POLİTİKA da Haftanın Kitapları


Başlığı yanıltmasın, sadece politikayla ilgili kitaplar tanıtmayacağız bu köşede. Haftanın ilgi çeken, iyi ki çevrildi denilen, baskısı yapılmayan, bazen de yasaklanan kitapları; muhalif yayınevlerinden çıkan güzel ve iyi işleri paylaşacağız. Çok satanları değil okunmasını istediğimiz yayınların birilerine ulaşması dileğiyle... Umarız siz de seversiniz.

10 Şubat 2018 Cumartesi | Kültür-Sanat

Hazırlayan: ZABEL MİRKAN



Başlığı yanıltmasın, sadece politikayla ilgili kitaplar tanıtmayacağız bu köşede. Haftanın ilgi çeken, iyi ki çevrildi denilen, baskısı yapılmayan, bazen de yasaklanan kitapları; muhalif yayınevlerinden çıkan güzel ve iyi işleri paylaşacağız. Çok satanları değil okunmasını istediğimiz yayınların birilerine ulaşması dileğiyle... Umarız siz de seversiniz. 


Platonov’un mektupları



“Dinin kendini başka bir biçime sokup yeniden insanların içine sızdığını düşünüyorum, çünkü insanlar tutkuyla bir teselli arıyorlar kendilerine, bu maddi dünyada bulabildikleri bir şey değil.”


Mutlu Moskova, Çevengur gibi kitaplarıyla tanıdığımız Rus yazar Andrey Platonov’un “Birbirimiz İçin Yaşayacağız” isimli kitabı çıktı. Platonov’un 1920-1950 yılları arasında kaleme aldığı mektuplardan oluşan derleme, Metis Yayınları aracılığıyla okurla buluştu.
Rus edebiyatının en özgün yazarlarından birinin yaşamını tıpkı bir anahtar deliğinden bakar gibi gözlemleme, onun duygu ve düşüncelerine tanık olma imkânı veriyor bize. Neler yok ki bu mektuplarda: Eşine duyduğu tutkulu aşk ve çalışmak için başka şehirlere gitmek zorunda kaldığında içini kemiren kıskançlık. Bazı eserlerinin komünizm karşıtı gibi algılanması sonucunda edebiyat dünyasından dışlanması; bu yüzden hayatı boyunca sürekli maddi sıkıntılarla boğuşması. İşçi sınıfını kendi ‘vatanı’ saydığı halde onun düşmanı olarak yaftalanmanın yüreğinde açtığı derin yara. 

‘Sakıncalı’ bir yazar olmaktan kurtulup saygı görmek ve kendini çok sevdiği edebiyat uğraşına adayabilmek için verdiği mücadelede sürekli duvara toslaması. Çok sevdiği oğlu daha on beş yaşındayken tutuklanıp hapse atıldığında ve hapisten çıktıktan birkaç yıl sonra tüberkülozdan öldüğünde kapıldığı derin keder. Tüm bunlara rağmen yaşamaya, çabalamaya, sevmeye, ummaya devam etmesi.

Mektupların her biri yapbozun bir parçasını oluşturuyor: Bir eş, bir baba, yazar, arkadaş, yoldaş, yurttaş olarak, kısacası insan olarak Andrey Platonov’u daha iyi tanıyoruz onlar sayesinde.




Gorki tarafından keşfedildi


Andrey Platonoviç Platonov bir demiryolu işçisinin oğlu olarak 1899’da Voronej yakınlarında dünyaya geldi. İç savaş sırasında Kızıl Ordu’da savaştı, daha sonra elektrik mühendisi ve arazi ıslahı uzmanı oldu. 1918 yılından itibaren çeşitli gazete ve dergilerde makale, şiir ve denemeleri, 1926 yılından itibaren de kısa öyküleri yayımlanmaya başladı. Yeteneği Maksim Gorki tarafından keşfedilince ilk etapta parlak bir başlangıç yaptı, fakat daha sonra kimi eserleri Stalin dahil pek çok kişinin sert eleştirilerine hedef oldu.

Zorunlu çalışma kampından dönen oğlundan kaptığı tüberkülozun ilerlemesi sonucu 1951 yılında öldü. Platonov’un öyküleri 1950’lerin sonlarında Rusya’da yeniden yayımlanmaya başladıysa da başlıca eserleri 1980’lerin sonuna dek yasaklı kaldı. KGB’nin “edebiyat arşivi”nin kısmen halka açılmasıyla gün ışığına çıkan Mutlu Moskova Rusçada ilk kez 1991 yılında yayımlandı.




Marx, Odun Hırsızları ve Yoksulların Hukuku



Daniel Bensaid tarafından kaleme alınan Mülksüzler: Marx, Odun Hırsızları ve Yoksulların Hukuku kitabı yayımlandı. Kitap, Dipnot Yayıncılık aracılığıyla okurla buluşturuldu.
Karl Marx, kısa süren gazetecilik hayatında –Rheinische Zeitung’da– odun hırsızlığı hakkındaki tartışmalara dair bir dizi makale yazmış, bu vesileyle mülkiyet hakkı, basın özgürlüğü, suç ve ceza konularına değinme imkânı bulmuştur. Kaleme alınmalarının üzerinden bir buçuk asır geçmesine rağmen Marx’ın irdelediği meseleler güncelliğini korumaya devam etmektedir.

Marx’ın yazıları üzerine verdiği dersten yola çıkarak bu kitabı kotaran Daniel Bensaïd, genç Marx’ın bu polemiksel yazılarını bağlamına oturturken, aynı zamanda, dün nasılsa bugün de dünyanın (toprağın, suyun, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının) özelleştirilmesine karşı çıkan mülksüzlerin günümüzde yaşadıkları zorluklar çerçevesinde bu tartışmanın felsefi kaynaklarını da gözler önüne sermektedir. 




Daniel Bensaid kimdir?


1946 yılında Fransa’nın Toulouse şehrinde dünyaya gelen Bensaid, 1966 yılında Genç Komünist Birlik üyesi oldu. 4. Enternasyonal’in Fransız seksiyonu Devrimci Komünist Birlik (LCR) ve Devrimci Komünist Gençlik (JCR) örgütünün başlıca kurucularından olup Paris ‘68 devrimci kalkışmasının öncülerindendir. 2008 ve 2009 yıllarında da aynı gayreti Fransız Yeni Antikapitalist Parti’nin kurulmasında gösterdi. Paris VIII Üniversitesi’nde öğretim üyeliği de yapan Bensaid, çağımızın en güçlü Marksist filozoflarından biriydi. Köstebek ve Lokomotif (Yazın), Alain Krivine ile birlikte yazdığı 1968: Son ve Devam(Yazın) adlı eserleri Türkçeye de çevrilmişti.




Devrim İçinde Devrim mi?



”Devrimci için her başarısızlık bir sıçrama tahtasıdır ve teoriye kaynaklık etmesi bakımından zaferden daha zengin bir deneyim ve bilgi birikimiyle yüklüdür.”


Amara Yayıncılık; Régis Debray’ın Latin Amerika’daki gerilla faaliyetlerini incelediği “Devrim İçinde Devrim mi?” isimli eseri ile onun çalışmaları üzerine yazılardan oluşan “Régıs Debray ve Latin Amerika Devrimi” derlemesini tek kitapta topladı. Kitap, Ocak ayı sonunda okurla buluştu.
Leo Huberman ve Paul M. Sweezy’nin kitap için kaleme aldığı önsözden: “Yalnız devrimci düşünce üzerine yazılmış bir eserle değil, devrimci düşünce dahilinde devrim yapmayı amaç edinen bir eserle de karşı karşıyayız. Debray ve Kübalı liderler, Latin Amerika ölçeğinde yaşanan devrimlerin yirminci yüzyılın ilk yarısındaki iki büyük devrimci ayaklanmanın izlediği modellerden birini ya da diğerini izlemeyeceğine, daha doğrusu izleyemeyeceğine inanmaktadırlar.

Latin Amerika devrimi, ilk aşamaları Küba tecrübesinde açığa çıkmış olan üçüncü bir yol tutmuştur. Bu durumda Küba devrimini incelemek, ondan dersler çıkarmak ve hareketlerini ona göre düzenlemek, Latin Amerikalı devrimciler için bir zorunluluk haline gelmiştir.”


Régis Debray kimdir?


Fransız entelektüel, muhabir, devlet görevlisi ve profesör. 1961’de Küba’ya giderek köy eğitim seferberliğinde öğretmen olarak çalıştı ve Fidel Castro ile tanıştı. 1962’de Venezuela’daki gerillalarla ilgili bir filmin yönetmenliğini yaptı. 1967’de Bolivya’da gerillaya katıldığı gerekçesiyle tutuklandı ve otuz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 


Kitap yazdığı için tutuklandı

Debray’ın Bolivya’da tutuklanması üzerine Jean-Paul Sartre ise şunları söyledi: “Régis Debray, Bolivya makamlarınca gerilla faaliyetlerine katıldığı için değil, gerilla faaliyetlerindeki tüm frenleri serbest bırakan bir kitap (Revolution Dans la Revolution? – Devrim İçinde Devrim mi?) yazdığı için tutuklanmıştır.”




Neoliberalizmin Sinsi Devrimi



California Üniversitesi’nde (Berkeley) Siyaset Bilimi profesörü Wendy Brown’un Türkçeye çevrilen son kitabı “Halkın Çözülüşü - Neoliberalizmin Sinsi Devrimi” raflardaki yerini aldı. Kitap, Metis Yayıncılık aracılığıyla okurla buluşturuldu.


Tanıtım:

Bugün hayatın her veçhesine nüfuz etmiş olan neoliberal rasyonalite, her şeyi ve herkesi homo oeconomicus suretinde yeni baştan yaratıyor. Demokrasinin ilke ve kaideleri, bu akıl ve yönetişim düzeni tarafından, ekonomik terim ve ölçülerle çerçevelendiğinde neler oluyor peki? Bireysel ve kolektif özyönetime ve buna dayanak oluşturan kurumlara gösterilen bağlılık, sermaye değerini, rekabet konumunu ve kredi notunu artırmaya yöneltilen övgülerin altında ezilip yerinden edildiğinde? Halk yönetiminin beraberinde getirdiği ifade, müzakere, katılım, kamu yararı ve iktidar paylaşımı pratikleri ve ilkeleri, ekonomikleşmeye maruz kaldığında neler oluyor?

Çözülüp dağıtılan demos, insan sermayesi parçalarına dönüşüyor; adalet ancak büyüme oranları, kredi notları, yatırım iklimlerinin dayatmalarıyla ilişkili olarak gündeme geliyor; özgürlük insan sermayesinin değerini artırma buyruğuna tabi kılınıyor; eşitlik piyasa rekabeti içinde dağılıp gidiyor; halk egemenliği bütün bunlarla giderek daha bağdaşmaz oluyor. Liberal demokrasinin kurum, pratik ve âdetleri bu dönüşümden sağ çıkamayabilir. Radikal demokrasi düşleri de keza.

Halkın Çözülüşü’nde, neoliberalizmin demokrasinin temellerini nasıl sarstığını anlatıyor Wendy Brown. Neoliberal aklın, sağlama alıp canlandırmayı vadettiği siyasal biçime ve siyasal tahayyüle neden ve nasıl zarar verdiğini özgün ve dikkat çekici bir argümanla açıklıyor. Neoliberalleştirilen hukuku, siyasal pratikleri, yönetimi ve eğitimi titiz bir analize tabi tutarak, yeni sağduyunun haritasını çıkarıyor: Eğer bir geleceği olacaksa, demokrasinin bugün yeniden düşünmeye ve yeniden mücadeleye konu olması gerekiyor.


Wendy Brown kimdir?

California Üniversitesi’nde (Berkeley) Siyaset Bilimi profesörü. Marx, Nietzsche, Weber, Freud, Frankfurt Okulu teorisyenleri, Foucault ve çağdaş kıta felsefecilerinin içgörülerini kaynaştırarak, iktidar, siyasal kimlik, yurttaşlık, çağdaş liberal demokrasilerde siyasal öznellik gibi oluşumları eleştirel biçimde ele alan eserleriyle tanınıyor. Araştırmaları son yıllarda daha ziyade neoliberalizm ve neoliberalizmden doğan siyasal oluşumlar konusunda yoğunlaşıyor. 


584

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA