Gölge devletin bir farz-ı misali

Sömürge halkının sadece dirisi değil, ölüsü bile hınç alanıdır. Ölüm hakkı dahil, herhangi bir hak sömürge için fazla görülür. Dönemsel tavır değişikliği olsa da devlet hafıza demektir. Bu hafıza sömürgenin ölüsüyle olan ilişkisini kayıt altına alır ve zamanı geldiğinde hesaplaşmayı ister.

13 Ekim 2017 Cuma | Dizi

Zazacılık olarak tabir edilen devlet politikalarının merkezi ise dil ve din bağlamında Bingöl olmuştur. Bingöl Üniversitesine biçtikleri misyon ile Zazacılığı güçlendirmek isteyen Gölge Devlet, din merkezli bölünmede dönemsel yönlendirmelerle çalışmaktadır. 


Hasan KILIÇ

Yüz yıllık geçmişte kendisini yapay ayrımlarla farklılaştıran iki sömürgeci klik vardır. Bu kliklerin biri kendisini muhafazakar ideolojiye dayandırırken, diğeri ulusalcılığa dayandırmaktadır. Her iki klik, ülkedeki en temel meselenin Kürt sorunu olduğunu bildiği için her hamlesinde, Kürt halkını ve mücadelesini hesap ederek adım atmaktadır. Her ikisi de ana damarlarının Kürt karşıtlığından beslendiğini bilse de, kendi aralarındaki iktidar kavgalarını sürdüregeldiler. Türkiye’nin asli meselesi olan Kürt sorununun söz konusu olduğu kompartasyon zamanlarında her biri farklı tonlarda olsa da kendisini Kürt sömürgesinin devam etmesinden yana konumlandırdı. 

Ulusalcılar, Kürtleri bir ulusal varlık olarak tanımayacağını, bunun için gerekirse 90’lı yıllarda yaşanmış dehşeti yaşatacağını gösterdi. Resmi ideolojinin sahipleri kesintili ama devamlı şekilde Kürtlere pogromlar yaşatırken, diğer klik iktidarda muhafazakarlık biçimini 2002’den itibaren göstermeye başladı.

Ulusalcı klik ile iktidar kavgasında çeşitli politik manevralar sergileyen “dönemin temsilcisi” AKP, farklı süreçler işletse de makyajın döküldüğü, sömürgecinin çıplak suretinin ortaya çıktığı milat, 5 Nisan 2015 tarihidir. 5 Nisan’da Sayın Öcalan ile İmralı’da yapılan görüşmede “İzleme Heyeti” hususunda vaatlerde bulunan hükümetin söylemlerine karşı Sayın Öcalan heyete dönerek “bu son görüşme olabilir” minvalinde uyarılarda bulunmuştu. O görüşmeden sonra İmralı görüşmeleri kesildi. HDP binalarına saldırılar başladı. Mitingler bombalandı. Buna rağmen 7 Haziran seçimleri ise Kürt halkının inancı ve tavrıyla neticelendi. 


Kliklerin ittifakı

7 Haziran’ın Çözüm Süreci ile uyumlu şekilde verdiği Demokratik Cumhuriyet sonucu ülkedeki her iki klik için de alarm zillerinin çalmasına sebep oldu. Böylece devlet katında bir yıl öncesinde tohumları atılan bir ittifak belirmeye başladı. Hemen seçim sonrası büyük bir çatışma konsepti devreye kondu. Erdoğan’ın görünen ittifak ve söylemleri, Bahçeli’nin Erdoğanist çizgiye çekilmesi, Erdoğan’ın Perinçek ekibinin sözcülüğüne soyunması, Kürt karşıtı motivasyonun kendini göstermesi, Mehmet Ağar, Sedat Peker gibi karanlık yüzlerin ortaya çıkması, Ergenekon ve Balyoz davalarının bozulması gibi olaylar yeni ittifakın kapsamını ve karakterini gösterdi. Net ki; bu ittifak hükümette ortaklaşan Erdoğan, bürokraside ortaklaşan Ergenekoncu çizginin bir araya gelmesinden müteşekkildi. 

Söz konusu ittifakın ana motivasyonu, Kürtleri bastırmak, hak iddialarını boşa düşürmek, kısacası Kürte aman vermemekti. Bu kapsamda, Türk sömürgeciliği tekrar güçlü şekilde hatırlandı. Ergenekon ve Erdoğan’ın yöntemlerinden karışım bir strateji ortaya konuldu. Abluka sürecinde bölge ile ilgili planlamalarda 90’ların karanlık prensleri Ergenekon’un, Kürtlerin yeniden sömürgeleştirilmesinin siyasal boyutunu Erdoğan’ın oluşturduğu bir motivasyon yaratıldı. Erdoğan’ın ablukalarda ölen asker-polisler için boşuna ölmediler, vatan toprağı kılmak için öldüler şeklindeki açıklamaları buna örnektir. 

Sömürgecinin çıplak sureti bir bütün devlete ve hükümete hakim olmuştur. İslamcı iktidar kliği ile ulusalcı iktidar kliği yan yana gelmiştir. Bu ittifaktan Kürtlere yeni bir teklif sunulmaktadır. Irak, İran, Suriye, Türkiye fark etmeksizin hak iddia ettiğin her yerde ya şiddetinin konusu edileceksin ya da boyun eğmeye zorlanacaksın. Nitekim devlet aklını oluşturan bu ittifak, ablukalar, Türkiye’deki savaşın boyutu, gözaltı ve tutuklama furyası, Irak ve Suriye’deki Kürt kazanımlarına karşı tutumu ile şiddetinin kapsam ve karakterini göstermektedir.  Her gün yeni gözaltı, tutuklama ve operasyon haberlerine uyanılmaktadır.


Sosyolojik olarak böl-yönet

Bunun yanısıra aynı iktidar anlayışı 100 yıldır sürdürdüğü iki yönteme daha başvurmaktadır. Bunlar, böl-yönet taktiği ve bireysel cezalandırma taktiğidir. Böl-yönet taktiği özellikle küresel anlamda kimlik politikalarının yayılması ile devlet tarafından da yeniden ele alındı. Bu kapsamda Kürt halkı Alevi/Sunni, Zaza/Kürt ayrımlarına tabi tutuldu. Skyes-Picot antlaşmasından sonra 4 parçaya bölünen Kürtler, sömürgecinin taktiğinde bu defa sosyolojik bölmelere muhatap edilmeye çalışıldı. Bu noktada belirtilmelidir ki; 100 yıldır çeşitli düzeylerde böl-yönet taktikleri sürse de bu tarihten itibaren toplumun kılcal damarlarına nüfuz edecek şekilde bölmeler gerçekleştirilmeye çalışıldı. Şöyle ki; devlet aklı dönemsel olarak parçalara ayırmak istediklerinin çizgisini kendi belirlemek kaydıyla destekledi. Küresel anlamda gelişen kimlik politikalarının Türkiye’ye yansımalarını okudu ve karşı hamle yaptı.

Bu bölme taktiğinde öncelikle Kürt/Zaza ayrımı, devlet aklı tarafından esas alınmıştır. Devlet söyleminde, Zaza olarak kabul edilen, Kürt’ten ayrıştırılmakta, siyasal hak ve taleplerinden soyutlanmaktadır. Bu bölmeden geriye kalan Zaza, artık makbul vatandaştır. Zazaca bir ana dil değil, sömürülene ait kültürel bir ilginçlik objesidir.  Bu oyuna gelmeyen Zaza ise aslını kaybetmiş, Kürtleşmiş ve kriminalize hale getirilmiş bir düşmandır.


Bingöl Üniversitesi!

Zazacılık olarak tabir edilen devlet politikalarının merkezi ise dil ve din bağlamında Bingöl olmuştur. Bingöl Üniversitesine biçtikleri misyon ile Zazacılığı güçlendirmek isteyen Gölge Devlet, din merkezli bölünmede dönemsel yönlendirmelerle çalışmaktadır. Bingöl’de benzer tabanlar, siyasal duruma göre Kimi zaman Hizbullah’a kimi zaman El-Nusra’ya kimi zaman ise IŞID’e meylettirilmektedir.

Kuruluşundan bu yana Sünni olan devlet aklı ise Erdoğan rejimi ile birlikte aşırı Sünnilik eğilimine sahip olmaya başlamıştır. İçte ve dışta öncelikli olarak Türk-Sünni kimliğinin gözetildiği bariz hale gelmiştir. IŞİD’in işgal ettiği yerlerde Şiiler, Êzîdîler ve Kürtler varsa yüksek düzeyde ses çıkarmayan bir siyasi iradenin varlığı dikkate değerdir.  Bunun yanı sıra Türkçülük iddiasından da vazgeçmeyen anlayış yanına aşırı-Sünniliği katmak üzere tekrar organize edilmiştir. Açık ki bu kurguda Kürt entite olarak var kabul edilse de, Alevi olan ontolojik redde tabi kılınmaktaydı. 

Böl-yönet taktiği iki düzlemde kendisini gösterirken bireysel cezalandırma her hak talep eden birey ulusal mücadelesinden koparmak üzere konumlandırılmaktadır. Bu koparma, sindirme veya sürekli hapis cezası altında tutarak pasifize etmeye yönelmektedir. Erdoğan ve ulusalcıların oluşturduğu Gölge Devlet OHAL’e dayanarak çıkardığı KHK’lar ve sosyal medya hesaplarından türettikleri sözde yargılamalarla, il il cezalandırılması gerekenler listesi oluşturmaktadırlar.

Bölgeye il il baktığımızda devletin yeni ittifakı ile birlikte listeler oluşturduğu, demokratik siyaseti il bazlı bitirmek istediği görülecektir.


Gölge Devlet ve Bingöl

Erdoğan’ın yeni Gölge Devleti bir yandan dil ve din merkezli böl-yönet politikaları uygulamakta diğer yandan bireysel cezalandırmayı devreye koymaktadır. Kürt halkı üzerinde bu çok yönlü yöntemler devreye konarken aynı zamanda tüm topluma çeşitli mesajlar da verilmektedir.

Böl-yönet taktiğinin, en yoğun uygulandığı yer Bingöl’dür, çünkü Bingöl’ün toplumsal/kültürel yapısı oldukça zengindir. Bir topluluk denilebilecek nicelikte Alevi-Sünni, Zaza-Kırmanc nüfus bulunmaktadır. Bingöl hem askeri hem politik hem kültürel anlamda geçiş yeri, toplumsal hafıza kapsamında da büyükçe bir Ermeni nüfusu ile zenginliğini güçlü kılmaktadır. Toplumsal gerçekliği ile Bingöl, Gölge Devlet için böl-yönet taktiği ve bireysel cezalandırma anlamında bir laboratuvar konumundadır.

Bu kapsamda sömürgeci Gölge Devletin örnek olarak ele alınabilecek en kristalize belgesi, HDP’den Bingöl milletvekilliği yapmış İdris Baluken’in yargı sürecidir.

Gölge Devlet, Erdoğan ve Ergenekon’un bütünleşmesiyle oluşan çizgide hiçbir hukuki norm ve meşruiyet aramadan tahakküm etmeye çalışmaktadır. Zor-rıza diyalektiğinde, rıza aramanın by-pass edildiği bir çıplak zor gerçekliği ile karşı karşıyayız. 

Gölge devlet böler ve yönetir. Talep eder ve arzusuna ayak direyeni, cezalandırmaktan imtina etmez.


Baluken üzerinden 2 mesaj

Bilindiği üzere 4 Kasım 2016 tarihinde HDP Eş başkanları ve milletvekillerine, devletin zor aygıtları ile yönelindi. Gözaltına alınan milletvekillerinden biri özellikle 4 Kasım komplosunun simgesel planını boşa düşürdü. Eşzamanlı operasyonun istisnası olarak HDP genel merkezine gelmesi beklenen İmralı heyeti üyesi İdris Baluken gözaltına alındı ama polis aracına konulmak istenirken kafasına bastırılmak istendi. 

Gölge Devlet burada iki sembolik mesaj vermek istedi:

* Birincisi Sayın Öcalan’ın düşünsel zeminini sunduğu HDP’nin genel merkezinde İmralı heyeti üyesi Baluken’in gözaltına alınması Gölge Devletin çözüm sürecine, yani bir anlamda Sayın Öcalan’ın siyasal projesine cevabıydı.

* İkinci sembolik mesaj ise başı bastırılması istenen vekil aracılığıyla 90’larda DEP milletvekili Orhan Doğan’a yapılana benzer bir görüntü yaratılmak istenmesiydi. Böylece Gölge Devlet, İdris Baluken şahsında yakın ve uzak geçmişin hafızasına yönelik saldırı düzenledi ve Kürtlere temelde kazanımlarını unutma çağrısı yapıldı. HDP Genel Merkezi önünde Baluken’den aldığı mesaj ise oldukça tarihiydi ve kendisinde öfke nöbetlerine sebep oldu.

Gölge Devletin zihninde İdris Baluken Zazacılık politikalarına karşı kale haline getirilmek istenen Bingöl’de 2011 yılında ilk gediği açmış siyasi figürüdür. Bingöl’deki din merkezli bölmelere karşı duruşunu ve söylemleri ile Gölge Devletin planlamasını aşmanın yollarını bulmuş çok kırsal Alevi ve Sünni köyünde ziyaret gerçekleştiren ilk milletvekili olması hasebiyle ayrıştıran değil bütünleştiren bir figür olarak belirmişti.




Dil eksenli bölme politikasına cevap

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ısrarcı bir şekilde Kirmanckî (Zazaki) konuşup resmi tutanaklara bilinmeyen dil olarak geçmesine vesile olan İdris Baluken, Zaza olmanın kendinden menkul apolitik olarak kurgunlamak istenmesine İlk kurşunlardan birini atmıştır. Yine Kirmanckî’nin tüm özgünlüğü ile kamusal alanda yer alması, yer adlarının iadesi gibi dilsel konulardaki çalışmaları ile Kirmanckî’nin özgünlüğüne dair Kürt bir milletvekili olarak çalışmalar yapmış, bu çalışmalar halkın teveccühünde yer etmiştir. Böylece Gölge Devletin, dil eksenli bölme politikalarına esaslı cevabı vermiştir.

Herhangi bir siyasetçi açısından Kürt sorununa demokratik çözüm için çalışan bir heyet içerisinde bulunmak hayati önemdedir. Bu önem, hem meselesinin boyutları ile ilgili hem de bu süreçte karşılaşılan politik aktörlerle ilgilidir. Bu süreç bir bütün olarak siyasetçiye içerik açısından önemli katkılarda bulunur. Çünkü bu süreçler, hem yüz yıllık geçmiş hem de yüz yıllık gelecek perspektifini içerir. Tabi bu tarz süreçlere katılmak, bu süreçlerde emek sahibi olmak milattan bahsedebilmektir. Ne var ki, uğrunda ölünecek bir yaşamı yaratmak isteyerek milattan bahsedenler çarmıha hazırdırlar. 

Bu sürecin bir tanığı ve öznesi olan Baluken de, süreçteki çizgisiyle onurlu barışın temsilcisi oldu. Her totaliter yönetim gibi Gölge Devlet de bu duruşu cezalandırmak isteyerek sürece yönelik politik cevabını geliştirdi. Fakat bu süreci iki politik aktör arasındaki dar görüşmeler olarak görmek yerine, kısmen de olsa toplumsallaştıran, barışı tutkuyla talep ettiğini gösteren Kürt Hareketi ve heyet, Çözüm Süreci öncesi-sonrası mukayesesinde politik olarak kazanan olmuştur. Nitekim hırsla donanmış bireysel cezalandırma yenilgiye karşı geliştirilen tepki olarak okunabilir. Baluken’in tutuklu olduğu dava dosyasında bu görüntü net olarak gösterilebilir. 


Demokratik taleplere suçlama

Dava dosyasına konu olan suçlamaların esası, 2016-2017 yıllarında ablukalara karşı demokratik tepkileri konu alan eylemlerdir. Anayasal hak olmasına rağmen ısrarla kendi mahiyetini aştırarak oluşturulan suç isnatları, Gölge Devlet’in söz konusu abluka sürecini asla bir hukuk konusu yapmayıp siyasetin konusu yaptığını göstermektedir. Davanın ikinci ana merkezi demokratik özerklik çalışmalarıdır. Demokratik Özerklik, bir arada yaşama projesi olarak savunulan ve meselenin özü gereği bu minvalde çalışmalar yapılırken Gölge Devlet aklı, dava iddianamesinde bu çalışmaları oldukça sert bir şekilde suç isnadı saymaktadır.

Çözüm Heyetinde yer alan ve Sayın Öcalan ile görüşen Baluken’in 5 Haziran 2017 tarihinde Amed mitinginde konuşma yaptığı esnada IŞİD bombalı saldırı yapmıştı. Ortalık bomba sesi, patlama gürültüsü, bir çılgınlık anı olarak kargaşanın mekanıyken, devletin cihazları kayıttadır. Bu kayıtlarda da görüldüğü üzere Baluken Sayın Öcalan’dan Amed halkına selam getirmekteydi. Devlet ise o gün buna şahit ve dahil iken, bugün selamı suç unsuru saymaya çalışmaktadır. Hem de IŞİD bombalı saldırı yaptığı anda bile. Dava içeriğinde bulunan bu kısım bile Gölge Devletin hayasını göstermesi bakımından oldukça değerlidir.

Siyasal anlamda yenilmişlik, muhafazakar ve ulusalcı karşımı ittifakın karakteri ve çıplak sömürgeciliğin sureti birleşince bir davaya tüm siyasal hayat sığdırılabilir.


Sömürgeciye gönüllü kulluk edenler

Böl-yönet politikasına tabi olup, sömürgeciye gönüllü kulluk edenlere, muktedir her zaman sömürülenler arası imtiyaz sağlar. 2014 yılında Bingöl’de BDP İl binasına korucular ve kontralar saldırmıştı. Söz konusu saldırı sonrasında, cezasızlık ödülü devreye girdi ve saldırganlar hakkında tek bir soruşturma yürütülmedi. Bu yetmezmiş gibi Baluken hakkında sosyal medya üzerinden korucuları tehdit etmek suçlaması ve  üç yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Söz konusu dava 4 Kasım sonrası torba iddianame olan tutuklu olduğu davaya dahil edildi. Söz konusu paylaşımın olmadığına yönelik avukat itirazları sonrası mahkeme Bingöl Emniyeti’ne kanıt sordu. Emniyet cevabında söz konusu suçlamaya ilişkin elinde kanıt olmadığını ifade etti. Buna rağmen devletin sözcüsü olan savcı, Baluken’in bu kanıtsız suçtan cezasını istedi. Burada kanıt yok yazısı önünde bulunan savcının iş güzarlığı gibi apolitik bir fikir yürütmek doğru değildir. Savcı, böl-yönet kapsamında gönüllü kulluk sergileyen bazı varlıkları korumak ve hatta suç duyurularının aslı bile yokken iradesini ve kimliğini teslim alamadığı kişileri, gönüllü kulları için cezalandırmak esastır mesajını vermektedir. 


Kötücül hafıza

Sömürge halkının sadece dirisi değil, ölüsü bile hınç alanıdır. Ölüm hakkı dahil, herhangi bir hak sömürge için fazla görülür. Ölenin sömürgeci ile mesafesi, sömürgecinin tavrını imler. Sömürgeci, burada bir siyasa belirler ve belirlediği mesafenin herkesçe benimsenmesini talep eder. Ölüm ile yaşam arasındaki alan muğlak hale getirilir ve her ikisi de gönüllü kulluk sergilemeyenler için bir yokluk haline dönüştürülmek istenir. Dönemsel tavır değişikliği olsa da devlet hafıza demektir. Bu hafıza sömürgenin ölüsüyle olan ilişkisini kayıt altına alır ve zamanı geldiğinde hesaplaşmayı ister.

Baluken için üyelik cezası istenmesi de böylesi bir örnektir. 2011 yılında Diyarbakır’da katıldığının iddia edildiği cenaze töreni için üyelik cezası istenmektedir. Hatalı kayıta eklenmiş kötücül hafıza örneği olarak bu talebin ilginç yanı, cenaze töreninin olduğu gün Baluken’in TBMM’de bulunuyor olmasıdır. Bir ironi daha var. O da şudur ki; Baluken, o gün, TBMM’de AKP’li İçişleri Bakanı ile tartışmasında Gülen Cemaatini tartışmakta, Baluken AKP-Cemaat ilişkisini eleştirmekteyken, Bakan bu ilişkiyi savunmaktadır.

Nihayetinde bir protip olarak Baluken davası, ne bir hukuk garabetidir ne de iktidarın HDP’yi yıpratmak için fırsat kollamasıdır, ama aynı zamanda her ikisidir de. Hem de her ikisinden de fazlasıdır. Devlet aklı, vakti zamanında paralel devlet ve AKP eliyle yürüttüğü KCK siyasi soykırım operasyonlarından sonra, şimdiki ittifakının adı olan Gölge Devlet eliyle daha geniş ve gergin bir saldırıyı gerçekleştirmektedir. Yaşanılan her olay, görülen her dava, çıkarılan her KHK, milliyetçiliğe başvurulan her sözde bir kez daha Gölge Devletin Kürt halkını hem geçmişe ait taktiklerle hem de yeni taktiklerle saldırı altında tutup uzun erimli bir yenilgiye uğratmak istediğini görebiliriz.


975

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA