Çaylar Gabriel’den

Alman Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, ‘arkadaşım’ dediği Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu memleketi Goslar’da çay ve pasta ile ağırladı. Basında yer aldığı gibi ‘yeni bir başlangıç’tan söz edilemez. Yüzeysel çatlaklıklara yama yapılmasının dışında Türk ve Alman egemen sınıflarının 150 yıllık silah arkadaşlığı devam ediyor.

10 Ocak 2018 Çarşamba | Dünya

Nick BRAUNS* 

Alman Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, ‘arkadaşım’ dediği Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu memleketi Goslar’da çay ve pasta ile ağırladı. Basında yer aldığı gibi ‘yeni bir başlangıç’tan söz edilemez. Yüzeysel çatlaklıklara yama yapılmasının dışında Türk ve Alman egemen sınıflarının 150 yıllık silah arkadaşlığı devam ediyor. 

Çavuşoğlu’nun söz ettiği, Türk-Alman ilişkisinde yaşanan ‘farklar’, ‘sorunlar’, ‘gerilimler’ ve ‘gerginlikler’in altında aslında çok öyle ekonomi ve siyasi nedenler yok. Daha çok, Temmuz 2016’da başarısız darbe girişimin ardından nemalanma çabaları vardı. Erdoğan, başkanlık diktatörlüğünü için yapılan referandumu devreye koyarak, iç siyasette tırmanışa geçti.  Kendi taraftarlarını da harekete geçirmek için yerli ve yabancı ‘düşmanları’ halka empoze etti ve halkı kutuplaştırmaya çalıştı.


Merkel farkındaydı

Erdoğan’ın nazi suçlamaları karşısında omuz silken Başbakan Merkel ile hükümeti de bunun farkındaydı. Alman gazetecilerin ve insan hakları savunucularının Türkiye’de rehin almaları karşısında sadece seyahat uyarısı az bir şekilde sertleştirildi ve bazı silahların da ihracına kısıtlama getirildi. Alman hükümet partilerinin Ankara’ya yönelik diğer tehditlerinin ise sadece seçim çalışmalarının kuru gürültüsü olduğu ortaya çıktı. Bununla birlikte Alman hükümeti, Ankara’nın gönlünü almak için Suriye’de Kürt savunma birlikleri YPG/YPJ ile PYD’nin sembollerini yasaklayarak PKK yasağını genişletti. Kürtlerin eylem hakkı da kısıtlandı. 

Ve böylece mesaj alınmıştı. Çünkü süreklileşen cari açığın dengelenmesi, aşırı derecede yabancı sermayenin girişine bağlı. Lira’nın çöküşü, yüzde 12 enflasyon oranı ve tüketici fiyatlarının yükselmesi, Erdoğan’ın tabanını gelecek yılki seçimlerde daha çok sarsabilir. Berlin ile ilişkileri düzeltme çabasını, Türkiye’nin durgun ekonomik durumu karşısında Ankara’nın tek seçeneği olarak okumak mümkündür.


Erdoğan’ın diktatörlük nöbetleri engel değil

Erdoğan, Alman hükümetinin Ankara’da cumhurbaşkanlığı koltuğunda görmek istediği kişi kesinlikle değil. Ancak AKP rejimi alternatifsiz görünüyor. Berlin’i daha çok öfkelendiren, Erdoğan’ın öngörülmez davranışları; Rusya’ya şimdilik çark edişi ve özellikle içi savaşa götüren polarize/kutuplaşma politikasıdır. Böylece enerji transferi olarak görülen ve ve Batı’nın Ortadoğu’daki askeri köprüsü olarak kullandığı Türkiye’de bulunan 6 bin üzerinde Alman firmaların yanı sıra yatırım ve üretim yer tehlikeye giriyor. Alman sermayesinin Türkiye’deki ekonomik, politik ve jeopolitik çıkarlarının önünde engel olan Erdoğan diktatörlük nöbetleri değil, tam tersi; AKP’nin başarısızlığıdır. Hegemonyasını halkın diğer yarısına aktaramama başarısızlığı, engel olarak görülüyor. Alman hükümetini endişelendiren, Kürtlere karşı açılan savaştan çok AKP rejiminin Türkiye sınırlarının ötesinde yükselen Kürt mücadelesinin tırmanışına engel olamama ve bu konudaki yetersizliğidir. 


Demokrasi güçlerini nasıl bir bedel ödeyecek?

1902’de tanınan Alman sömürge stratejisti Paul Rohrbach, şunu yazmıştı: “Sadece politikası ve askeri güçlü olan bir Türkiye, Fırat ve Dicle’nin üzerindeki ülkelerin milli servetinin büyümesi için büyük umutlara yol açar ve ekonomik dengeyi sağlar. Güçsüz bir Türkiye için bir Pfennig (kuruş) bile verilmez; güçlü bir Türkiye’ye ise istenilen her şey. 

Alman İmparatorluğu ve mali sermayesinin güç fantazileri için Birinci Dünya Savaşı’nda Alman yüksek komutanlığı emri altında savaşan çok sayıda Türk askeri öldü. Alman İmparatorluğu da bunun karşılığında Türk rejiminin savaşı halini ve ülkedeki Ermenileri yok etmesini görmezlikten geldi. Zamanın Alman şansölyesi Theobald von Bethmann Hollweg, “Tek amacımız Ermenilerin yok olup olmadığını gözetmeksizin savaşın sonuna kadar Türkiye’yi kendi tarafımızda tutmaktır” diyerek çizgisini açıkladı. Yaklaşık 100 yıl önce Alman emperyalizmi tarafından açıklanan bu stratejik yönelim hala değişmedi. Alman hükümetinin Türkiye’den beklediği demokratikleşme değil. Daha çok istikrar ve sermaye yatırımı güvenliğinin bir önemi var. Gabriel bunu mevkidaşı Çavuşoğlu’na anlatmaya çalıştı. İki ülkenin egemen sınıflarının silah alışverişinde yeniden eski duruma dönmenin Türkiye’deki demokratik güçleri ve Almanya’daki sürgün muhaliflerine nasıl fatura çıkaracağı önümüzdeki haftalarda belli olur. 


İki Deniz

En azından iddianamesi bile hazırlanmadan yaklaşık bir yıldır cezaevinde olan Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücel serbest bırakılabilir. Bu şartı Gabriel, kısıtlanan silah ihracatının yeniden başlatılması için ortaya koydu. Bir Deniz iyimserlik nedeni olurken, bir diğer Deniz’in hayatı tehlikede. Amedspor takım kaptanı Deniz Naki’nin arabasına Aachen otobanı üzerinde ateş açıldı. Türkiye ve Kürdistan’da savaşa karşı olduğu ve bundan dolayı ‘terörist’ olarak suçlandığı için bu saldırının olduğu tahmin ediliyor. 

Erdoğan’ın Almanya’daki ajan, casus, trolleri ve Osmanlı dövüşçülerinden oluşan bin kişilik ordusu için Goslar’daki çay sefasında şu sinyal verildi: Devam et! Siemens, Deutsche Bank, Rheinmetall, Türkiye’de iş yapabildiği ve faydalandığı sürece, korkmayın. 


* Tarihçi gazeteci

Çeviri: Dilan Biçer


498

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA