Takdire şayan bir direniş!

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan: Efrîn’deki savaşçı gücünün sergilediği performans, her türlü takdire şayan bir performanstır. Cesaretli, fedaice bir duruş düzeyi sergelediler.

10 Şubat 2018 Cumartesi | Haber

Efrîn’de zulme ve faşizme karşı insanlığın çığlığı olarak yükselen bu direnişe insanlık vicdanının kayıtsız kalmasının mümkün olmadığını belirten PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, ”Uluslararası kamuoyu şimdi daha güçlü bir biçimde ilgi duyuyor. Bu temelde bazı devletlerin ve bazı güçlerin de giderek bir politik değişiklik yaşayacaklarını beklemek gerekiyor. Kürt halkı Efrîn’de olağanüstü bir direniş sergileyerek ve kendini örgütleyerek, önünü aça aça uluslararası tüm kamuoyuna sesini duyuruyor, duyuracak ve nihai zaferi de böyle kazanacak” şeklinde konuştu.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, ANF’nin sorularını yanıtladı. Dün ANF’de yayınlanan uzun ve kapsamlı söyleşinin bazı bölümlerinin özetleyerek paylaşıyoruz.


Türk devletinin Efrîn’i işgal girişimine uluslararası güçlerin tutumu ve buradaki rolü nedir?

Kürt halkı, tüm Selefi gruplara ve DAİŞ’e karşı büyük fedakarlıklar göstererek, DAİŞ’in Ortadoğu’da bir imparatorluk haline gelmesinin önüne geçti. YPG, El Nusra ve DAİŞ’e karşı kendi halkını korumak üzere kurulmuş bir savunma gücüdür. YPG’nin bu çetelerin geliştirdiği teröre karşı mücadele etmek dışında, hiç kimseye karşı herhangi bir eylemi olmadı. Sadece ve sadece El Nusra ve DAİŞ çetelerine karşı mücadele yürütülerek tüm insanlığı büyük bir beladan kurtardı. 

El Kaide ve DAİŞ ile aynı döl yatağından beslenen AKP’nin, şimdi adeta DAİŞ’in intikamını almak istercesine YPG’yi “terör örgütü” ilan edip savaş açmasına ve Efrîn halkına karşı devlet terörünü uygulamasına sessiz kalan tüm güçler, yapılan bu katliamlardan sorumludur. En başta bölgede etkili olduğunu iddia eden Rusya ve Amerika, Kürt halkına karşı yapılan bu zulümden sorumludur.

Bu halkın öz evlatları, YPG-YPJ güçleri, kendi toplumuyla bütünleşerek bir direniş sergiliyor. Şimdi görüyoruz ki; dünya güçleri böyle bir direnişi Efrîn’den beklemiyorlarmış! Yani onların hesabı, ‘3 gün ya da bilemedin 1 hafta içinde Türk devleti Efrîn’i işgal eder’ üzerine kuruluydu. Bu konuda Erdoğan’ın yalanlarına inandıkları anlaşılıyor. Şimdi neredeyse 3 hafta oluyor, herkes Efrîn’in bu görkemli direnişine karşı şaşkınlık içerisindedir. Direnişin başarılı bir biçimde yürütülüyor olması tarafların hesaplarını alt üst etti ve birçok güç giderek kendi çıkarları doğrultusunda politik değişim süreci içerisine girmeye başladı. 

Efrîn’de zulme ve faşizme karşı insanlığın çığlığı olarak yükselen bu direnişe insanlık vicdanının kayıtsız kalması mümkün değildir. Uluslararası kamuoyu şimdi daha güçlü bir biçimde ilgi duyuyor. Bu temelde bazı devletlerin ve bazı güçlerin de giderek bir politik değişiklik yaşayacaklarını beklemek gerekiyor. Böyle bir sürecin gündeme girdiğini, daha da gelişeceğini belirtmek mümkün. Kürt halkı Efrîn’de olağanüstü bir direniş sergileyerek ve kendini örgütleyerek, önünü aça aça uluslararası tüm kamuoyuna sesini duyuruyor, duyuracak ve nihai zaferi de böyle kazanacak.


Türk devleti ve medyası, başarılı oluğunun propagandasını yapıyor. Size ulaşan bilgilere göre sahada ne oluyor? 

Faşist Erdoğan’ın öncülüğündeki sömürgeci Türk devleti kural tanımıyor. Gerçeği değil, kendi istediği gibi olguları-olayları kamuoyuna, topluma benimsetmek istiyor. Bunun için devasa bir medya gücü oluşturmuş, kendisi dışındaki farklı seslerin hepsini bastırmıştır. 

Hakikat şudur; bizzat Erdoğan’ın açıklamasıyla, 3 gün veya bilemedin 1 haftada Efrîn işgalini tamamlamayı planlamışlardı. Bu planlamalar tümüyle boşa çıkarıldı. Üzerinden 19 gün (söyleşi 19. günde yapıldı) geçmiş olmasına rağmen Türk ordusu ile beraberindeki El Kaideci çetelerin kat ettiği bir ilerleme yok. En fazla ilerleme yaptığı yer, 5 kilometredir. Çok ciddi bir direnişle karşılaşıyor ve ilerleyemiyor. Hatta ilerleyip de aldığı birçok yerde karşı saldırılarla geri çekilmek zorunda kalıyor. Bildiğimiz kadarıyla, birçok alan defalarca el değiştirdi. Mesela, Burseya Dağı çok konuşuldu. Aslında Burseya Dağı ile daha önce AKP’ye bağlı çetelerin tuttuğu mevzi arasında sadece 150 metre vardı. Yani aradaki 150 metreyi, 9 gün boyunca geçemediler. Sonuçta 9. gün orada direnen güçler orayı bırakıp, bir kademe geriye çekildi. Bunlar orayı aldı. Yani yaptıkları ilerleme sadece 150 metredir. Orası boşaltıldığı için biraz daha etrafına yayılmış olabilirler. Bu kadarlık bir ilerlemeyi ‘Efrîn’e giriyoruz, Efrîn’e yaklaştık, az kaldı’ biçiminde değerlendirdiler. Bunun gerçekle alakası yok.

Bu yalan propagandanın başını bizzat Erdoğan’ın kendisi çekiyor. Mesela Erdoğan o gün ‘Efrîn’e yürüyoruz, az kaldı’ diyor. Hiçbir yerde ilerlememişsin ki, nerede yürüyorsun? Böyle bir şey yok. Hakeza aldığımız bilgilere göre, çok sayıda tankları imha ediliyor, çok sayıda kayıpları var. Yine başka bir kaynaktan aldığımız bilgilere göre, beraberinde giden El Kaideci çetelerin kaybı, bundan 5 gün önce net olarak 297 kişiydi. Türk devleti hem bunları savaştırıyor hem de ölülerini bile kayıp saymıyor. O günden bu yana da kuşkusuz yaşanan kayıplar var. Bu bilgiden sonra özellikle 2-3 gün boyunca Şêxorzê alanında yaşanan çatışmalarda hem El Kaidecilerin hem de askerin ağır kayıpları oldu. Bunlar da eklenirse bu El Kaideci çetelerin ölü sayısı demek ki 350 civarına ulaşmıştır. Askerlerinin ölü sayısı ise 200 civarında olduğu belirtiliyor. Fakat bunu Türkiye kamuoyundan gizliyorlar. TSK her gün açıklama yapıyor ve gerçekten bu açıklamalar bir ordu adına çok gülünçtür. Savaşçı bir ordu, bu kadar yalana dayalı bildirim yapamaz, toplumu kandıramaz. YPG kaynaklarından gerçeğini öğreniyoruz, kayıpları henüz 100’e bile ulaşmış değil. TSK, karşı tarafın ölü sayısını fazla göstererek kendini başarılı göstermeye çalışıyor ama bu yalanlar gerçeğin üstünü örtemez.

Kısaca AKP, Erdoğan yönetimi ve Türk basını; Türk ordusunun Efrîn’deki başarısızlığını var gücüyle örtmeye çalışıyor; Türkiye toplumundan ve kamuoyundan gizlemeye çalışıyor. Türk ordusu ve beraberindeki El Kaideci güçler başarısızdırlar. Elde ettiği hiçbir başarı yoktur. Bu kadar tekniğe, bu kadar güce, imkana rağmen dahası onlar ilerledikçe YPG-YPJ güçleri yandan, giderek arkadan da vuruyorlar. İlerledikçe aslında batağa saplanacaklar. Gerçek bu. Zaten YPG güçleri böyle bir sınır savaşını yürütmüyor; karmaşık, hareketli, yarı hareketli ve sabit bir biçimde arazi savunmasını yürütüyor. Yani bazı yerlerde gerekli gördüğünde geri çekiliyor, içeri alıyor ve tekrar geri dönerek eziyor. Bu muhteşem bir taktik düzey anlamına geliyor ve bu bugün Efrîn’de uygulanıyor. Bu anlamda YPG-YPJ şahsında, Efrîn direnişi yeni bir tarih yazıyor. Savaş tarihinde yeni bir düzeyi açığa çıkarmış bulunuyor.

Haritaya bakılırsa Türk ordusunun ilerleyişi sadece sınır kenarındaki ilk sıradaki köylerdir. Henüz ikinci sıradaki köylere bile ulaşmış değildir. O da bütün sınır boyunca değil, bazı yerlerde böyledir. Şimdi sınır boyunca bir şerit oluşturmak istiyorlar, muhtemelen “biz böyle bir şerit oluşturduk, tampon bölge oluşturacağız” deyip bununla kamuoyunu yanıltmayı planlıyor. 

Bunun karşısında 19 günden bu yana pişen ve çeşitli zeminlerden moral desteğini alan Efrîn direnişçilerinin artık zaferi kesindir. Onların şimdiye kadar yürüttüğü mücadele aslında zaferlerinin zeminini yaratmıştır. Daha fazla taktik performans geliştirirlerse, kendi hatalarını görüp düzeltirlerse artık başarı kazanacakları kesindir. Kaldı ki, direniş yeri sadece bu sınır şeridi değil ki, ilerledikçe her alan, her bir ağaç, her bir vadi, her bir tepe, her bir köy, her bir şehrin direniş odağı olacağı anlaşılıyor. 


Türk devlet yetkilileri her gün Efrîn’i alıp sonra da Minbic’e yöneleceklerini, hiç kimsenin bunu engelleyemeyeceğini söylüyor. Neden bunu gündemde tutuyor?

Soykırımcı Türk devleti henüz Efrîn’e girmemiş ki, Minbic’e de girebilsin. Minbic’e ilişkin söyledikleri blöftür. Aslında Erdoğan ve hükümeti, Efrîn’de yaşadığı hezimetin üstünü örtme arayışı içerisindedir. 4-5 yerde Efrîn’in sınırları içerisine girip cepler oluşturmuşlardır. Onlar şimdi bu cepleri sınır boyunca birleştirerek bir hat oluşturmak istiyor. Belli ki, ‘ben burada tampon bir bölge kurdum, başardım’ diyerek Türk toplumunu ve dünya kamuoyunu kandırmaya çalışacak. Böylece hem yenilgilerinin üstünü örtecek hem de eğer oluşturabilirlerse 5-6 km’lik bir tampon bölgeye dayanarak pazarlık içerisine girecek. 

Minbic’i sürekli gündemleştirmeleri ise Amerika’ya dönük yürütülen bir politikadır. Onların amacı, sürekli bir biçimde gündeme getirerek ve fırsatını bulursa Minbic veya Til Ebyad (Gırê Spî) gibi bazı yerlerde provokatif saldırılar yapmak, Amerika’yı ve NATO güçlerini tercihe zorlamaktır. Amerika karşıtlığından ziyade Amerika’yı kendi lehlerine tercih yapmaya dönük bir sıkıştırma politikası var. Esası budur. 

Onların amacı sadece Rojava’da değil, tüm Kürdistan’da ikinci bir uluslararası komplo düzeyinde Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı yeni bir süreci başlatmaktır. Bütün çabaları buna dönüktür. AKP’nin amacı ikinci bir uluslararası komplo zemini geliştirerek Kürt halkına karşı tüm dünyayı kapatma ve böylece soykırımcı politikalarını uygulamadır. Ama 20 yıl önceki koşullar artık yok.

Şimdi Kürdistan Özgürlük Mücadelesi 4 parçada geliştiği gibi daha fazla bölge halklarıyla dayanışma düzeyini yakalamış, artık sesini dünyaya duyurabilen hem savunma savaşında hem de halklar adına politik ve diplomatik bir mücadele sürecini geliştirme düzeyine erişmiş bulunuyor. Dahası Kürt halkı Önder Apo’nun geliştirdiği dahiyane paradigmasıyla ulusal ve uluslararası düzeyde güç kazanmış, mevziler elde etmiştir. Yani düşmanın bu amaçlarını gerçekleştirmesinin koşulları artık zayıflamıştır. Buna karşı Kürdistan Özgürlük Hareketi her parçada ayrı imkan ve olanaklara sahip bulunmaktadır. Eğer bu olanaklar doğru değerlendirilir, özellikle Önder Apo’nun paradigması temelinde bölge halklarıyla dayanışma içerisinde yetkin bir mücadele geliştirilirse AKP ve MHP faşizminin amaçları gerçekleşemeyecektir. 


Türkiye’de ciddi bir baskı var; Türkiye’nin muhalif ve demokrasi çevrelerinde işgale karşı ciddi bir tepki gelişmiyor. Bunu nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Türkiye’de tam anlamıyla bir diktatör, faşist sistem hayata geçiriliyor. Tek sesli bir toplum, tek sesli bir basın; hatta sosyal medya da denetim altına alınmak isteniyor. Efrîn’i işgal girişimini eleştiren herkes ya soruşturmaya alınıyor, ya da tutuklanıyor. Şimdi çeşitli faşist iktidarlar yaptıklarını gizlerler veya utanarak yaparlar. Erdoğan ve AKP rejimi yaptığı bu faşizan uygulamaları övünerek belirtiyor, bunları normal göstermeye çalışıyor, gerekli olan bir şeymiş gibi yansıtmaya çalışıyor. Yani kendi sosyal medya hesabında farklı bir fikir yazanı tutukluyor ve bunu resmen ilan ediyor. HDP’lilerin protesto gösterileri yapmaması için Erdoğan’ın kendisi mitingde, ‘her yerde polis ensenizdedir, adım atarsanız haddinizi bildiririz’ dedi. Faşist uygulamayı bu biçimde meşrulaştırmaya çalışıyor. Bunun karşısında demokrasi yanlısı güçler cılız kalıyor. Demokrasi yanlısı güçlerin gündem oluşturma zemini bu durumuyla çok zordur. Çünkü yetersiz bir yaklaşım ve söylemle böyle arkasında sürüklenerek gündem oluşturmaları mümkün değildir. Erdoğan bakıyor ki, giderek hırsızlıkları açığa çıkacak, gündem farklılaşacak ve giderek anketlerde oyu düşüyor; ondan sonra bir gündem oluşturup bir atakla her şeyi kendine göre ayarlıyor.

Rojava’ya bu kadar saldırması, en son Efrîn’e karşı bu biçimde bir saldırıyı tertiplemiş olması, tamamen kendine göre bir gündem oluşturma hesabıyla da yapılmış bir şeydir. İç iktidar kaygılarıyla geliştirilen bir saldırıdır. ‘Türkiye’nin bekaa sorunu vardır, ciddi güvenlik sorunu vardır’ deyip, tamamen uydurulmuş bir kurgu-senaryo ile gündemi farklılaştırdı. 

Ortada Türkiye’nin bir bekaa sorunu; Türkiye üzerinde Efrîn’den kaynaklı bir tehdit ve tehlike yoktur. Efrîn’de herhangi uluslararası bir gücün varlığı veya desteği de yoktur. Ama tamamen yalana dayalı oluşturulmuş söylemlerle bugün Türkiye toplumunun önemli bir kesimini buna inandırıyor. 

Tayyip Erdoğan sırf iktidarı için Türkiye’yi savaşa sürüklediği gibi Kürt halkına karşı düşmanlık siyasetiyle halklar arasına zehir saçmaya çalışıyor. 

Yani şimdi Efrîn’de ne yaşanıyor? Kürt halkına karşı büyük bir vahşet uygulaması var. Köyler bombalanıyor, nahiyeler bombalanıyor; çocuklar ölüyor, kadınlar ölüyor, yaşlı nene ve dedeler ölüyor. Şimdiye kadar 150 civarında sivil insan yaşamını yitirmiş. Yine yüzlerce yaralı sivil var. Yıkılmış yüzlerce hane, ev vardır. Arazi tümüyle yakılıp, yıkılıyor. Ortada bir vahşet var, gerçek bir terör vardır. Bu vahşetin tek nedeni Erdoğan’ın iktidar hesaplarıdır. İşte bunu CHP de kendisine ‘sosyal demokratım’ diyen CHP’nin dışındaki birçok güç de söyleyemiyor. Söyleme cesaretini gösterenler de Erdoğan’ın faşist yasalarıyla göz altına alınıyor, tutuklanıyor ya da işten atılıyor ve linç ediliyor. 

Şimdi aslında Türkiye’de Erdoğan öncülüğünde Türk İslam senteziyle geliştirilen bu faşizan yönelimi, kendi sistemini oluşturmuş olan bu faşist rejim yapısını aşmanın yolları var. Aşmak için önce gerçekçi olmak; Kürt fobisinden kurtulmak lazım. Kürt sorununa doğru bir bakış geliştirmeyen hiç kimse demokrat olamaz. Türkiye’yi istikrara, demokrasiye taşıyamaz. Bu bir gerçektir.


Kürdistan’da halkın yaygın bir biçimde geliştirdiği Efrîn direnişini destekleme ve Türk sömürgeci devlet saldırısına karşı durmanın ulusal birlik çalışmalarına etkisi olur mu?

Genel olarak Kürdistan’da bir ulusal demokratik bilinç ve heyecan yükseliş süreci yaşanmaktadır. Bunu bir ulusal demokratik birlik platformuna dönüştürmek, giderek ulusal birliği pekiştiren bir zemin haline getirmek gerekiyor. Umarım bundan böyle bu yönlü çabalar da giderek yoğunluk kazanır. Halkımızın da artık her parçadan ortak bir zeminde buluşacağı, bir platforma ve ortak bir stratejiye kavuşması gerekiyor. Efrîn direnişinin başını çektiği bu dayanışma ruhu, ulusal demokratik bilinçlenme, giderek bir zirveye kavuşmalı bu da ulusal birlik platformu olmalıdır. Bununla birlikte komşu halklarla demokratik ulus perspektifiyle bütünleşme ve ortaklaşma da aynı düzeyde mücadelenin başarısı için önem taşımaktadır.


Efrîn halkı ve savaşçıları büyük bir direniş sergiliyor, Tecrübelerinize de dayanarak bu direniş için neler söyleyebilirsiniz?

Kahramanca sergilenen bir halk duruşu; ruh birliği, büyük bir fedakarlık ve cesaret var. Efrîn halkımızın bu süre içerisinde düşmanın her türlü saldırı biçimiyle geliştirdiği uçak, top, kobra, obüs vs. bütün tekniğiyle korkutma ve kaçırtma taktiğine karşı göğüs germiş olması insanlık adına büyük bir yüceliktir. Özellikle o koşullarda bir ailenin bütün fertleriyle orada durması, tehlikeyi göğüslemesinin ne anlama geldiğini en iyi bilen kişilerdeniz. Bu açıdan da çok değer biçiyoruz ve anlamlı görüyoruz. Bundan sonra da bu tutumunu sürdürerek direnişin zafere taşınmasında rol oynaması için daha fazla dayanışma, daha fazla örgütlenme, daha fazla güvenlik tedbiri, kendi açısından toplumun sağlığı, toplumun yaşayabilmesi için gerekli tüm ihtiyaçlar, toplumun beslenmesi vs. ihtiyaçlarının karşılanması gibi konularda daha örgütlü, daha düzenli, daha sistemli bir yapıya ulaşırsa daha yetkin bir biçimde direnişini sürdürür ve başarıya taşır. Bu konuda öncü olan kesimlerin bütün bunları iyi organize etmeleri önemlidir. Yurtseverliğini ve değerli bir duruşa sahip olduğunu ispatlayan Efrîn halkının bu konuda gerekeni yapacağını düşünüyoruz.

Tabii biz, Efrîn direnişini uzaktan izliyoruz. Direnişin mahiyeti hakkında söyleyeceğimiz şeylerin bir kısmı değerlendirme boyutunda kalabilir ama bizim de bir tecrübemiz var ve izliyoruz. Gördüğümüz kadarıyla şimdiye dek yürütülen direniş belki kendi içinde bazı yetersizlikleri taşıyor olabilir fakat genel hatlarıyla çok olumlu ve başarılıdır. Her şeyden önce bu kadar bombardımana rağmen böylesine az bir kayıpla günlerce direnişi sürdürmüş olmaları kendi başına başarılı olduklarını gösteriyor. Hem halkı koruma, halkın kayıplarının en aza indirme hem de savaşçı gücünün az kayıpla görkemli bir direnişi sürdürmüş olması çok önemli bir sonuçtur.

19 gün boyunca bombardımana tabi tutulmuş bir savaşçı güçten bahsediyoruz. Demek ki belli bir taktik zenginlik, olgunluk vardır. Zaten öyle olmasaydı daha ilk günden bir şok olma durumunu yaşayabilirdi. Gördüğümüz kadarıyla böyle bir durum yok. Çok sakin, çok temkinli hareket edebilen, bazı yerlerde gerekirse manevra yapabilen ama tekrar yönelerek oradan düşmanı temizleyen operasyonları çok çok değerlidir. Genel olarak göstermiş oldukları performans olumludur ve başarılıdır. Bu başarı bundan sonraki zaferin de temelini yaratmıştır. Bazı yerlerde aşırı savunma, yani bırakmama belki gerekebilir ama savaş, bir yerde ticarete benzer. Yani bir yeri savunacaksan ve çok kaybın olacaksa orayı savunmayabilirsin de. Hele hele şimdi YPG’nin yürüttüğü tarz, alan savunma tarzıdır. Hareketli, yarı hareketli ve yer yer sabit bir tarzı yürütmektedir. Dolayısıyla gerekli olduğunda bazı yerlerden çekilme, düşmanı içe çekme ve düşmanı çevreleyerek vurma gibi taktikleri uygulamaları gereklidir. Bundan çekinmemeleri gerekiyor. Şu durumda eğer Türk ordusu Efrîn merkezinin yakınına kadar gelse bile, yine de başarısızlığa uğrayacaktır. Çünkü Efrîn savaşçıları, tarzı yakalamışlardır. Başarı tarzına kilitlenmiş bulunuyorlar. Göstermiş oldukları fedakarlık, fedai ruh, yaratıcı tarz bunu açıkça ortaya koyuyor. Bu nedenle biz direnişçilerin durumunun iyi olduğunu, kendi içinde yaşadıkları yetersizlikleri de görüp aşarsa –ki mutlaka yetersizlikler vardır- tarzını daha da düzelterek etkili kılarlarsa bundan sonra daha fazla sonuç alıcı olur. Özellikle direniş güçlerinin bu süre içerisinde yaşadığı tecrübe ile Türk ordusunun savaş tarzını tanımış oldular. Efrîn’deki savaşçı gücünün sergilediği performans her türlü takdire şayan bir performanstır. Oldukça yaratıcı, cesaretli, fedaice bir duruş düzeyini sergilediler. Bu, onların her türlü başarıyı hak ettiklerini gösteriyor ve başarıyı sağlayacakları da bu davranışlarıyla ve bu çok anlamlı akıl ve cesaret içeren direnişleriyle kesinleştirmiş bulunuyorlar. Bu açıdan onlara minnettarız. Onlara büyük saygılar, büyük başarılar diliyoruz. 


 HABER MERKEZİ


7847

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA