İmralı’dan Efrîn’e

Kürtlerin 1999’daki toplu protestoları idam cezasını durdurdu. Kitlesel gösteriler 2014’de Kobanê’yi savunanlara destek oldu ve gidişatı değiştirdi. Bugün de ihtiyacımız olan Efrîn’deki Türk işgalini durduracak ve Öcalan’ı özgürleştirecek uluslararası kitlesel tepkilerdir.

14 Şubat 2018 Çarşamba | PolitikART

Reimar HEIDER*


15 Şubat 2018, Abdullah Öcalan’ın Kenya’nın Nairobi kentinden kaçırılışının 19’uncu yıldönümü olacak. Uluslararası Abdullah Öcalan İçin Özgürlük-Kürdistan’da Barış İnisiyatifi,  Öcalan’ın idam cezası alacağı Türkiye’ye verilmesinin birçok devletin işbirliği ile gerçekleşmesinin yarattığı büyük öfke ile kuruldu. 

Uluslararası baskılar, özellikle Kürtler ve İnsan Hakları Örgütleri’nin protestoları sonucunda 2002 yılında Türkiye devleti idam cezasını kaldırdı. Ancak bugün idam cezası tekrar gündemde. Üstelik Abdullah Öcalan’ın yaşam koşulları idam cezasını aratmıyor. Kendisi, Marmara Denizi’nde bulunan ve İstanbul ile Çanakkale boğazları arasında yer alan İmralı cezaevinde tecritte tutulmakta. Yani ziyaret, mektuplaşma ve telefon hakları elinden alınmış durumda. Sadece bir kez ve yarım saatliğine yapılan bir akraba görüşmesi dışında üç yıldır dış dünyadan tamamıyla izole edilmiş halde. 

Öcalan’ın yaşam şartları ve temel haklarının ihlali sadece Türkiye’nin sorumluluğunda değil. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa İşkenceye Karşı Mücadele Komitesi (CPT) bu tecridi bitirecek baskıyı ve yaptırımları uygulamak konusunda başarısız. Ayrıca hiçbir devlet İmralı Cezaevi Sistemi’ni eleştirmediği gibi, Af Örgütü ya da İnsan Hakları İzleme Heyeti (HRW) de Öcalan’ın durumu hakkında sessizliklerini koruyor. 

NATO üyesi bir ülke olan Türkiye 20 Ocak’tan beri paralı askerleri ile birlikte uluslararası hukuku hiçe sayarak çoğunluğu Kürtlerden oluşan ve Kuzey Suriye’de bulunan Efrîn kantonunu işgal etmeye çalışıyor ve hem kenti savunanları hem de sivilleri katlediyor. Öcalan’ın kaçırılışından 19 yıl sonra bir kez daha uluslararası aktörler Türkiye’nin bu işgal denemesini sessizce izliyorlar. Rusya bu işgale aktif bir biçimde onay verirken, NATO ülkeleri ise Türkiye’nin saldırılarına, Efrîn’de gerçekleşen ve belgelenen insan hakları ihlalleri ve uluslararası hukukun ihlaline karşı ilgisiz davranıyorlar. Her ikisi de Türkiye dışındaki ülke devletlerinin müdahil olmasıyla gerçekleşti. Öcalan’ın kaçırılması ve Efrîn işgali arasındaki tek fark Kürt halkının, siyasetçilerinin ve onları destekleyenlerin çabaları sayesinde Efrîn saldırılarının en azından dünya kamuoyu tarafından ilgiyle takip edilmesi, eleştirilmesi ve kınanması. 


Özgürlük mücadeleleri için bir ilham 

Öcalan, Türkiye ve dışındaki Kürtler, kimi Araplar ve Türkler tarafından da desteklenen, Ortadoğu’nun en önemli siyasi liderlerinden biri. Gücü, tüm dünyayı ilgilendiren cinsiyet eşitsizliği, ekolojik yıkım, kapitalizmde sömürü ilişkileri ve devlet baskısı gibi sorun alanlarını tanımlaması ve analiz etmenin ötesinde ezilen hakları şimdi ve burada yapacakları mücadele ile bunların üstesinden nasıl gelinebileceğine dair yollar önermesinde. İmralı’daki tecridine rağmen düşünceleri ve zorlukları yenme gücü, bir ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Üstelik birçok kez cezaevi duvarlarının içinden barış süreci başlatabilme ve devam ettirme kapasitesini gösterdiği gibi Türkiye devleti ve PKK’nin siyaseti ile Türkiye halklarını etkileyebiliyor. 2013 ve 2015 yılları arasındaki barış görüşmelerinde etkisi görünür bir biçimde Türkiye’nin demokratikleşmesine katkıda bulundu. Görüşmeler Türkiye devleti tarafından sonlandırıldığında ise çatışmalar tekrar başladı, Türkiye’deki devlet baskısı derinleşti ve birçok insan güvenli ve demokratik bir geleceğe olan umutlarını yitirdi. Öcalan aynı Nelso Mandela’nın Güney Afrika’da yaptığı gibi halkına olan sömürü ve baskıyı ters çevirebilecek kişi olma özelliğini sürdürüyor. 

Öcalan’ın etkileri Türkiye’nin sınırlarını aşmış durumda. Hapishane yazılarından oluşan kitap ciltleri 20 dile çevrildi ve tüm dünyada -özellikle de düşüncelerinin en fazla tesir yaptığı Ortadoğu’da- okunuyor. Rojava’da (Kuzey Suriye) cezaevi yazılarının ilham verdiği halk, etnik ve dini çokluğa dayalı demokratik bir yönetim kuruyor ve sürekli umutsuzca milliyetçilik ve mezhepçilik arasında sıkışmış olarak resmedilen bir bölgede umut kaynağı oluyor. Uluslararası elitlerin savlarının aksine Rojava’da Araplar, Êzîdîler, Süryaniler ve kadınlar onun fikirlerinin ve projelerinin sadece Kürt halkını ve egemenliğini ilgilendirmediğini, tam tersine Ortadoğu’nun savaştan yorulmuş topraklarının tamamında uygulanacak ve tüm ezilenleri özgürleşecek bir demokratik programın parçası olduğunu düşünüyor. 


Zamanı geldi

Kuzey Suriye’de gerçekleşen devrim ve bu devrimin farklı halklara cazip gelmesi ve 2013 ve 2015 yılları arasında Türkiye’de yaşanan barış sürecinde popülerleşmesi sebebiyle Abdullah Öcalan’ın fikirleri –özerklik ve demokratik konfederalizmden kadın devrimine kadar- her zamankinden daha görünür oldu. Bu durum, 19 yıl önce kuruluş bildirgemizde belirttiğimiz gibi, gelecekte Türkiye’de Kürt sorunun çözümünün Öcalan’ın kaderiyle sıkı sıkıya bağlı olacağını gösteriyor. 

Bugün bu gerçek, daha çok açığa çıkıyor. Türkiye’de onlarca yıldır yaşanan çatışmaların bitmesi müzakere ile gerçekleşecek siyasi bir çözüme bağlıdır ve barış sürecini bir kez daha başlatacak ve yürütecek isim Abdullah Öcalan’dır. Bizler bu sebeple iki talebimizin ayrılmaz bir bütün olduğunu düşünüyoruz: “Abdullah Öcalan’a Özgürlük-Kürdistan’da Barış.” Biri olmadan diğeri olamaz. Öcalan’ın özgürlüğü konusu yerel ve uluslararası gündemin en başında yer almalıdır ki Türkiye’de nihayet barış ve demokrasi gerçekleşsin. Ve bunun zamanı geldi. 

Mücadelemize öncelikle Abdullah Öcalan’ı ve İmralı’daki diğer mahkumları tecrit eden duvarlarda çatlaklar açarak başlamalıyız. Onların tecridi, Türkiye’deki demokrasi ve halkların haklarına olan yaklaşımı da gösteriyor. 1999’dan beri her yıl olduğu gibi bu yıl da kaçırılışının yıldönümünde Öcalan’ın fikirlerine, başarılarına, ve sistematik olarak karşılaştığı hak ihlallerine dikkat çekmek amacıyla tüm dünyada gösteriler düzenlenecek. 

Kürtlerin 1999’daki toplu protestoları idam cezasını durdurdu. Kitlesel gösteriler 2014’de Kobanê’yi savunanlara destek oldu ve gidişatı değiştirdi. Bugün de ihtiyacımız olan Efrîn’deki Türk işgalini durduracak ve Öcalan’ı özgürleştirecek uluslararası kitlesel tepkilerdir. Zamanı geldi! Abdullah Öcalan’a özgürlük, Kürdistan’da barış! Şimdi!


* Abdullah Öcalan’a Özgürlük-Kürdistan’da Barış“ Uluslararası İnisiyatifi sözcülerinden 


237

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA