Referandum da teslim edildi!

Kerkük, sınır kapıları, petrol bölgelerinin Irak’a teslim edilmesiyle birlikte başlayan kriz büyüyor. Önceki gün Barzani yüzde 17’lik bütçenin verilmesi durumunda her şeyi teslim etmeye hazır olduklarını söyledi.

10 Kasım 2017 Cuma | Dizi

SEYİT EVRAN


Güney Kürdistan’da, 16 Ekim’den bu yana yeni bir süreç yaşanıyor. Kerkük petrolü, tartışmalı bölgeler ve petrol anlaşmaları, havaalanları hepsi kaybedildi. Yakın zamanda barajların da Irak ordusuna teslim edilmesi bekleniyor. Barajlar, sınır kapıları derken Neçirvan Barzani önceki gün ‘’Bütçemizi yüzde 17 yapsalar teslim ederiz’’ dedi.

Aslında Güney Kürdistan’a müdahale süreci, eski Irak Başbakanı Nuri Maliki’nin Mayıs ayında Tahran ziyaretiyle başladı. O dönem, Irak Parlamentosu’nun Haydar El Abadi’yi görevden alıp yerine Maliki’yi getireceği tartışması yapılıyordu. Ancak Musul operasyonu ve DAİŞ’e karşı Heşdi Şabi’nin üst üste gelen askeri zaferleri Abadi’nin görevde kalmasını sağladı.

Tahran dönüşü Maliki, peşmergenin 2003 sınırlarına çekilmesi çağrısında bulundu. Maliki’nin bu açıklaması çok yankı bulmadı. Aslında Maliki’nin Irak’ta hala ciddi bir güç olduğu, 16 Ekim’den bu yana Kerkük merkezli Güney Kürdistan’da yaşanan gelişmelerde bir kez daha ortaya çıktı. Peki nasıl?


Maliki’nin gizli gücü

2014 yılında DAİŞ Musul’u ele geçirdi. Dönemin Irak Başbakanı Nuri Maliki’ydi. DAİŞ, kentte konumlandıktan sonra Maliki istifa edip yerine ABD yanlısı Haydar El Abadi iktidara geldi. Çok geçmeden Maliki’nin yaklaşık 160 bin kişiye asker maaşı verdiği ancak bu kişilerin Irak ordusunda kayıtlı olmadığı ortaya çıktı. Bu olaydan kısa süre sonra, Şii lider Ayettullah Ali Sistani DAİŞ’e karşı bir milis gücün kurulması çağrısı yapmasıyla binlerce kişiden oluşan Heşdi Şabi adlı milis güç oluştu.

Heşdi Şabi, aslında Maliki’nin yıllarca yedekte tuttuğu gizli bir orduydu. 

Heşdi Şabi içinde Irak hükümetine bağlı Şii gruplar olsa da asıl ağırlığı İran’a bağlı gruplardan oluşuyor. Irak’taki Şiilere bağlı olanlar kendi içinde ikiye ayrılıyor. Örneğin, Saraya Selam, İran’dan farklı düşünen Şii lider Mukteda El Sadr’ın Mehdi ordusunun dönüştürülmesinden oluştu. Bedir Tugaylarına bağlı Esyayip El Hak ise Maliki üzerinden İran’a bağlı bir grup. Tikrit gibi kentlerdeki operasyonlardan sonra Sunni ve diğer halklara saldırıları ile dikkat çekmeyi başlardılar. 


Yıkım getiren referandum

Aslında bu gelişmelerin hepsi DAİŞ sonrası bölgenin yeni dizaynında rol oynamak isteyen güçlerin yeni planlarını gösteriyordu. İran, Türkiye ve Irak başta olmak üzere bölgesel güçler bu yeni dizaynda etkili olmak istediği için ittifaklarını yenilemek istiyorlardı. Yeni dengelerin oluştuğu bir süreçte KDP farklı bir hesap içerisindeydi. KDP lideri Mesud Barzani, DAİŞ’in bölgeye saldırmasından ötürü AKP ile girdiği stratejik ittifaktan ötürü bazı avantajlar elde etmişti. Kerkük petrolleri başta olmak üzere tartışmalı bölgelerde etkinlik kurmuştu. Türkiye, Rusya ve diğer ülkeler ile yapılan petrol anlaşmaları Kürt yönetimine meşruiyet sağlıyordu ancak içerideki kriz de derinleşiyordu.

Barzani, öncelikle Rojava Devrimi’ne karşı yanlış politika izledi; Türklerle ortak çalıştı. Güney Kürdistan’daki tüm parti, örgüt ve yapıları yok saydı. Parlamentonun kapısına kilit vurdu. Hükümeti sadece KDP hükümeti haline getirdi. 

Siyasal krizi toplumsal ve ekonomik kriz izledi. Bağdat yönetimi ile gerilim üst düzeye sıçradı. Irak ile yaşanan krizi en üst boyuta çıkaran nedenlerden biri de Bağdat hükümetinin onayı ve kararı olmadan Kerkük petrollerini AKP ile yaptığı anlaşmayla Türkiye’ye akıtması oldu. Aslında KDP’nin AKP ile ilişkisi ve yaptığı anlaşmalar hala tam olarak bilinmiyor.

Barzani, Kürtler nezdinde güç kaybı yaşıyordu, Güney Kürdistan’da prestijini yitirmişti. Kuzey Kürdistan, Rojava ve Doğu Kürdistan’daki mücadeleyi engellemek için elinden geleni yaptı. Rojava’yı boğmak için Türk devletiyle birlikte hareket etti. Şengal’i DAİŞ’ten koruyan gerillalara saldırdı.

Tehlike gelip Barzani’nin kapısına dayanmıştı. Yeniden güç olmak, ömrünün sonuna kadar iktidarda kalmak için Barzani uluslararası, bölgesel ve en önemlisi de Kürt halkının çağrılarına kulaklarını kapatarak 25 Eylül’de referanduma gitti.


Neler kaybedildi?

Referandumun üzerinden 20 gün geçmeden Irak ordusu ile Heşdi Şabi birlikte saldırdı. Mendeli, Xaneqin, Xurmatu, Kakai Kürtlerinin yoğunlukta yaşadığı Dakuk, Kerkük, Leylan, Beşir bir gecede işgal edildi. KDP elindeki petrol sahalarını korumak için Kürt kent, kasaba, nahiye ve köylerini Irak ve Heşdi Şabi’ye teslim etti. Irak ordusu kuzeye doğru Kuştepe, Taktak’taki petrol sahası olan Şiveşok bölgesine kadar ilerlerken; güneybatıdan Şengal, Rabia, Zumar ve Mahmudiye’ye kadar olan Rojava sınırındaki bölgeleri ele geçirdi. Irak ordusu, Şengal’de KDP’nin denetimindeki alanlara da yerleşti. YBŞ kendi alanları korudu. Kuzeydoğudan ise Maxmur’a kadar tamamını ele geçirdi.

Aslında Irak ordusunun hedefi şehir, köy, kasaba değildi. Asıl hedefi Kerkük’teki petrol sahalarıydı.

Kürtler, KDP eliyle 2014’te DAİŞ’in bölgeyi işgal etmesinden sonra Kerkük’te ele geçirdiği 8 petrol sahasının tamamını kaybetti. Sadece 1991 yılındaki halk ayaklanması ile ele geçirilen 3 petrol sahası Kürtlerin elinde kaldı. KDP bu bölgelerden elde ettiği günlük 800 bin varil petrolü başta Türkiye olmak üzere diğer bazı ülkelere ihraç ediyordu. Bu petrol sahalarını kaybettikten sonra günlük ihracatı 800 bin varilden 150 bine düştü.

Kaybedilen sadece bunlar değil elbette. Petrol sahaları ile birlikte asıl büyük kayıp, Irak devletine teslim edilen Habur sınır kapısında yaşandı. Habur kapısı daha önce birçok kez KDP ile YNK arasında da sorun olmuştu. 

Rojava’nın Tel Koçer kentine açılan Rabia, yani Yaruobiyah sınır  kapısı da Irak ordusunun eline geçti. Bu kapı, 2014 yılında DAİŞ çeteleri tarafından ele geçirilmeden YPG denetimine almıştı. Daha sonra KDP’ye teslim edildi. KDP’ye teslim edildikten bir hafta sonra ise KDP kapıyı Rojava’ya kapattı.

Yine Doğu Kürdistan ile Güney Kürdistan sınır kapılarının kapatılması da bu sürecin en önemli kayıplarından biri olarak kayıtlara geçti. Xaneqin’den Meriwan’a açılan Keyhusrev; Kelar’dan Kasr-ı Şirin’e açılan Perwizxan kapısı; Haci Umran’dan Piranşehir’e açılan Başmax sınır kapıları da kapatıldı. Başmax sınır kapısı petrol ihracatı için kullanılan bir kapıydı. Güney Kürdistan’dan İran’a ihraç edilen ham petrolün tamamına yakını buradan aktarılıyordu. Şimdi o da elden gitti.


Barzani’de ne olacak telaşı

Irak ordusu ve Heşdi Şabi’nin müdahalesinden 12 gün geçtikten sonra iki yıldır kapalı tutulan Hewlêr’deki meclis açıldı. Goran ve Komala İslami milletvekilleri bu toplantıya katılmadı. Parlamento, “Barzani’nin istifa mektubu” gündemiyle toplandı. Barzani’nin mektubu okunup oylamaya sunulduktan sonra kabul edildi. Akşama doğru KDP asayiş güçleri, özel kuvvetler ve silahlı bir grup parlamentoyu bastı. Parlamenterler rehin alındı, gazeteciler dövüldü. Sürgünde olan Parlamento Başkanı Hewlêr’deki ABD ve diğer ülkelerin konsolosluklarına rehin alınan parlamenterleri kurtarmaları için mektup yazdı. Parlamento Başkanı Dr. Yusuf Muhammed’in mektubundan sonra parlamenterler kurtarıldı. Bu arada Zaxo ve Duhok’taki Goran ve YNK merkezleri de yakıldı. Hewlêr’de NRT TV stüdyosu da ateşe verilmekten kurtulmamıştı.

KDP’liler istifanın ardından Barzani’ye yeni bir görev arayışı içine girdiler. Ulusal Konsey Başkanlığı, Ulusal Konsey Merci gibi bir görev düşünüyorlardı. Ancak ABD’nin Barzani’nin istifasından ‘’memnun’’ olduğunu açıklamasıyla, Barzani’ye yeni bir mevki ve görev arayışı durdu.


Ateşkes görüşmeleri

Hewlêr merkezde bunlar olurken, KDP peşmerge komutanları ile Irak ordu komutanları ve Heşdi Şabi sorumluları arasında Musul’da ateşkes görüşmelerine başladı. Sınırları belirleme, peşmergelerin çekileceği alanlar gündemiyle peşpeşe üç toplantı yapıldı. ABD yetkililerinin gözetimindeki toplantılarda, varılan anlaşmaya göre tartışmalı bölgelerde peşmerge güçleri bulunmayacak, sınırlar tamamen Irak hükümetine teslim edilecek. Bunun hemen ardından Habur Sınır Kapısı Irak’a devredildi. Kapı yönetimi ise Bağdat, Hewlêr ve BM’den yetkililerden oluşturuldu. Rojava’ya açılan Semalka sınır kapısı da Bağdat, Hewlêr ve ABD’lilerin de içinde yer aldığı bir mekanizma tarafından yönetilecek.

Anlaşma imzalanmasına rağmen peşmerge bakanlığı anlaşmanın yapılmadığını iddia etti. Ancak Bağdat, imzalanan anlaşmanın maddelerini ve toplantıya katılan heyetteki kişilerin isimlerini tek tek açıkladı. 


Referandum diye bir şey kalmadı

Karşılıklı açıklamalar peş peşe sürdü. Kürt yönetimi iki kez sorunların diyalog ve müzakere ile çözülmesi için Bağdat’la görüşmeye hazır olduğunu duyurdu. Irak Başbakanı Abadi ise görüşmelerin başlaması için referandumun iptal edilmesi şartını ileri sürdü. Abadi’nin açıklamasından sonra Hewlêr “memur maaşlarının ödenmesi, bütçenin verilmesi durumunda referandumu askıya alabiliriz’’ dedi. Bağdat ise askıya alma değil, iptal edilmesini istedi. Tam da bu süreçte Irak hükümeti 2018 yılı bütçe görüşmelerine başladı. Bütçe görüşmelerinde daha önce yüzde 17 olan Kürdistan bütçesi yüzde 12.6’ya düşürüldü. Önceki gün Neçirvan Barzani yüzde 17’lik bütçenin verilmesi durumunda her şeyi  teslim etmeye hazır olduklarını söyledi. 

Şu ana kadar Irak’ın talep edip de almadığı neredeyse hiçbir yer kalmadı. Yakın zamanda Irak hükümetinin Hewlêr ve Süleymaniye havaalanlarını da teslim alması bekleniyor. Geriye Derbendixan ve Dukan barajı kalıyor ki, bölgesel yönetimde en kısa zamanda bunları da teslim edeceği yönünde bilgiler var. Dolaysıyla Neçirvan Barzani’nin “Bütçemizi yüzde 17 yapsalar teslim ederiz’’ açıklamasının da bir anlamı kalmıyor. Bu açıklama ile bütçenin yükseltilmesi de beklenemez. Çünkü teslim edilmeyen hiç bir yer kalmadı. 

Neçirvan Barzani’nin bu açıklaması aslında tamamen teslim olma ve referandumun iptal edilmesi anlamına geliyor. Bağdat hükümeti şu ana kadar Barzani’nin bu açıklamasına cevap vermedi. Ancak Irak’ın “referandumu iptal ettik’’ açıklamasını almadan görüşmeleri başlatmayacağı görünüyor. 


Kerkük, Xurmatu’da neler oluyor?

Irak ordusu ve Heşdi Şabi’ye teslim edilen alanlarda 16 Ekim’den beri büyük sorunlar yaşanıyor. Peki neler oluyor?

* Kürt halkı sistematik bir şekilde göç ettiriliyor.

* Mal ve mülklerine el konuluyor. Kürtlerin evleri ve işyerleri yakılıyor, talan ediliyor.

* Kerkük’e vali, ilçelere kaymakamların atanmadı.

* Xurmatu’da Kürt’lere ait yaklaşık 100 ev ve iş yeri Türkiye destekli Irak Türkmen Cephesi elemanları tarafından yakıldı. * * Xurmatu’dan Kerkük’e kadar yaklaşık 200 bin insan göç etti. Göç eden insanlar can güvenliklerinden ötürü hala evlerine dönmedi. 

* İç güvenlik Irak Federal polisi denilse de hala Heşdi Şebi güçleri tarafından tutuluyor. 

* Kerkük’te tapu müdürü değiştirildi. Bu, Kürtlerin tapuları ile oynanarak birçoğunun ev, işyeri ve tarlasının elinden alınabileceği anlamına geliyor.

* Kürt memurlar KDP’li diye görevden alınıp yerlerine Arap ya da Türkmenler getiriliyor. 

* 16 Ekim’den bu yana Kerkük’te binden fazla kişi gözaltına alınmış durumda; yaygın gözaltı ve tutuklamalar hala sürüyor. 

* Heşdi Şabi Kürt mahallelerinin giriş ve çıkışlarını zırhlı araçlarla tutuyor. Geceleri Kürt mahallelerinden devriyeleri eksik olmuyor. Halka fiziki ve psikolojik baskılar uygulanıyor. Bundan dolayı kentten Kürt göçü devam ediyor. 


Bombalı saldırılar

Üç gün önce Heşdi Şabi’nin içinde yer alan Mukteda El Sadr’a bağlı Saraya Selim grubuna yönelik iki bombalı saldırı gerçekleşti. Bu saldırılardan sonra Sadr güçlerine 72 saat içinde Kerkük’ü terk etmeleri talimatını verdi. Bu talimat ile Kerkük’teki Heşdi Şabi’nin durumu da değişecek. Zira Sadr Heşdi Şabi’nin görevini tamamladığı ve lağvedilmesini daha önce de istemişti. Sadr’a bağlı grupların çıkmasından sonra diğer grupların Kerkük’te kalması biraz zor gibi görünüyor. Zira kalmaları durumunda Kerkük’ün İran tarafında işgal edildiği anlamına gelecek. Bu çekilme İran ile Irak Heşdi Şabi gruplarının da birbirinden net bir şekilde ayrışmasını beraberinde getirecek. 


Gençler öfkeli

Öte yandan gençler, KDP ve YNK’nin çekilerek Kerkük’ü Irak ordusu ve Heşdi Şebi’ye teslim etmesinden dolayı çok öfkeliler. Kerküklü gençler bu öfkelerini, Heşdi Şabi’ye karşı eylemler yaparak gösteriyor. Gençler, eylemlerinin KDP yanlısı basın kuruluşları tarafından “gönüllü peşmergeler ordusu eylemler yapıyor” şeklinde yansıtılmasından çok rahatsızlar. Yaptıkları eylemlerin KDP ve YNK ile hiçbir alakalarının olmadığını üzerine basa basa dile getiriyorlar. Hatta her iki hareketi de ellerinden gelse Kerkük’e sokmayacaklarını da açıkça ifade ediyorlar. 

Gelişmelerin hangi yöne evrilebileceğini kestirmek zor. Ancak KDP, YNK başta olmak üzere Güney Kürdistan’daki siyasi partilere hiçbir güvenin kalmadığı sokaktaki insanların konuşmaları ve yüzlerinden okunabiliyor. Partilerin yaşanan krizden çıkma gibi bir yaklaşımlarının olmadığını görmek mümkün. Zira bu kayıplardan birinci dereceden sorumlu olan Mesud Barzani ile hükümeti ise sanki hiçbir şey olmamış havasındalar. Oysa Barzani’den sonra hükümetin de istifa etmesi gerekirdi.

Güney’de krizin durulacağı yok, daha da derinleşmesi bekleniyor. Siyasi ve ekonomik kriz derinleştikçe halkın tepkisi de artmaya devam edecek. Elbette KDP, YNK böyle istiyor diye bu süreç böyle gitmeyecek.  Haziran 2018’de yapılacak ilk seçimlerde halk sandıklara giderek sorumlulardan bu sürecin hesabını soracak. KDP ve YNK gibi güçlerin seçimlerden hezimetle çıkması bekleniyor. Haziran seçimleri yeni oluşum ve yeni arayışların damgasını vuracağı bir seçim olacak.




1548

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA