Ölümcül grip salgını kapımızda mı?

Bilim-Teknik GÜNDEMİ: Bilim insanları dünyanın yakın gelecekte insandan insana geçen ölümcül bir grip salgını ile karşı karşıya kalacağını düşünüyor. Birçok kurum bugünlerde bu salgına karşı neler yapılabileceği konusunda çalışma yürütüyor.

06 Ocak 2018 Cumartesi | Toplum-Yaşam

HAZIRLAYAN: Doğan Barış ABBASOĞLU


Bilim insanları dünyanın yakın gelecekte insandan insana geçen ölümcül bir grip salgını ile karşı karşıya kalacağını düşünüyor. Birçok kurum bugünlerde bu salgına karşı neler yapılabileceği konusunda çalışma yürütüyor. 

Dünyada yaşadığımız en ölümcül salgın 1918 yılındaki İspanyol grip salgınıydı. Bu salgın sonucunda dünya nüfusunun yüzde 5’e yakını (50 milyondan fazla kişi) hayatını kaybetti. Her sene yaşadığımız grip salgınından sorumlu virüs her sene küçük mutasyonlarla yeniden karşımıza çıkıyor. 

Bilim insanları grip virüsünde görülecek ciddi bir mutasyonun, geçmişte olduğu gibi, yeniden son derece ölümcül salgınlara yol açabileceğini düşünüyor. 

2009 yılında ortaya çıkan domuz gribinin yaklaşık 300 binden fazla kişinin ölümünden sorumlu olduğu düşünülüyor. Bu gribin ilginç özelliği kurbanlarının arasında 52 yaşını geçmiş insanların bulunmamasıydı. 

Bunun nedeni 1957 yılında yaşanan salgında görülen grip virüsünün 2009’daki virüsle akraba olmasıydı. Bu nedenle o dönemde 52 yaşının üstündeki insanların tümü virüse bağışıklıydı. 

1918 yılındaki salgından da 71 yaşının üstündeki kişiler etkilenmedi. Çünkü 1847 yılında benzer bir virüs de salgına yol açmıştı. Ama 1847’den farklı olarak İspanyol gribi bir kuş gribiydi. Enzimler salgılayarak kuşların bünyelerinde yaşayan bu virüs insanlara geçtiğinde ölümcül bir yapıya bürünüyordu. Ve virüs insandan insana nasıl geçeceğini de öğrenmişti. 



Geçtiğimiz yüzyılda grip salgınları konusunda elde ettiğimiz tecrübeler bir sonraki grip salgınında karşı karşıya geleceğimiz virüs ile daha önce hiç karşılaşmamış olma ihtimalimizin çok yüksek olduğunu gösteriyor. Bilim insanları 1997 yılında H5N1 virüsünün insanlara geçmesinin ardından alarm zilini çalmıştı. Ancak bu virüs henüz insandan insana geçebilecek mutasyonu göstermedi. 

2013 yılında Çin’de insandan insana geçmeyi başaran H7N9 virüsünün yol açtığı bir salgın hemen kontrol altına alındı. Ancak laboratuvar deneyleri bu virüsün hızla mutasyon geçirdiğini, memelilerde ölümcül olduğunu ve Tamiflu gibi ilaçlara da bağışıklık geliştirdiğini gösteriyor. 

Peki bir salgın başlarsa ne yapacağız? 2006 yılından bu yana grip aşısı stoku 1.8 milyardan 6.4 milyara çıkmış durumda. Ama bugün grip aşısı üreticilerinin kullandığı yöntemler bir aşının üretiminin aylar almasına neden oluyor. 2009 yılında kuş gribinin ilk dalgası daha sona ermeden grip aşıları tükenmişti ve yenilerinin üretilmesine de aylar vardı. 

Özellikle grip aşılarının çoğunun yumurtalardan elde edildiğini de düşünürsek eğer bir gün tavukları da öldüren bir salgınla karşılaştığımızda işimiz çok daha zor olacak. 

Dünya Sağlık Örgütünden Martin Friede, grip aşısı üretimi konusunda bir teknolojik sıçramaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyor. Bunun için de bu alanda yapılan araştırmalara daha fazla bütçe ve kaynak ayrılması gerekiyor. 

Bilim insanlarına göre dünyamızda hükümetler grip salgını söyleminden sıkılmış durumda. H5N1’in yarattığı panik havasından sonra 2009’da görülen salgının düşünüldüğü kadar ölümcül olmamasıyla  hükümetler grip konusundaki tıbbi çalışmalara para ayırmıyor. 

Ama uzmanlar uyarıyor: “Salgın belki de hafif olabilir. Ama belki de olmaz. Biz gribin ne kadar ölümcül olduğunu anlayana kadar onu durdurabilmek için daha iyisini yapacak durumda olmayacağız.”




NEDEN her durumda kullanılacakgrip aşıları üretilemiyor?



Grip sürekli değişen ve dönüşen bir hastalık. Ve ona karşı kullandığımız yöntemler de oldukça eski. Neredeyse tüm grip aşıları tavuk yumurtalarından üretiliyor. Bu 1940’lardan beri kullanılan bir yöntem ve üretimi yaklaşık 6 ila 8 ay alıyor. Dünyada şu anda 1.5 milyar doz aşı üretme kapasitesi var. Her sene görülen virüslere göre aşılar değişiyor. Bilim insanları salgına neden olacak virüsleri aylar öncesinden doğru tespit edip ona göre aşı geliştirmek durumda. Bazen bu tahminler yanlış olabiliyor, bazen ise bu yıl olduğu gibi oldukça iyi sonuçlar verebiliyor. Geçtiğimiz sene ise grip aşısı olanların sadece yüzde 33’ü H3N2 virüsüne karşı korunmuştu. Bu oran 65 yaş üzerindeki insanlar için yüzde 24’ün altındaydı. 

Avusturalya’daki kış aylarında toplam grip aşısı olanların ise sadece yüzde 10’u H3N2’ye direniş geliştirdi. Grip o kadar dinamik bir hastalık ki virüs doğru tespit edilip aşı için üretime başlansa da virüs üretim sürecinin sonunda mutasyon geliştirip başka bir şekil almış olabiliyor. Örneğin Ekim ayında Melbourne Üniversitesinden uzmanlar H3N2’ye karşı etkin olan antikorların üretim sürecinin sonunda etkin olmadığını tespit etti. 




Daha iyi bir aşı yapılabilir mi?


Tavuk yumurtaları içinde grip aşısı üretimi oldukça ucuz bir metot. Dünyada çok az üretici grip aşısını laboratuvar ortamında memelilerin hücreleri içinde büyütüyor. Bu da 20 kat daha pahalı ve hemen hemen aynı üretim süresini alıyor.  Bilim insanları özellikle virüsün salgıladığı proteinler ve bağışıklık sisteminin hedeflenmesi halinde çok daha iyi sonuçlar elde edilebileceğini söylüyor. Bu şekilde aşı yöntemleri geliştirildiğinde her sene aşıların değiştirilmesine ve aşıların stoklanmasına gerek kalmayacak. Ancak dünyada grip virüsü araştırmalarına harcanan para sadece 35 milyon dolar. Bu rakam küçük ölçekli bir aşı üreticisinin üretim masrafları bile değil. Dünya Sağlık Örgütünden uzmanlar Ebola gibi sınırlı salgınlara çok büyük paralar harcanırken grip tehdidine sırt dönülmesinin ciddi sonuçları olabileceği konusunda uyarıyor. 



758

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA