Fasarya Cezmi İnce Memed’i nasıl öldürdü

Düzmece araştırmacı Cezmi Yurtsever’in “büyük” tarihçiliğine “Geçmişten Günümüze Kürt Kadını” çalışmamı yürütürken tanık oldum. Kürt Fatma’yı gerçek kimliğinden kopararak Türk/İslam dünyasına aktaran zat, 1915 Ermeni Soykırımı’nı, ters-yüz ederek Türklere uygulanmış bir soykırım gibi sunar.

12 Ocak 2018 Cuma | Dizi

MEHMET BAYRAK


Zorunlu olmadıkça yazın dünyasında kişileri doğrudan hedef alma alışkanlığım olmamıştır. Bu anlamda 20 küsur yıl önce Avusturyalı -sözde- tarihçi Prof.Dr. Erich Feigl üstüne kaleme aldığım “Profesör Fasarya” konulu yazım, bunun ilk örneklerinden sayılır. 

Söz konusu yazımda, özellikle 1980 darbesinden sonra oluşturulan MİT güdümlü Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü bünyesinde yer alan kimi Türk tarihçilerinden sonra, bunların ülke dışındaki bir uzantısı olarak E. Feigl’a dikkat çekmiştim:

“Son günlerde edindiğim bir kitap, bu tür fasarya profesörlerin Avrupa ülkelerinde de uzantıları ve temsilcileri olduğunu ortaya koyuyor. Sözünü ettiğim kitap, Erich Feigl adında Avusturyalı bir profesörün kitabı. Bu kişi belgesel televizyon proğramları da yapıyormuş. Kitabının adı şöyle: Die Kurden/ Geschichte und Schicksal eines Volkes (Kürtler/ Bir Halkın Tarihi ve Kaderi), München, 1995”. (Bkz. Hêvi gaz. aktarılarak, Kürt Sorunu ve Demokratik Çözüm, Özge yay. Ank. 1999, s. 150- 152).

Benim, ikisi de dava konusu olan 1993 tarihli Kürtler ve Ulusal- Demokratik Mücadeleleri ve 1994 tarihli Kürdoloji Belgeleri adlı inceleme - araştırma kitaplarımdan da muhtelif alıntılar yapmış, belgeler aktarmış, görsel ürün almıştı kaynak belirtmeden... Aynı dönemde Alman araştırmacı Johannes Düchting de, adı geçeni ağır biçimde eleştiren bir yazı yayımlamıştı.

Bu kişinin eşinin Türk olduğu ve kendisinin Türk misyonlarıyla yakın ilişki içinde bulunduğu söyleniyordu. 10 yıl önce, bu ilişkinin Türkiye ayağına bizzat tanık olmuştum. 2008 yılında yayımlanan “Osmanlı’da Kürt Kadını” konulu Türkçe- Kürtçe anlatımlı albüm çalışmamın ciltleme işleminin yapıldığı Ankara’daki ünlü bir matbaada; E. Feigl’ın “Ermeniler”e ilişkin bir kitabı dikkatimi çekmişti. Kitap, devlet tarafından Ankara’da bastırıldığı ve ciltletildiği halde; Viyana’daki bir yayınevi adı ve adresi veriliyordu. Bu gerçeklik ise adı geçenin nemenem bir “bilim adamı” olduğunu ortaya koyuyordu...


Çukurova’nın ünlü araştırmacısı Cezmi Yurtsever!..

İlgi alanıma giren konularda zaman zaman karşıma çıkan tiplerden biri de, birçok Türk periyodunun yanı sıra zaman zaman Kürt basınınca da farkına varılmadan reklamı yapılan “düzmece araştırmacı” Cezmi Yurtsever’dir. Şimdiyse, 1980’li yıllardan beri birçok saptırmasına tanıklık ettiğim bu şahsın serüvenine bakalım.



Ermeniler üzerinden yalan seferleri

Önce, Anadolu Ajansı (AA) mahreçli ve “Soykırım Belgesi” konulu haberi birlikte izleyelim:

“Tarihçi Cezmi Yurtsever, 1920 yılında Saimbeyli (Haçın) Kaymakamlığı görevinde bulunan Ermeni asıllı Karabit Çallıyan’ın hatıra defterinde, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 217 Müslüman Türk’ün katledildiğini anlattığı bildirildi. 1920 yılı nisan- ekim döneminde, Saimbeyli Kaymakamlığı görevini yürüten Ermeni asıllı Karabit Çallıyan’ın 1954 yılında toprak altından çıkarılan not defteri, tarihçi Cezmi Yurtsever tarafından çözüldü. Hatıra defterinde anlatılanların bir çeşit (Soykırım Belgesi) özelliğini taşıdığı görüşünü savunan Yurtsever, örnek olarak da 155, 162 ve 244. sayfalardaki günlük raporları gösterdi”. (Bkz. Zebercet Coşkun: Haçın (roman), İst. 1981)

Öncelikle; 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren beş yıl süreyle bizim de seçici kurulunda bulunduğumuz Madaralı Roman Ödülü yarışmasına katılan Zebercet Coşkun’un Adana/Haçın kıyımını işleyen üstteki romanının girişinde yer alan bu “tarihi” tesbiti kısaca irdeleyelim.

1999 yılında Zeytun Ermenileri üstüne bir kitabı da İngilizce olarak yayımlanmış bulunan bu zatın, 1915 Ermeni Soykırımı’nı, ters-yüz ederek Türklere uygulanmış soykırım gibi sunması bir yana, belgelerin gün yüzüne çıkarılması konusunda da tam bir saptırmaya gidiyor.

Belgeleri ilk kez bulup ortaya çıkaran, bir arkadaşımın babası olup 1952-1956 yılları arasında Saimbeyli (Haçin) ilçesinde hâkim olarak görev yapan Manisa-Kulalı Hasan Özkaya’dır. Kendisi Galatasaray Lisesi mezunu olduğu için Fransızcaya hâkimdir. Bir kazıda bir küp içerisinde bulunan Fransızca belgeleri Türkçe’ye çevirerek, Adana Müzesi’ne muhafazası için teslim ediyor. İşte, ünlü (!) tarihçinin bulup, çözdüğü belgeler bu belgelerdir...


Alevi- Kürt Fataraş üzerinden devşirilen kahramanlık

Cezmi Yurtsever’in “büyük” tarihçiliğine bir defa da, “Geçmişten Günümüze Kürt Kadını” çalışmamı yürütürken tanık oldum... Kaynak araştırmaları sırasında, bu şahsın da bizim ünlü Fataraş; Batılıların “Kürt Amazonu / Kürt Prensesi / Kürdistan Kahramanı” Kara Fatma üzerine bir şeyler yazdığını tesbit ettim. Adana’da çıkan mahalli Güneysu dergisinde yayımlanan yazılarla ilgili sayıları Yayınevi’nden ödemeli olarak istediğim halde gönderilmemişti. Bunun üzerine, Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurulu uzmanı bir arkadaşı devreye sokarak dergileri sağlamıştım.

2002 yılında yayımlanan üstteki çalışmamızda; 1854 yılında 300 dolayında süvari ve piyadenin başında Osmanlı/İngiliz/ Fransız- Rus Savaşına katılan Kara Fatma’nın macerası anlatılırken, konuya ilişkin çalışmalar da irdeleniyordu. O güne kadar birey bazında Osmanlı kadınını Batı literatürüne gravür olarak en çok sokan Fataraş’ın bir gravürünü, okuyucuya fotoğraf olarak sunan bu tarihçinin görüşlerini şöyle irdelemiştim:

“Kürt aşiretlerini, (Türkmenler’le aynı soy özelliklerine sahip) olarak sunan araştırmacı Cezmi Yurtsever, muhtelif dergilerde yayımlanan yazılardan sonra kaleme sarılıp, birkaç yazı yayımlıyor. Yazar, bu yazılarda; müşavir-paşa Slade’den yararlanırken, kaynak vermeksizin istediği yerleri alıntılamakta; İngiliz gazetesinden doğrudan yararlanmış izlenimi bırakırken, buradan da işine yarayan kesitleri almakta ve yararlandığı halde Fevziye Abdullah Tansel’in adını vermemektedir. Yazar, konuya ilişkin bir yazısında da, Osmanlı Arşivi’nden aldığı Kara Fatma’ya atfedilen 29 Eylül 1854 tarihli bir dilekçeye de yer veriyor. Oysa, söz konusu dilekçede bu kişinin adı Asiye Hanım olarak geçiyor. Osmanlı Arşivi/İrade Dahiliye 18638 no’da kayıtlı iki belgede de; Osmanlı-Rus Savaşı’nda Babadağ cephesinde savaşa katılan (Adana sancağı Üzeyir kazası Cerid aşiretinden Asiye Hanım veya Hatun)’dan söz edilmektedir. Burada, iddia edildiği gibi (Kara Fatma) adı bulunmamaktadır. Yani Cezmi Yurtsever’in konuya ilişkin yazılarında, öncekiler gibi açık bir saptırma söz konusudur.

Öyle görünüyor ki, Kürt Kara Fatma, İstanbul’da Padişah’la görüştükten sonra Sivastopol cephesinde savaşa katılmış, Cerid aşiretinden Asiye Hanım ise Babadağ’da, belki de Kara Fatma’nın yanında savaşa katılmıştır. Çünkü Batılı kaynaklardan öğrendiğimize göre, Kara Fatma’nın maiyetinde Maraş’ın yanı sıra Adana yöresinden gelen çok sayıda kadın gönüllüler de bulunmaktadır.” (Bkz. Age, Ank. 2002, s.83)

Gerek Batı gerekse Doğu literatüründe geniş biçimde yazı ve görsel ürünlerle yer alan Fataraş; bu tarihçinin yazı başlıklarında şöyle sunulur: Efsanevi milli kahramanımız Kara Fatma Hatun, Cerit aşiretine mensup / Kara Fatma Padişah’tan kahramanlık madalyası alarak Adana’ya döndü / Kara Fatma, Namık Kemal’in de ilham kaynağı oldu / Kara Fatma dünya basınında...

Aynı derginin yazarlarından Kadir Acarsoy da, bugün hâlâ Engizek Dağında ve arazisinin bir kısmı Suriyeli mültecilere açılan Terolar’da yaşayan akrabaları bulunan Kara Fatma’yı, “Cebel-i Bereket’in kahraman kadınlarından biri” olarak yansıtır. (Agy, Sayı: 26/ 1990).

19. yüzyılın efsanevi kahramanı Fataraş’ı gerçek kimliğinden kopararak Türk/İslam dünyasına aktarma çabasına düşenlerden biri de İslamcıların anlı-şanlı yazarı Aynur Mısıroğlu’dur. O, da 19. yüzyılın ortalarında bir efsanevi kişilik haline gelen Fataraş’ı geçmişinden kopararak, Kuva-yı Milliye’nin Kadın kahramanlarından biri olarak sunar. Esasen, bizzat Mustafa Kemal, adı ne olursa olsun bir biçimde “Kuva-yı Milliye” içinde yer alan kadınları “Kara Fatma” olarak nitelendirir ve bu isim giderek “Mehmetçik” gibi bir simge-isim hâline gelir. (Aynur Mısıroğlu gibi kimi yazarların çalışmalarına yönelttiğimiz eleştirilere, “Geçmişten Günümüze Kürt Kadını” kitabımızın 80-83. sayfalarında yer verdiğimiz için, burada ayrıntıya girmiyoruz. Özge yay. Ank. 2002).


Yaşar Kemal üzerinden Kürtlere saldırı...

1960’lı yıllardan itibaren romanlarından tanıdığım Yaşar Kemal’i ilkin 1973 yılında İstanbul’daki evinde doğrudan tanıdım. 1980’de faşistlerce katledilen yazar Ümit Kaftancıoğulu ile birlikte ziyaretine gitmiştik. Şair Enver Gökçe’yi de aynı ortamda tanımıştım ilk kez.

Gazeteci Zeynep Oral’ın “Türklerin en Kürdü, Kürtlerin en Türkü” olarak tanımladığı Yaşar Kemal, benim gözümde Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük romancısı, dünyanın da en büyük romancılarından biri. Bu nedenle, Prof. Dr. Talat Halman’ın, “Yaşar Kemal, Nobel’in üstündedir” sözü tam da bu gerçeğin ifadesidir...

1995’te Frankfurt Kitap Fuarı’nda yaptığı bir konuşma ve Kürt sorunu konusunda gazetelere verdiği demecin Türk-İslam sentezci çevreleri nasıl rahatsız ettiğine bizzat tanık olmuş ve kendisine yapılan sataşmalara bir dizi köşe yazısıyla cevap vermiştim. (Bkz. Kürt Sorunu ve Demokratik Çözüm, s. 214- 230). Bir başka yazımda da; onu Yılmaz Güney ve ünlü beyin cerrahı Prof. Dr. Gazi Yaşargil’le birlikte “Türkiye’yi ödüllendiren Kürtler” olarak nitelendirmiştim. (Age, 438- 440)

Yaşar Kemal, aynı zamanda Eyuboğlu ailesinden birçok aydınla birlikte Türkiye’de “Hümanist- Sosyalist” akımın öncülerinden biridir. Kürt sorununun demokratik çözümünde köprü görevi görecek bir barış elçisiydi... Bundan dolayıdır ki, barış çabalarının öne çıktığı 2009 yılında, Kürt tarafı “İnce Memed Gül’e gitsin” diyordu. (Bkz. Taraf gaz. 7 Temmuz 2009). 

Tabii bu arada, Yaşar Kemal’in görüşlerine tahammül edemeyip, onu, “iki tane kıçı kırık roman yazmakla” suçlayan DYP’li Türk-İslamcı İzmir Belediye Başkanı Burhan Özfatura gibi şahsiyetler de ortalıkta boy gösteriyordu.(Hür.10.10.997).

Bu arada, yine Cezmi Yurtsever gibi şahsiyetler de devreye girerek, bir yandan Yaşar Kemal bir yandan onun ölümsüz eseri İnce Memed üzerinden kendi reklamlarını yapmaya ve onu itibarsızlaştırmaya çalışıyorlardı. Bazı Türk periyodları yanında Özgür Politika gibi Kürt gazetelerine de yansıyan bu haberlerde şu başlıklar dikkat çekiyordu: “İnce Memed’in mezarı Garipler Mezarlığı’nda” (Öz-Po, 28.4.1999), “Araştırmacı Cezmi Yurtsever’den ilginç iddia: İnce Memed’in arkadaşı Yaşar Kemal’i bıçakladı. (İnce Memed Gerçeği) adlı kitabın yazarı araştırmacı Cezmi Yurtsever, ünlü yazar Yaşar Kemal ve roman kahramanı İnce Memed hakkında ilginç bir iddiada bulundu: Yaşar Kemal’i bıçaklayan, İnce Memed’in arkadaşıydı.” (Öz-Po, 3 Ekim 2002). “İnce Memed tartışmalarına tepki gösteren Yaşar Kemal: Beni böyle düzmece şeylerle uğraştırmak ayıp. İnce Memed adı benim bu romanı yazmamla ortaya çıktı. Araştırmacı geçinen Cezmi Yurtsever, İnce Memed’i öldürtüyor. (...) Bu araştırmacı çok yetenekli, benim öldüremediğim İnce Memed’i öldürmüş, bir de mezar yapmış ona. Onun yüzünden beşinci cildi yazmaya kalkacağım. Onun gül hatırı için belki 5. Ciltte öldürürüm İnce Memed’i...”(Öz-Po, 7.10.2002).

Bugüne kadar 3 baskı yapmış olan “Eşkıyalık ve Eşkıya Türküleri” konulu inceleme- antoloji çalışmamın ilk basımı 1985 yılında yayımlanmıştı. Burada, aslen Afyon-Dinarlı olan eşkıya İnce Mehmed’e ve hakkında yakılan türkülere de yer vermiştim. Toplam 6 ağıtlama-türkü versiyonuna yer verdiğim bu İnce Mehmed türkülerinden birini de daha 1954 yılında Yaşar Kemal yayımlamıştı: Halk Türkülerinin Doğuş Hikayeleri: İnce Mehmed, TFA Dergisi, Sayı:56/1954.

Zaten bu kitap yayımlanmadan çok önce 1973’te Yaşar Kemal’le ilk tanıştığımızda bu konuda enine boyuna sohbet etmiştik. Bundan bir yıl önce, kendisinin yönettiği Ararat Yayınları arasında, Timur Karabulut’un Binboğalar yöresinin ünlü eşkıyası Alo’nun yaşamını anlatan “Çepel Dünya” adlı romanı yayımlanmış; aynı yıl içinde de ünlü Marksist İngiliz iktisat tarihçisi Prof. Dr. E. J. Hobsbawm’ın “Sosyal İsyancılar” adlı meşhur eseri yayımlanmıştı. Hobsbawm, söz konusu eserinde;

“Sosyal eşkıyalar, halkları için Napolyan ya da Bismark’tan daha önemliydiler ve haklarında özlem ve gurur dolu türküler yakıldı” belirlemesinde bulunur. Zaten, Yaşar Kemal de, konusu Çukurova yöresinde, İçtoroslar’da ve Binboğa dağlarında geçen romanında; İnce Memed’in kişiliğinde, savaşçı halk eşkıyalığını başka bir deyişle erdemli eşkıyalık geleneğini işliyordu. Bu anlamda, yarattığı ölümsüz kahramanın Dinarlı İnce Mehmet’le veya Safiye Mehmet’le doğrudan bir ilişkisi yoktu ve kendisinin anlatımıyla proto-tipi, Binboğalar yöresinin ünlü erdemli eşkıyası Alo’ydu. Onu da yeniden yaratmıştı...


501

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA