Susan Sontag ve kendimizle yüzleşme

Susan Sontag, dünyanın başına gelen felaketlerde insanlar olarak suçumuzu biliyor, ama sürekli asıl mağdurlara karşı geliştirdiğimiz acıma hissiyle de bu suçluluğumuzu atmak istediğimizi vurguluyordu. Bu eleştirileriyle okların hedefinde oldu; ancak hiçbirine kulak asmadı.

08 Kasım 2017 Çarşamba | Kadın

TUĞÇE KARA


"Kadın olmak bir klişe. Eğer, benim gençken olduğum gibi iyi görünüyorsanız; o zaman bu iki kat klişe. Akıllı ve güzel bir kadın olmanın uygunsuz olduğu düşünülüyor. Benim için söylenen en kötü söz 'Amerika'nın en akıllı kadını' olduğumdu. Bu şekilde tarif edildiğim için utanıyorum."


1933 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde doğan Susan Sontag, Arizona ve Los Angeles’ta büyüdü, henüz on beş yaşındayken Berkeley Üniversitesi’ne kabul edildi. Susan Sontag, ilerleyen dönemlerde Amerika ve tüm dünya için büyük öneme sahip bir yazar ve düşünür oldu.


'Geçmiş, eylemi sekteye uğratır’

İlk eserlerini roman tarzında ele alsa da kurmaca dışında da yazmaya devam etti. Kitaplarında ve yazılarında rahat yaşamlarından taviz vermeyen ve sürekli tüketen insanları; ama genelde Amerikalıları eleştirdi. Fotoğrafçılıkla ilgilendi. Savaş fotoğrafçılığı üzerine çalıştı. Bu çalışmasını “Başkalarının Acısına Bakmak” başlığıyla yayımladı. Kitapta şöyle diyordu: "Ne kadar çok acıma hissi duyarsak, acılara yol açan gelişmelerde bir suçumuz olmadığı hissine kapılmamız da o kadar kolaylaşır." 


Başkalarının acılarına bakmak

Fotoğrafın çekildiği anı donuklaştırmasını bir röportajında şöyle açıklayacaktı: “Amerikalıların geçmişle temel ilişkisi, geçmişi büyük ölçüde geride bırakmaktır. Geçmiş eylemi sekteye uğratır, enerjiyi tüketir. Bir yüktür; çünkü iyimserlik duygusuna şekil verir ya da tezat düşer. Şayet fotoğraflar bizim geçmişle olan bağlantımızsa, son derece özel, kırılgan ve duygusal bir ilişkidir bu. Bir şeyi yok etmeden önce fotoğrafını çekersiniz. Fotoğraf, gösterdiğinin ölümden sonraki varlığıdır.” 

Dünyanın başına gelen felaketlerde insanlar olarak suçumuzu biliyor, ama sürekli asıl mağdurlara karşı geliştirdiğimiz acıma hissiyle de bu suçluluğumuzu atmak istediğimizi vurguluyordu. Tüm bu eleştirileriyle okların hedefinde oldu. Pek çok yazarın ve politikacının tepkisini çekti; ancak hiçbirine kulak asmadı. Beyazları tam da “vicdan” olarak addettikleri mefhumla vuruyordu. Vicdan, kimseyi, başkasının acısı üzerinden üzüntü duymaktan öteye götürmüyordu. Vicdanlı olmak; siyahiler ya da işçiler, göçmenler için “üzülmek” üsttenciydi ve hakikatli bir şekilde tartışıldığında, bir tür koruyucuydu ya da “Ben de yanınızdayım” demekten başka bir şey değildi. Ve bunu deyip rahatlamak, çoğu insan için yeterliydi.


'Katiller korkak değildi'

11 Eylül olaylarından sonra kaleme aldığı “Katiller Korkak Değildi” başlıklı makalesi ABD’de yayımlanmadı ve büyük tartışmalara yol açtı. Yazarlığının yanı sıra bir insan hakları savunucusuydu Susan. 2003'te Alman Yayıncılar Birliği’nin 'Geleneksel Barış Ödülü’nü kazandı. Saraybosna'da savaş devam ederken, oradaki insanları yalnız bırakmadı ve yıkıntılar arasında onlar için tiyatro oyunları oynadı. Yazdığı bir kısa öykü, 1987 yılında hazırlanan 'Yüzyılın En İyi Kısa Öyküleri' seçkisinde yer aldı. Roland Barthes, Ellias Canetti gibi yazarların dünya çapında tanınmasında büyük rol oynadı. 

2004 yılında yakalandığı kanser nedeniyle hayata gözlerini yuman Sontag yaşamıyla ilgili unutulmayacak bir not bıraktı. "Yirmi yedi yaşımdan otuz beşe kadar oldukça eğlenceli bir gençlik yaşadım ve tesadüf eseri bu yıllar 60'lara denk geldi. O zamana kadar hiç dans etmemiştim."


Yararlanılan Kaynaklar:

http://agorakitapligi.com/yazarlar-2/yabanci-yazarlar/susan-sontag/

https://m.bianet.org/biamag/kultur/111716-oglunun-kaleminden-susan-sontag-in-olumu

http://www.edebiyathaber.net/susan-sontag-ile-edebiyat-ve-fotograf-uzerine-bir-soylesi/



242

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA