Benim varoş hikâyem

Yönetmenliğini, senaristliğini ve daha birçok işini Yunus Ozan Korkut’un üstlendiği film, bir belgesel film. Gösterim tarihinden aylar önce Youtube’da tanıtım videosu dönmeye başladı ve filmin tanıtım videosu on milyondan fazla izlendi.

08 Kasım 2017 Çarşamba | Kültür-Sanat

TUĞÇE KARA


“Kötü insanlar değiliz hobilerimiz arasında kötülük var.”


Yer: Adana, Ceyhan. Mahalle: Bilinmiyor. Özellikle de gizli tutuluyor. Sarhoş olduğunda “Bu kanal bizim oradan da geçiyor, eve yüzerek gideyim,” deyip boğulanların, hava çok sıcak olduğu için güneşe ateş edenlerin, canlı bomba olduğunu söyleyen birini tekme tokat dövenlerin haberlerini tıkladıktan sonra “Nerede oluyor bunlar?” sorusunun yanıtı Adana. Sürekli uyuşturucu ya da fuhuş operasyonlarıyla da gündeme gelmesiyle meşhur. Peki neden? Bu insanların derdi ne? Bir insan neden güneşe silah sıkar? Bu soruların hepsinin değilse de bazılarının yanıtını bulabileceğiniz bir film var şimdi vizyonda: “Benim Varoş Hikâyem”



Adanalı Robin Hoodlar

Yönetmenliğini, senaristliğini ve daha birçok işini Yunus Ozan Korkut’un üstlendiği film, bir belgesel film. Gösterim tarihinden aylar önce Youtube’da tanıtım videosu dönmeye başladı ve filmin tanıtım videosu on milyondan fazla izlendi. 29 Eylül’de gösterime giren belgesel filmin konusu ise Adana’nın Ceyhan ilçesinde yaşayan insanların hikâyeleri ya da babası tarafından evden kovulan ve Ceyhan’ı terk etmek zorunda kalan Yunus Ozan Korkut’un tanıklıkları. Ya da hor görülen ve davranışlarıyla, konuşma tarzlarıyla dalga geçilen yoksul ve hızlı çocukların hikâyesi... Filmde kuş hırsızından horoz dövüşçüsüne, “zenginden alıp fakire veren”ine, durmadan küfür eden feminist kadın muhtarına dek tüm ağır toplar var. Tabii bu insanların bir de isimleri var. Culluk Yusuf, Pele Dayı, Rokko ve çetesi, Utar, Neşter ve niceleri.


Başka uğraşlar, başka hayatlar

Film, gerçek kişi ve oyuncuların yaşanmış olayları aktarması üzerine kurulmuş. Mahalleye bir set ekibiyle ve donanımlı bir kamera sistemiyle girmek mümkün olmadığı için tüm görüşmeleri kendi de Ceyhanlı olan yönetmen Yunus Ozan yapmış. O zamanlar elinde olan kamerasıyla tüm bu süreci yönettiği için filmin görüntü kalitesi biraz düşük; ama film boyunca buna asla takılmıyorsunuz zaten.

Örneğin Culluk Yusuf diye bir karakter var ve bu karakterin tüm yaşamı kuşlardan ibaret. Kuş besliyor, kuş alıyor ve satıyor. Bazen de çalıyor. Matkapa taktığı bir pervaneyle kuşları nasıl da yere indirdiğini ve ardından kuşun haberi olmadan onu nasıl kavradığını anlatıyor. Kuşların nasıl çalınabileceğini de detaylı bir şekilde yıldız anahtarlı, kilitli tarif vererek anlatıyor. Culluk Yusuf, filmdeki en farklı ve en iyi karakterlerden. Tabii ona farklı diyerek diğerlerini bir kenara atmış olmayalım. Bir yandan yoksullukla, bir yandan da dışlanmışlıkla boğuşan bu insanlar zamanla kendilerine “başka” uğraşlar edinmiş. Bunların arasında hırsızlık da var; ama tabii onlar durumu öyle adlandırmıyor. Uyuşturucu ya da silah kaçakçılığı yaptıkları da kimse tarafından bilinmiyor. 

Filmde bilinen ve vurgulanan en kıymetli şey de bu insanlara başka bir dünyada yaşıyorlarmış gibi davranılması. Bu durumdan oldukça rahatsızlar ama biri şöyle de diyor: “Hayattan hiçbir beklentimiz yok. Gerçekten beklentimiz yok.” Bu beklentisiz insanların arasında kendine bir gün faça atmadan rahat edemediğini söyleyen de var, her yeri dövmeyle kaplı olduğu için iş görüşmelerinden sürekli geri çevrilen de. Zaten bu gençlerin arkadaşlarının çoğu ya bir şekilde yaşamını yitirmiş ya da cezaevinde. Örneğin bir sahnede su deposu gösteriliyor, oralı birinin aktarımına göre iki-üç ayda bir genç buradan atlayarak intihar ediyormuş. Uyuşturucu da bölgedeki en büyük sorunlardan biri bazı aktarımlara göre. Bazılarına göre ise oradaki insanların “yakıtı”. Bahsettikleri maddenin bonzai olduğunu varsayarsak, ölüm sayısı da hayli fazla.


Hayatta kalmak ya da akıntıda boğulmak

Filmde aktarımların çoğu, devlet yasalarına göre illegal sayılabilecekken anlatanlar muhtemelen çok sorun etmemiş ya da hukuki bir destekle sorunlu yerler zaten çıkarılmış. Aktarımlar boyunca küfürler havada uçuşurken, adli olayların hepsi de tüm açıklığıyla aktarılıyor. Örneğin arabesk-rap bölgede oldukça fazla dinlendiği ve icra edildiği için bu müzikle uğraşan bir sürü grup var. Dışarıdan çok hoyrat görünseler de iç hukukları da var, gibi. Çünkü belli zamanlarda bir araya gelen bu farklı gruplar birbirlerine saygılarını ya da hoşnutsuzluklarını ifade ederlermiş; ancak iki yıl gibi bir süredir bu buluşmaları gerçekleştiremedikleri için farklı yöntemler de izlenmeye başlamış. Bir müzik grubuna Youtube videoları üzerinden zamanla diss (bir nevi taşlama) atılmaya başlanmış. Bununla da yetinilmemiş ama, bir müddet sonra tartışılan müzik grubundan biri vurulmuş. Uzaktan orman kanunları gibi görünen her şey, burada çok normal. Çünkü yaşam burada böyle akıyor ve bu akışa uymayan hayatta kalamıyor. Aslında, her şey doğaya uygun işliyor. Doğadaki işleyişe sadece güçlü bir dayanışma ve tabii “delikanlılık” ekleniyor. Dayanışma sayesinde son yemeğini sizinle paylaşan insanların yanına, zayıf olana vurulduğunda “Hop!” diyen insanlar da ekleniyor. Hem belgeseldeki çete üyesinin de aktardığı gibi, belki de, kötü değiller; hobileri arasında kötülük var.
Yolu açık olsun!



317

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA