Öcalan ile tarih yeniden tanımlanıyor

Uluslararası ve bölge güçleri, demokratik ulus paradigmasının toplumsal sorunlara güçlü alternatif oluşturması ve demokratik modernite çağının müjdesini vermesi nedeniyle İmralı’da Önder Öcalan şahsında başta Kürt halkı olmak üzere özgür bireyi ve toplumu esaret koşullarında tutmak istemektedir.

14 Şubat 2018 Çarşamba | PolitikART

Rotinda ENGİN


Önder Abdullah Öcalan, savunmalarında paradigmasal dönüşüme neden ihtiyaç duyduğunu tarihsel, toplumsal ve güncel gelişmelerle bağlantılı olarak kapsamlı biçimde açtı.  PKK’nin çıkış koşullarının tarihsel toplumda üçüncü büyük kaos aralığına denk geldiğini vurgulayarak, kısa süreli sosyolojide kuantum anı/yaratılış anı da diyebileceğimiz bu kaos aralığının karakteri, özellikleri, aktörleri ve yaşanan çelişki, çatışmanın nedenlerini özellikle ‘Bir Halkı Savunmak’ adlı eserinde çok kapsamlı değerlendirmiştir. 

PKK’nin çıkış yaptığı 1970 döneminde aynı zamanda dünya çapında 1968 gençlik hareketlerinin yoğun olduğunu, feminist, ekolojist, etnik-kültürel vb. birçok hareketin de geliştiğini belirtmiştir. PKK’nin çıkış yaptığı dönemde bilimsel-reel sosyalizmin geldiği aşama, içinden geçtiği koşullar ve temel karakteristik özellikleri bilinmektedir. PKK o dönem ‘ulusların kendi kaderini tayin etme’ hakkından yararlanarak bilimsel-reel sosyalizmi esas alarak çıkışını gerçekleştirmişti. 

1978 PKK’nin kuruluşu, 1984 ordulaşma için atılan tarihi adım, 1990’lı yıllarla kitselleşmeye başladığı yıllar reel sosyalizmin giderek düşüşe geçtiği, değerlerinin kapitalist modernite içinde hızla eridiği bir dönemdir. 1990 yılında reel sosyalizmin çözülüşü ve çöküşüyle birlikte bunun devrimci hareketlere paradigmasal ve pratik olarak etkilerini Önderliğimiz 5. savunmasıyla çok daha kapsamlı çözümlemiştir. Özellikle 4. ve 5. bölümde PKK’nin 1995 yılları sonrası giderek kendini hissettiren paradigmasal bunalımını ve ortaya çıkardığı sonuçları kapsamlı olarak ortaya koymuştur. PKK olarak bilimsel(!) sosyalizm adıyla yaşanan reel sosyalizm paradigmasının zihniyetini, ideolojik argümanlarını, örgüt anlayışını, mücadele perspektifini, 90’larla birlikte günümüze kadar ezilen toplumlar olarak etkilerini kapsamlı çözümlemeliyiz. Bunun ışığında mücadele tarihimizi özeleştirilerimizle birlikte daha güçlü değerlendirebilmeliyiz. Eski paradigmanın, yani reel sosyalizmin üzerimizdeki etkilerini ve ortaya çıkan pratikleri yeterince çözümleyip, düzeltmeye gidemezsek söylemlerimiz yeni, pratiklerimiz ise eski alışkanlıklarımızın gölgesinde olmaktan kurtulamayacak, dolayısıyla adımlarımız tarih karşısında cılız kalacaktır.

Yine 90’lı yıllarla birlikte kapitalizm Kürdistan’da etkilerini giderek daha fazla hissettirdi. Dolayısıyla PKK içerisine dayatılan kapitalist modernitenin pozitivist düşünce biçimi, liberalizmin etkileri ve özne-nesne ayırımıyla başlayıp günümüzde evrenselcilik-yerelcilik, bireycilik-kendine görelik şeklinde devam eden anlayışlar, 2000’li yıllar sonrası bir çizgi halinde kendini dayatırken, çözümlenmesi gereken bir diğer önemli konu olmaktaydı. Ne reel sosyalist çizginin, ne de kapitalist modernite çizgisinin başarı getirmediği, başarının Önderliğin ‘üçüncü çizgi’ olarak tüm dünya insanlığına sunduğu demokratik ulus çizgisinde ısrar etmemizle gelişeceği ortadadır. 


Tarihi yeniden tanımlama

Uluslararası komployla bu üçüncü çizgi henüz doğmadan boğulmak istenmiş olsa da, Kürdistan merkezinde Önder Öcalan’ın demokratik ulus paradigmasıyla gelişen konfederalizm sistemi sadece Ortadoğu halklarını değil, tüm dünya halklarını giderek daha çok etkilemektedir. Kapitalist modernite sisteminin panzehiri olan demokratik modernite sisteminin şafak vaktinin söktüğü ve müjdesinin verildiği belirtilebilir. Tüm dünya halklarından insanların Kürdistan’a gelerek özgür yaşamı tatması, inşa etmesi ve savunması bu nedenledir. Özgür yaşam sistemini güçlü paradigmaya kavuşturması ve bunun Kürt halkı öncülüğünde Arap, Asuri, Türkmen ve diğer halklarla birlikte pratikleştirilmesi nedeniyle Öcalan, özgürce yaşamak isteyen tüm halkların önderi haline gelmiştir. Bu tarihsel misyonu her gün daha çok gelişmektedir.

Dünyanın her yerinden insanlar Önderliğin paradigmasını anlamak, özgür yaşama olan umudunu büyütmek ve örgütlü bir güce kavuşmak için arayış içerisindedir. Sadece halklar değil, kapitalist sistem karşıtı güçler, yani sosyalist, anarşist, feminist, ekolojist gibi birçok akım Önder Öcalan’ın savunmalarıyla beslenmek ve kendisini yeniden yapılandırmak istemektedir. Dünyanın sayılı antropologlarından bazıları çalışmalarının Önder Öcalan’ın fikirleriyle anlam bulduğunu dile getirmektedir. Özellikle Önder Öcalan’ın yeni bir tarih anlayışını geliştirmesi, tarihin sosyolojisini yeniden tanımlayarak sosyal bilim dallarının tümünü sosyoloji bilimiyle buluşturması, jineoloji ve ekolojiyi paradigmasının temel ayaklarından sayması çok önemlidir. Bu anlamıyla 21. yüzyılda ezilen toplumların önderi haline geldiğini belirtebiliriz.

Önder Öcalan’ın düşünce tarihini toplum lehine yeniden yorumlaması oldukça önemli. Düşünce tarihinin mitoloji, felsefe, din, bilim diye bilinen tüm dönemlerini sorgulayıp eleştirmek ve bu dört dönemi düşünce biçimiyle sentezleyerek insan yaşamını, doğayı, evreni tanımlaması düşüncede çığır açacak niteliktedir. Bilimin geldiği son aşama olarak henüz daha yeni anlaşılmaya çalışılan kuantum fiziğinin felsefesini, düşünce biçimini, toplum yaşamını etkileme düzeyine getirdiği anlam ve yorum gücü de oldukça derindir. Yaşam enerjisini yani sezgi gücünü güçlü kullanan insanların ütopyalarını gerçekleştirebileceğini; yaşama, doğaya, evrene bakış açısının değişeceğini, duygu-düşünce-beden arasındaki bağın gücünü görebileceğini belirtmektedir. 


İktidar ve devletin kullanım aracı

Önder Öcalan savunmalarında, felsefede materyalist-diyalektik, idealist-metafizik ayrımının insan düşüncesinin parçalanması ve toplumsal inşalarda bunun getirdiği kavgaları eleştirmektedir. İnsanın materyalist olduğu kadar idealist olduğunu, metafizik de düşünüp yaşadığını, örneğin ahlak, politika, sanat, siyaset vs. akıl-ruh-beden arasında yapılan ayrımların ve güç kavgasının doğru olmadığını belirtmektedir. İnsanın yaşam enerjisinin farkına varması, tanımlaması ve bu enerjinin hayat bulduğu bedeni de değerli kılması gerektiğini belirtmektedir. Her şeyi akılda gören, aklı da tek özne olarak tanımlayan, bedeni nesneleştirip obje-madde haline getiren, değersiz kılan tüm anlayışları da eleştirmekte ve burada düzeltme yapılması gerektiğini belirtmektedir. Dini ele alırken de dinin çıkışının ezilen toplumların iktidar-devlet zoru karşısında geliştiğini, toplumun kutsallıkları arasında yer aldığını belirtmektedir. Önder Öcalan, dinin düşüncenin dogmatikleşerek, toplumun ihtiyaçlarından koparılarak, iktidar ve devletin kullanım aracı haline getirilmesini eleştirmekle birlikte, dinin ahlaki gücünün ve değerlerinin de çok anlamlı olduğunu belirtmektedir. Ahlaki ve politik olarak toplum, dinler sayesinde bunu koruyabilmiştir. Dinin siyasallaştırılması ve toplumsal ihtiyacın gerekliliklerinden koparılması ise ayrı ele alınmalı. 



Önder Öcalan, bilimsel düşüncede özne-nesne, objektivizm-sübjektivizm, evrenselcilik-yerellik gibi ayrımların yapılarak felsefede olan kavgaların sürdürülmesinin evrenin ve insan doğasının hakikatini yansıtmadığını, bilimin güç, iktidar anlayışının sonucu olduğunu belirtmektedir. Ayrıca kuantum fiziği ve felsefesinin gelişmesiyle birlikte insanlığın düşünce tarihinde aradığı birçok soruya giderek cevap bulduğunu ifade etmektedir. Kuantum felsefesi esnektir, olasılık ve sürekli oluşumu içinde barındırır. Önder Öcalan’ın tüm düşünce tarihinin sentezini oluşturmuştur ve düşünce biçiminin; sezgili-ütopyalı, diyalektik ve metafizik gücünü tüm yönleriyle açığa çıkarabilen, nesnenin de öznenin kendisi olduğunun bilincine varan, evrensel olduğu kadar yerel değerleri de güçlü yaşayan ve yaşatan, insanın da mikro evrenler olduğunu gören, bu anlamıyla insan-toplumun temel ve kök olduğu anlayışıyla tarihe, günümüz ve geleceğe bakan sürekli oluşum-anlam-yorum halinde olduğunu belirtebiliriz. 


Toplum, kadın, ekoloji ve öz savunma

Önder Öcalan, paradigmasını üç temel üzerinden tanımlamaktadır. Demokratik toplum, kadın özgürlüğü ve ekolojik bilinç. Toplum tüm değerleriyle, tarihsel-toplumsal-kültürel yanlarıyla ahlaki ve politik olması gereği demokratik toplum bilincini güçlü geliştirip yaşadıkça ve bunu göz bebeği gibi korudukça özgürlüğün hakikatine erişebilir. Bu paradigmada kadın özgürlük mücadelesi olmazsa olmazdır. Toplumun demokratikleşmesi ve özgür yaşaması için kadının mutlaka özgür olması gerekir. Bir toplumda kadın özgür değilse o toplum köledir ve toplum kendisini kırımdan kurtaramaz. İktidarcı ve devletçi tüm zihniyet yapılanmalarını ve geri geleneksel özellikleri aşmak, kadının komünal, eşit, özgür birey ve toplum gerçeğini yaratmak temel olandır. Önder Öcalan, kadın özgürlük paradigmasını geliştirerek, kadın partileşmesinin ve öz savunmasının önünü ardına kadar açarak Kürt kadınlarının tarihsel özünü açığa çıkarmıştır. Bugün Kürt kadınları öncülüğünde Kürdistan’da, Mezopotamya’da özgür-eşit yaşam gelişmektedir. Kadının mücadele tarihinin doğru bir sosyoloji anlayışıyla, jineolojiyle buluşturması, jineolojinin yani kadın biliminin tüm dallarıyla birlikte feminizm başta olmak üzere kadın mücadelelerine ideolojik-felsefik-düşünsel yani her anlamda bilinç oluşturması önemlidir. Jineoloji ile gelişen kadının özgür yaşam sistemi toplumun demokratikleşmesinde başat rol oynamaktadır. Kadının, demokratik toplum içerisinde kendi öz demokratik konfederal sistemini yaratması, meclis-komün-akademi-kooperatiflerini oluşturması da önemlidir. Kadın özgürlük paradigmasının jineoloji öncülüğünde kadın konfederalizmiyle bedene kavuşması heyecan vericidir. Bunun mimarı da Önder Öcalan’dır.

Demokratik ulus paradigmasının ekolojik ayağını, yaşanan ekolojik sorunların kaynağını, nedenlerini ve çözüm alternatifini çok boyutlu ortaya koyan Önder Öcalan, ekolojik bakış açısını birinci ve ikinci doğanın özgürlük temelinde buluşması olarak tanımlamıştır. Birinci doğa içinde bulunduğumuz eko-sistem, ikinci doğa ise toplum olmaktadır. Toplumun eko-sistem içerisinde yaşamını geliştirmesi canlı doğa anlayışıyla mümkündür. Yaşadığımız eko sistemi nesne olarak gören, iktidar-devlet aklıyla üzerinde her türlü kirli operasyonu gerçekleştiren, doğanın buna karşı verdiği tepkiyi kontrol altına alamayarak yaşamın koşullarını tüm canlılar için ortadan kaldıran anlayışa karşı Önder Öcalan, özgürlüğün ve hakikatin ancak kendini, doğayı, evreni tanımakla mümkün olduğunu dile getirerek ekolojik bakış açısını ortaya koymuştur. Ozon tabakasının delinmesi, uzayın metal çöplük haline getirilmesi, iklimin dengesini bozacak çıkar amaçlı her türlü operasyonun yapılması, nüfus artışı, köy-tarımının geri dönülmez bir biçimde bitirilmesi, suların baraj-HES’lerle yok edilmesi, imara açılması için ormanların yok edilmesi, denizlerin, ırmakların kirletilmesi, zehirli atıkların verdiği zarar, toplum kırımın, soykırımların ve kadın katliamlarının artması, açlık-yoksulluğun artması gibi birçok ekolojik sorun geri dönülemez bir sürece girmiştir. 

Ekolojik hareketlerin önemli çabaları olsa da kapitalist modernitenin endüstriyalizm anlayışından kendilerini kurtaramamaları çözüm gücünü zayıflatmaktadır. Kapitalizmin dizginsizce geliştirdiği endüstriyalizmin konforizm ve ‘modern’leşme olarak ele alınması çok ciddi bir anlayış çarpıtmasıdır. Ekolojik hareketlerin bu anlayışı aşarak başta endüstriyalizme savaş açması önemli olacaktır. Çünkü endüstriyalizm, toplumların yaşam biçimini her gün daha çok belirleyip, tüketen bir toplum gerçeğini daha fazla açığa çıkarmaktadır. Endüstriyalizm ahlaktan, etik ve estetik değerlerden yoksun olduğu için asla ‘modern-ilerici’ yaşam imkanı sunamaz. Endüstriyalizm maddi ve manevi olan her şeyin metalaşmasıdır, nesne haline gelmesidir. İnsanlık değerlerini, tarih ve kültürünü ‘çağdışı-geri’ olarak görmek en büyük yanılgıdır. Önder Öcalan, savunmalarında tüm bu sorunları kapsamlı değerlendirerek ekolojik bakış açısını geliştiremeyen birey ve toplumun özgür olamayacağını belirtmektedir. Bu açıdan ekolojik bilinci edinerek özgür yaşamı geliştirebilir, koruyabiliriz. Bunun için önce kendimizden başlamalıyız. Endüstriyalizm anlayışına karşı her türlü mücadeleyi yürüterek eko-ekonomi anlayışımızı güçlendirmeliyiz. Hepimiz doğanın birer parçasıyız. Doğa ile biriz, kaynağımız aynı. Kuantum fiziği ve felsefesi bugün bunu daha fazla açığa çıkarmıştır. Bu açıdan 7’den 70’e tüm toplum ekolojik bilinci edinmeli ve bu anlayış temelinde yaşamayı öğrenmelidir. Ekolojik mücadeleyi de daha fazla güçlendirerek geliştirmelidir.


Özgürlük arayışı güçleniyor 

Uluslararası ve bölge güçleri, demokratik ulus paradigmasının toplumsal sorunlara güçlü alternatif oluşturması ve demokratik modernite çağının müjdesini vermesi nedeniyle İmralı’da Önder Öcalan şahsında, başta Kürt halkı olmak üzere, özgür bireyi ve dünyada özgürce yaşamak isteyen toplumu esaret koşullarında tutmak istemektedir. Bedeniyle özgür olunmasına izin verilmese de Önder Öcalan, tarihin en özgür insanlarından biridir. İmralı adasında yazdığı savunmaları ve ‘Özgürlük Sosyolojisi’ adını verdiği savunmasıyla özgür yaşam bilincini, felsefesini, sistemini ve bunun pratikleştirilmesinin yol ve yöntemlerini başta Kürt halkı olmak üzere tüm insanlığa armağan etmiştir. 

Özgürlük Sosyolojisi, toplumun kaos aralığında özgürlük anlarını ifade etmektedir. Özgürce yaşamak ve özgürlük zamanında kendi toplumsal inşasını geliştirmek, savunmak isteyenler için muazzam bir kaynak olmaktadır. Özgürlük anları her daim yaşanmaz. Özgürlük anlarının bilincinde olanlar zamanı, mekanı da gözeterek, her anı mücadeleyle değerlendirenlerebilir. Önder Öcalan özgürlük bilincini sürekli yeni oluşum haliyle geliştiriyorsa, bizlerin de kendi öz irademize, gücümüze inanarak özgürlüğün hakikatini yaşamamız mümkündür. Bu açıdan Önderlik gerçeği sürekli kendisine yeni anlam-yorum gücü katarak oluşum halinde önemini korumaktadır. Varlık-yokluk mücadelesine oluşumun sürekliliği ile cevap vermektedir. Kürt halkı da, Önderlik gerçeğinin hakikatine denk özgür oluşumunu sürekli kılmakta ve mücadelesini daha fazla geliştirmektedir. 2018 mücadele yılının da Önderlik çizgisinde daha fazla gelişeceği ve halkların zamanını ve hakikatini daha fazla yaşayacağı bir yıl olacağını belirtebiliriz. 2018 yılı, halkımızın geliştireceği mücadeleyle, Önderlik ile buluşacağı yıl olacaktır.


260

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA