Heşdi Şabi

Hafız Ahmet TURHALLI

14 Kasım 2017 Salı | Forum

Kerkük, Xaneqin, Tuzhurmartu, Şengal ve Zumar alanlarının işgaliyle birlikte Haşdi Şabi ismi sıkça ifade edilmeye başlandı.

Kimdir, nedir bu Heşdi Şabi? 

Halk Seferberlik Güçleri („Haşdi eş-Şab-i“) çoğunlukla İslam’ın Şii mezhebine mensup kişilerden oluşan askeri, siyasi bir yapılanma. Şii İran devletinin Irak topraklarındaki silahlı örgütlenmesi olarak tanımlanabilir.

Sömürgeci/yayılmacı İran’ın Şii-İslam ideoloji aracılığıyla yayılmacı emellerini gerçekleştirme aracıdır. Devrim Muhafızlarının Irak Şubesi olarak da adlandırılabilir. Şii taassubuna sıkı sıkıya bağlı bir örgütlenme olarak IŞİD’e yakın benzerlikler taşımaktadır.

Arap Şialarının önde gelen dini liderlerinden Ayetullah Sistani’nin IŞİD’e karşı askeri örgütlenme için yaptığı çağrıdan sonra kurulmuştur. Eğitim ve donanımı hem Irak hem de İran tarafından yapılmıştır. Bununla birlikte emir-komuta zinciri içinde daha çok İran’a yakın durmaktadır.

İslam peygamberi Hz Muhammed s.a.v vefatından sonra, evrensel bir din olan İslam, iktidar aracı olarak kullanılmıştır. İslam adına kurulan devlet ve imparatorlukların bu anlamda İslam dini ile bir alakaları yoktur. Sadece İslam’ı bir araç olarak kullanmışlardır/kullanmaya devam etmektedirler.

İddia edildiği üzere IŞİD ve Heşdi Şabi ne bir İsrail icadı ne de bir ABD-Rus oyunudur. IŞİD-Heşdi Şab’i „devletleşememiş İslam’ın mutlak iktidar“ şeklidir. İktidar odaklı İslam tarihinin günümüzdeki yansımasıdır. 

Müslüman devletler ve örgütler olarak bilinen yüzlerce yapı birbirlerini ve Müslümanları boğazlayarak iktidarlarını sürdürmüşlerdir. IŞİD, Emevilerin Heşdi Şabi de Abbasilerin günümüzdeki yansımalarıdır.

Abbasilerin Emevilere uyguladığı zulüm ve vahşetin neredeyse tarihte bir örneği yoktur. Zulüm etmekte hızını alamayan Abbasiler Emevî halifelerinin ve ileri gelenlerinin kabirlerini kazmış, kemiklerini çıkararak, çarşı pazarlarda teşir etmiş ve yakarak, intikam almaya çalışmışlardır.

Emevi halife çocuk ve torunlarından Endülüs’e kaçan/kaçırılan süt çocuklarından başka tek bir insan sağ bırakılmamıştır.

Abdullah bin Ali, Şam’daki Ümeyye oğullarının kabirlerini kazdırıp kemiklerini yaktırmış, sağlam cesetleri ise astırarak ölü bedenleri idam ettirmiş ve daha sonra da yakmıştır. 

Abbasilerin katliamından kurtulabilen Ümeyye oğulları Endülüs’e kaçarak yaşamda kalabilmişlerdir.

Dini iktidara alet edenlerin Müslüman’ı, Hıristiyan’ı, Yahudi’si ayırım yapmaksızın insanları katletmiştir. Aslında buna ateist ideolojileri de dahil etmek gerekiyor. ‘Mutlak İktidar’ hedefli her yapı bu yoldan geçmekle ancak kendini var edebilir/edebiliyor.

İşte bunun gibi IŞİD ve Heşdi Şab’i de tarihte Sünni ve Şii Müslümanların birbirlerine yaptıklarını tekrarlamaktan öte bir şey yapmıyorlar.

İşin dramatik tarafı mazlum Kürt milletinin sömürgecileri olan Pers-Arap ve Türk sömürgecilerinin birer paravan örgütü olan bu yapıların içinde Kürtlerin de olmasıdır.

Millet olarak Kürtler tarihin hiçbir döneminde din veya etnik kimliğinden dolayı herhangi bir ulusa zulüm etmemiş, katliam uygulamamıştır. Ortak yaşamayı esas almışlardır. Ortadoğu’da tek ve tartışmasız askeri komutan olan Sellahadin-i Eyyubi’nin ne kadar asil ve adil bir komutan olduğunu Avrupalı tarihçiler anlatıyor.  

Bu, kültürel ve hatta genetik bir özelliktir. Eğer Kürtler tekrar birlik olabilseler, kendilerine uygulanan zulme son verebilecekleri gibi, insanlığa büyük bir hizmet olarak Ortadoğu’ya da adil bir düzen getirebilirler.

Rojava bunun ilk adımı gibi bir umut sunuyor. Halkların eşitçe bir düzen içinde yaşadığı, yaşatılmaya çalışıldığı görülüyor. Tarihe bir deneme olarak geçse bile bu projede ısrar edilmesi gerekiyor.

Zira bu proje aynı zamanda IŞİD ve Heşdi Şabi’ye karşı alternatif bir projedir de.

Buna karşılık mutlak iktidar odaklı AKP + IŞİD + HAŞDİ ŞABİ = İslam adına birer diktatörlük ve faşizm uygulamasıdır.



670

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA