Doğu Kürdistan’da siyasi koşullar ve alternatif arayışı

Kürdistan’daki bazı şehir ve kasabanın yanısıra yüzlerce köyü yıkan depremden sonra Kürt halkının göstermiş olduğu büyük destek halkın dirilme potansiyelinin çarpıcı göstergesi olarak görülebilir. Bu açıdan bakıldığında halka yeniden umut vermek için kendini adayacak örgütlerin tam da zamanıdır.

03 Ocak 2018 Çarşamba | PolitikART

Seevan SAEED


İran’daki Kürt siyasi mücadelesinin uzun bir tarihine ve Dr. Qasimlo ve Fuad Sultani gibi sayısız karizmatik liderine rağmen, mevcut Kürt siyasetinin durumu büyük oranda etkisiz. Kürdistan’ın diğer üç parçası ile kıyaslandığında, Doğu Kürdistan (Rojhilat), bölgesel ve uluslararası güçler, siyasi partiler, medya ve hatta Kürt siyasi aktörleri tarafından neredeyse tamamen marjinalleştirilmiş durumda. 

Kuzey’deki ve Rojava’daki Kürt hareketinden ilham alan PJAK ve yakın zamanda da KODAR, İran’da Kürt mücadelesinin boşluğunu PKK, KCK’nin yol ve yöntemleriyle doldurmak için kuruldu. Ancak bu yeni girişim, Kürt siyasetini ideal olmaktan uzak kılan sayısız ciddi engelle karşılaştı. Bu makalenin ele almak istediği soru, Rojhilat’taki Kürt siyaseti bir alternatif arayışına girerek bu tıkanmadan çıkabilir mi? Yoksa mevcut gidişat sürecek, zaman ve kaynaklar boşa gidecek ve Kürt halkı açısından daha mı çok hayal kırıklığı olacak?

İran’daki İslami devlet, her gün en az yedi kişiyi idam ediyor. On binlerce siyasi tutsak ve binlerce başka tutsak sayısız suçlama ile yüz yüze; hayatlarını rejim hapishanelerindeki parmaklıklar ardında geçiriyorlar. Bu kurbanların büyük kısmı, Allah’ın ve onun İran’daki İslami rejiminin düşmanı oldukları gerekçesiyle suçlanıp işkence edilen Kürtlerden ve özgürlük savaşçılarından oluşuyor. Bu nedenle, İran rejiminin elinde olan Doğu parçasındaki Kürt halkı, büyük zorluklar içinde ve korkunç bir durumda yaşıyor. Bir yanda Kürt bölgeleri ile rejimden yana olan bölgeler arasında yaşam standardı, ekonomik mobilite, kültürel etkinlikler, toplumsal statü ve hareket özgürlüğü açısından büyük bir fark var. 

Öte yandan rejim, Kürt halkına ve İran’daki diğer etnik ve kültürel azınlıklara karşı, devletin resmi politikasına göre makul sayılan insanlara kıyasla daha ağır bir baskı uyguluyor. 

İslami rejim kapsamlı bir plan üzerinden, özellikle Kürdistan’da ve Kürt halkı arasında toplumsal suçları, hastalıkları yaymaya çalışıyor ve uyuşturucu bağımlılığını ve diğer suçları teşvik etmeye çalışıyor. Devlet çok yüksek bir işsizliğe sebep oldu ve Kürtlerin elindeki ekonomik faaliyetlerin çoğunu suç haline getirdi. O kadar ki, bırakınız Kürt bölgelerinde refah içinde yaşamayı ve daha iyi yaşam koşulları olmasını, Kürt halkının çoğunluğu açısından asgari yaşam standartlarını sağlamak bile çok zor.


Rojhilat’ta mücadele neden zayıf?

Bu bağlamda Kürdistan’ın diğer parçalarının aksine Kürt hareketinin durumu Rojhilat’ta çok pasif, etkisiz ve olumsuz. Kürdistan’ın bu parçasındaki geleneksel siyasi partiler, Kürt halkının beklentilerine hiçbir şekilde karşılık verebilir durumda değil. Bu partilerin İslami devlete karşı hiçbir zaman bir tehdit oluşturmadığı ve oluşturmayacağı söylenebilir. Bu makalenin sorusu, Kürdistan’ın doğu parçasında Kürtlerin maruz kaldığı tüm zorluklardan, ayrımcılıklardan ve ölümlerden sonra, bu geleneksel partilerin yetmiş yıllık mücadelelerinden sonra Kürtlerin koşullarının neden bu kadar kötü olduğu. Bu parçadaki Kürtlerin umudu neden halen bu kadar az?

Kürt siyasi partilerinin bu zayıflığının, plan ve strateji yokluğunun sebebinin devletin son derece güçlü olması ve onlara hiçbir adım atma imkânı vermemesi olduğu iddia ediliyor. Ama diğer devletlerdeki Kürtlerin durumu da İslami devletteki kadar ağır ve zorlu. O zaman, örneğin Kürdistan’ın kuzey parçasında, neden Kürtlerin Türk ve diğer devletler tarafından görmezden gelinemeyen faaliyetler yürüten güçlü siyasi partileri ve çok boyutlu mücadeleleri var? Nasıl oluyor da Rojava’da Kürtler olumlu bir örnek olarak görülen ve dersler alınan demokratik ve özerk bir statü kurmaya başladılar?


Kürtlerin durumu bütünsellik içinde ele alınmadı

Rojhilat’taki Kürt Özgürlük Hareketi’nin sessizliği ve pasifliği konusunun bundan dolayı bazı iç, ideolojik ve siyasi sebepleri olmalı. Kürdistan’ın bu parçasında ne insanlar ne de siyasi ve kültürel kurumlar halka en azından bir değişim ve daha iyi bir gelecek yönde umut sunacak biçimde örgütlü değiller. Rojhilat’taki siyasi partiler uzun bir süre Kürt halkının güven ve beklentilerini karşılayamadı. Kürdistan’ın Rojhilat parçası uzun bir mücadele tarihine ve halk ile partilere günümüze kadar ilham sunabilen tanınmış liderlere sahip. Ancak bu liderler ve onların öncülük ettiği siyasi partiler hiçbir zaman Kürt halkını harekete geçirecek ve onları özgürlük ile özerkliğe yönlendirecek sistematik perspektiflere ve bir felsefeye sahip olmadılar. Başka bir ifadeyle Rojhilat’taki Kürt siyasi partiler günümüze kadar İran’daki Kürtlerin durumunu bütünsellik içinde anlayamıyorlardı. Geleneksel partiler bundan ziyade İran’daki değişim umutlarını hep dış güçlere bağladılar. Oysa bu dış güçler çok nadiren İran’daki Kürtlerin çıkar ve haklarını düşündüler. 1946’daki kısa ömürlü Kürdistan cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana Kürt partilerinin hep süper güçlerden destek beklediğini, onların İran’daki rejimlere saldırıp Kürtler için bir özgürlük şansı yaratmasını beklediğini söylemek abartı olmaz. Böylesi koşullar altında süper güçlerin Kürtlerin zayıf davasını –insan hakları ile adaletle ilgili haklı bir dava olsa da – kendi ekonomik ve siyasi çıkarlarına feda etmeyeceği açıktır. 



1981’deki İran-Irak savaşından bu yana Rojhilat’taki geleneksel Kürt partilerin vekalet savaşı olarak da isimlendirilebilecek negatif bir mücadeleye düştüğünü kolaylıkla söyleyebiliriz. Irak’la İran arasında vekalet bir güç olarak kullanıldılar. Irak’taki Kürtlerin 1991’deki ayaklanmasından sonra bu partiler, Güney Kürdistan’da mülteci durumuna düştü. 

Zira hep de Güney Kürdistan ile İslam Rejimi arasındaki plan ve dostluğu bozmak istemedikleri, Başur’da doğan yeni bir Kürt varlığının çıkarlarını korumak istedikleri özrü kullandılar. Bununla birlikte Rojhilat’taki her iki geleneksel partinin yönetimi içindeki kişisel ve hizipsel çıkarlara bağlı olarak iki temel parti aynı isim altında aynı zihniyet ve programa sahip birçok küçük partiye bölündü. Şu anda Demokratlar adıyla iki parti, KOMALA ismi altında da dört grup var. Hepsi de Kürdistan’ın Başur parçasındaki kampüslerde pasif bir varlık sürdürüyor. Bu partiler birbirlerine karşı ideolojik ve stratejik farklardan ziyade, kişisel liderlik ve ekonomik çıkarlardan ötürü oldukça negatif kampanyalar yürütüyor. Bu partiler arasındaki çelişki ve çatışmalar İslam rejimi üzerinde herhangi bir etkide bulunmazken, devlete karşı herhangi bir tehdit de oluşturmuyor. Tersine bu partiler derin bir kaos içinde yaşayıp, ideolojik netlik ve gelecek planlarından yoksunlar. 

Bunun sonucu olarak söz konusu partiler tehlikeli boyutlara sahip derin bir kimlik krizine takılmış durumda. Kürt bağımsızlığı için mücadele ettiklerini gösterecek bir siyaset veya yaklaşım geliştirmiyorlar. Diğer yandan başka İranlı güç ve gruplarla demokratik bir İran ve ülke içinde özerk ve özgür bir Kürdistan bölgesi uğruna ortak mücadeleyi geliştirecek İranlılık fikrine de net bir yaklaşım geliştirmiyorlar. Başka bir ifadeyle, gerçeklik zemininde herhangi bir pratik etki yaratmazken, teori alanında da ideolojik bir kaos ve stratejiyle plan yoksunluğu ile karşı karşıyalar. İslam rejimi bu kaostan ötürü bu partilerden korkmayıp onları dikkate almıyor.  

Burada sorun şu ki, Rojhilat’ta devrimi canlandıracak bir halk potansiyeli varken, halkın İslam rejimine karşı öfkelenmesi için yüzlerce sebep varken, bahsi geçen partilerin mülteci kamplarındaki uzun umut kırıcı yılları ile de bağlantılı olarak Rojhilat’taki Kürt halkı bu partilerin ülkeyi ve insanları özgürleştirebileceğine artık inanmıyor gibi. Kürdistan’daki bazı şehir ve kasabanın yanı sıra yüzlerce köyü yıkan depremden sonra Kürt halkının göstermiş olduğu büyük destek halkın dirilme potansiyelinin çarpıcı göstergesi olarak görülebilir. 


Geleneksel partiler yenilik sağlayamaz

Bu açıdan bakıldığında kendilerini halkı yeniden örgütlemek ve halka yeniden umut vermek için adayacak örgütlerin tam da zamanıdır. Rojhilat’taki geleneksel siyasi partilerle aynı ideolojik, siyasi ve düşünsel yoksulluğu paylaşan örgütler bu yeniliği sağlayamaz. Dolayısıyla son 70 yıldan farklı sonuçlar sağlayabilmek adına yeni bir yolda ilerlemeliler. 

Bu yazı söz konusu siyasi partilere karşı çok eleştirel ve karşıt olarak görülebilir. Rojhilat’taki söz konusu partilerin ve mücadelenin gerçeğinin bu olduğunu iddia edebilirim. Benimkisi bu parçadaki Kürt hareketinin karanlık tarafını gösteren gerçekçi bir eleştiridir. Asıl kaygı herhangi bir parti, ideoloji veya hareketin Rojhilat’taki koşullara alternatif olabileceği konusuyla ilgilidir. Belki de ‘Bakûr’daki Kürt hareketinin ideolojisinin parçaları olarak Abdullah Öcalan’ın ve Kürdistan Topluluklar Birliği’nin (KCK) düşüncelerine dayanan Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) ve kısa bir süre önce kurulan Rojhilat Kürdistan Demokratik ve Özgür Toplumu’mu (KODAR) incelemek, açıklamak ve eleştirmek, Rojhilat’taki mevcut durumu daha iyi anlamak için faydalı olabilir. KODAR ve PJAK’la ilgili detayları bir başka yazıya bırakıyorum. Ancak Öcalan ve KCK’nin fikirlerini olduğu gibi, İran’daki toplumsal, kültürel ve siyasal durumu tamamen anlamadan Rojhilat’a uyarlamanın pozitif ve etkili alternatiflerden ziyade daha çok kaos getireceğini söylemek zorundayım. Ancak KODAR ve PJAK’ın Rojhilat’ın toplumsal ve siyasal arenasında ne yapabileceğini veya yapamayacağını tümüyle değerlendirmek için erkendir. Yine de halkın potansiyeli, Rojhilat’ın bölgede değişim için uygun yer olabileceğini gösteren bir işaret olarak okunabilir. 


* Çin Shaanxi Normal Üniversitesi Tarih ve Uygarlık Bölümü Öğretim Görevlisi


249

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA