmıyorlar. Bu nedenle de konuya gereken önem ve hassasiyeti göstermiyorlar.

28 Şubat 2018 Çarşamba | PolitikART

Abdulkadir ULUMASKAN


Hemen hemen Avrupa’nın tüm ülkelerinde anadilde eğitimin olanakları vardır. Bunun tarihçesi 1960’lara kadar dayanır. Başta İsveç ve Almanya olmak üzere, bazı Avrupa devletlerinde yaklaşık 25-30 yıldır Kürtçe anadil dersleri de okullarda resmi olarak verilmektedir. 

Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde Kürtçe eğitim ve eğitime katılım durumu kısaca şöyledir:

Kürtlerin en çok yaşadığı (yaklaşık bir milyon) ülke olan Almanya’nın, dört eyaletinde Kürtçe dersleri veriliyor. Derslere katılan öğrenci sayısı ise iki bin civarında. Bazı üniversite ve yüksek okullarda da Kürtçe dersleri kurs olarak verilmektedir. 300 bine yakın Kürdün yaşadığı Nordrhein-Westfalen (NRW)  eyaletinde Kürtçe derslerine katılan öğrenci sayısı bin civarındadır. Bu eyalette 15 şehirde toplam 9 Kürtçe öğretmeni ders veriyor. Yine aynı eyalette Türklerin sayısı Kürtlerden fazla olmamasına rağmen toplamda 820 Türkçe öğretmeni 29 bin Türk öğrenciye ders vermekte. Yani 1000’e karşı 29 bin. Aslında bu rakamlar da bizim durumumuzu anlatmaya yetiyor.

Holanda’da ise 100 bin civarında Kürt var ve Kürtçe derslerine 250’ye yakın öğrenci katılıyor.

İsviçre’de 35 bin Kürt yaşıyor, Kürtçe öğrenci sayısı ise 200’e yakın. 

Fransa’da 100, İngiltere’de 300, Danimarka’da 50 ve İsveç’te ise 40 bin Kürt yaşıyor ve 10 bin dolayında öğrenci Kürtçe dersi görüyor. 

Avrupa’daki Kürtçe eğitiminin durumuna baktığımızda İsveç dışında durumun hiç de iç açıcı olmadığını görüyoruz. İsveç’te Kürtçe eğitimin gelişmesinde İsveç devletinin daha iyi imkanlar sunmasının yanında buradaki Kürtlerin konuya daha duyarlı yaklaşmalarının da payı var. 

Elbette diğer ülkelerde anadil ve özellikle Kürtçe derslerinin bazı zorluk ve sorunları da var. Ancak bu sorunları gidermek, Kürtçe eğitimini daha da geliştirebilmek biraz da bizim kendi talep ve çabalarımıza bağlı. Devletlerin kendi eğitim politikaları ve anadil eğitimleri konusundaki yönetmelik ve yaklaşımları ayrı bir konu ve bundan ziyade öncelikle Kürt olarak anadil eğitimine yaklaşımımızı değerlendirmek gerekiyor.



Bir eğitim politikamız yok 

Doğrusunu söylemek gerekirse bizim ne Avrupa ne de ülkede doğru dürüst bir eğitim politikamız yok. Bununla birlikte Kürtçe eğitim konusundaki çabaların köklü ve sistemli olmaması olumsuzluğu derinleştiriyor. Eğitim ve dil ile ilgili duyarlılık, sorunu çözücü pratik adımlardan ziyade özel günlerde yapılan açıklamalar ve mesajlarla sınırlı kalıyor. Durum böyle olunca Kürt dili ve eğitimi konusunda bir ilerleme sağlanamıyor. Sürekli ”Dil ve eğitim önemlidir” söylemi dile getirilse de belirttiğimiz konuya gereken önemi vermediğimiz için doğal olarak halkta da bunun karşılığını göremiyoruz. Bu tür şeyleri söylediğimizde, bazen tepki görüyor hatta sansüre uğruyoruz ama doğru olduğuna inandığımız için yine bunu bir kez daha tekrarlamak gerek. 


Ya farkında değiller ya da inanmıyorlar

Mevcut duruma baktığımızda siyasetçierimiz ve aydınlarımız ya dilin ulusun temel direği olduğunun farkında değil ya da buna inanmıyorlar. Bu nedenle konuya gereken önem ve hassasiyeti göstermiyorlar. Günümüzde çok sayıda filozof ve bilim insanı bilimsel araştırmalarında dilin kişilik ve ulusun temelli olduğunu söylemiş ve kanıtlamışlardır. Ama biz halen bunun gereklerini yerine getirmiyoruz.

Bunun temel nedenlerinden biri asimilasyon politikasının bizde derin tahribatlar yaratması ve kendimizi bu tahribatların etkisinden kurtaramamız. Özellikle Kuzey Kürdistan’da bu durum çok daha yaygın. Kürdistan’ın diğer parçalarında asimilasyon politikaları yürütüldü fakat Kuzey’de bu politika daha katmerli ve şiddetli oldu. Bu nedenle Kürdistan’ın diğer parçalarında Kürt diline yaklaşım ve kullanma Kuzey’den daha ileri bir durumdadır.

Kürtçe konuşma söz konusu olduğunda aydınlarımız ve siyasetçilerimiz hep şu argümanı ileri sürüyor: ”Biz siyasi ve bilimsel konularda kendimizi Kürtçe olarak ifade edemiyoruz.“  Doğrusu 20-30 yıl Kürt değerleri ve Kürt dili için mücadele verip halen kendisini Kürtçe ifade edemeyen birisinin Kürtlüğünden de biraz kuşku duymak gerekir. Bu belirleme bize biraz acı gelse de bir gerçekliktir. Bu gerçekliğin kendisi değil, onu değiştirmeye çalışmamak ayıptır.


Asimilasyona hizmet ediyoruz

Kürtler de dahil Almanya’ya gelen yabancılar tek kelime bilmedikleri Almanca gibi zor bir dili 6 ayda öğrenip bu dille Almanya’da üniversite eğitimi görebiliyorlar. Ama biz 30 yıldır hala kendimizi anadilimizde ifade edemiyorsak bize yazıklar olsun!

”Biz siyasi ve bilimsel konularda kendimizi Kürtçe olarak ifade edemiyoruz“ argümanı birkaç yıl önce Bülent Arınç’ın söylediği ”Kürtçe bir medeniyet dili değildir“ cümlesini haklı çıkaran bir mantığa hizmet eder. Kürtçe kadim ve oldukça zengin bir dil olmasına rağmen kendimizi Kürtçe ifade edemediğimizi belirtmemiz, objektif olarak Kürtçenin bir siyaset ve bilim dili olmadığı ya da olamayacağı anlamına geliyor. Aynı zamanda bu yaklaşım asimilasyon politikasına sunulan en büyük desteklerden biridir. 

Türkiye’de 1928 yılında devletin teşvik ve desteği ile Türk üniversite öğrencileri tüm Türkiye ve Kürdistan’da ”Vatandaş Türkçe konuş!” kampanyası başlatarak, Türkçe konuşmayanlara saldırmaya başladılar. Cumhuriyetin kurulması ile şekillenen dili  herkese zorla öğretmeye çalıştılar. Bugün kendi dilimizden vazgeçerek Türkçeyi gönüllü olarak konuşuyorsak, o zihinsel ve ruhsal asimilasyonu halen yaşıyor ve yaşatıyoruz.



Dili politik mücadelenin bir parçası haline getirmek

Pakistan’da üniversite öğrencileri tarafından Bengal Dil Hareketi başlatıldı ve 21 Şubat 1952’de anadile sahip çıkmak amacıyla düzenlenen bir eylemde, bazı insanlar katledildi. Sonrasında bu hareket kararlılıkla devam ettirildi ve çok uzun olmayan bir sürede amacına ulaştı. Bunun üzerine 1999 yılında Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) aldığı bir kararla 21 Şubat tarihini “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul etti.

Dünyadaki dil mücadeleleri bize bunu gösterdiğine göre bizim de böyle bir süreci başlatmamız gerekiyor. Yoksa dil mücadelesi yerine dili politik mücadelenin bir parçası haline getirmek hem politik hem de ulusal olarak kaybetmeye mahkum bir yazgıya sahip olmak demektir. Kendi kendimizi kandırmaktan başka bir şey olmayacaktır.

Genelde ve Avrupa’da Kürt ailelerin durumu ise siyaset kurumunun ve aydınların anadile ilişkin tutumundan çok daha iyi değildir. Özellikle Avrupa’da Kürt aileleri pek farkında olmadan giderek gençlerini yitiriyorlar. Êzîdîler dışındaki Kürtlerin büyük çoğunluğu çocuklarını Kürtçe derslerine göndermemek için bin dereden su getiriyor. Burada tek tek örneklerini vermemiz mümkün değil ama ailelerin yaklaşımı çok vahim ve ibret vericidir. Aslında ailerin durumu ve çocuklarını Kürtçe derslerinden kaçırma bahanelerini başka bir yazıda ele almak daha iyi olabilir.


Geleceğimiz yok ediliyor

Özellikle yaşamakta olduğumuz bu oto-asimilasyon süreci her gün geleceğimiz, dilimiz, kültürümüzün bir parçası olan çocuklarımızı bizden birer birer koparıp götürürken, maalesef çoğumuz buna seyirci kalıyoruz. Bazılarımız ise buna seviniyoruz. Başımızın mezar taşlarına değip, aslında yok edilenin biz ve çocuklarımız olduğunun farkına varacağımız günler pek uzak değil. O zaman da çok geç kalmış olacağız. 

Evet, genel olarak bizim durumumuz budur. Sorunun belli nedenleri biliniyor ve sonuçları da ortada. Çözüm için neler yapabiliriz? Aslında Avrupa ve özellikle Almanya’da ilk elden yapmamız gerekenler çok da zor değil. Bazı önlemleri alırsak kültürümüzün taşıyıcıları, geleceğimiz olan çocuklarımızı kurtarabiliriz.

Geç olmadan öncelikle şu adımları atarsak belki de kısa zaman zarfında başarıya ulaşabiliriz.

* Kürtlerin biraz yoğun yaşadığı Avrupada’ki tüm alanlarda dil, eğitim ve kültür (folklor, müzik ve tiyatro) kurumlarının açılması ve aktif olarak çalışmaların başlatılması. Öğrenci, öğretmen ve aile derneklerinin açılarak anadil konusunda aktif olarak çalışma yürütülmesi, siyasi ve diğer kurumların bunlara destek olması.

* Yılda en az bir kez dil, eğitim ve çocuk festivalinin yapılması.

* Her yıl en az bir ay dil ve eğitim kampanyalarının yapılarak çocuk ve gençlerin dil derslerine teşvik ve kayıt edilmesi. Aileler için de dilin anlam ve önemi ile ilgili seminer ve toplantıların yapılması.

* Basın ve yayında dile yönelik programlara ağırlık verilmesi. Örneğin TV’de dil, eğitim ve çocuk ile gençlere yönelik özel yayınların yapılması. Çocuk ve gençler arasında dil ile ilgili yarışma ve diğer etkinliklerin düzenlenmesi. 

* Anadil ile ilgili görsel, dijital ve diğer eğitim materyallerinin hazırlanarak basılması. (Ders kitapları, hikaye, masallar, oyunlar müzik vb.)

* Kürt Dil Vakfı’nın kurularak; bir üniversitede Kürtçe eğitmenlerini yetiştirecek bir bölümün açılması.

* En önemlisi öncelikle Kürt siyasetçi ve aydınlara yönelik radikal Kürtçe konuşma, yazma ve okuma kampanyasının başlatması. Bazı şeyler var ki sürece bırakıldıkça sonu gelmez. Eğer anadilimizi yaşamın her alanına hakim kılmamız bir süreç işi olsaydı, 30 yıl içinde bu çoktan olurdu. Bazı şeyleri zamana bırakmak, sürece havale etmek yerine kararlı adımlar atarak, geçmişi kesip atmak, var olan gerçeğe geç kalmadan müdahale etmek gerekiyor. 


968

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA