Sadakat üzerine güncel bir hikâye: Seyê Xemo

İskender KAHRAMAN

07 Ekim 2017 Cumartesi | Forum

‘Mesel’ diye bir edebi tür vardır Ortadoğu Edebiyatı’nda, duymuşsunuzdur. Geçmişin birikimini, yaşanmışlığını; bilgece, birkaç cümleyle aktarıverirler. Atasözleri gibidirler, ama biraz daha uzundur meseller. Ya da önce atasözü söylenir, sonra da açıklaması yapılır.

‘Erken öten horozun kafası tez kesilir’ denmez sadece. Atasözünden sonra horoz hikâyesinin tümü; fakat birkaç cümleyle anlatılır. ‘Günlerden bir gün kendini akıllı zanneden bir horoz varmış. Eğer herkesten önce ötersem sahibim beni çok sever diye düşünürmüş.

Her gün daha güneş doğmadan, tüm horozlardan önce ötmeye başlarmış. Ve derken sahibi bu horoz erken ötüyor diye tutup kesmiş. Bak gördün mü sonunda ne oldu erken öten ve kendini akıllı zanneden horoza?’ İşte böyle anlatır meseller bir hikâyeyi.

Merakta bırakır insanı. Kafasını karıştırır kişinin. Ama en önemlisi eğitir, insan eder kişiyi varsa insan olacağı! Hele eğlenceli ve düşündürücüyse dilden dile, dinden dine, çağdan çağa atlar gider.

Ermiş kişilerin anlattıkları kısacık öykülerdir yani bu edebiyat dalının ürünleri. Basit ve sade dilli oldukları kadar derin bir bilgi kaynağından gelirler. Özellikle sözlü edebiyatı gelişmiş eski toplumların kültürüdür. Mesela, Kürtlerin oturup muhabbet ettiği, sohbet ettiği her yerde bolca rastlarsınız mesellere…

Tüm dikkatini alır insanın ve üzerinde konuşulan konuyu can damarından vurur. Zaten bundan dolayı Kürt divanhanelerinde hala biri ‘dur hele bunun üzerine size bir mesele anlayım’ dediğinde herkes pür dikkat kesilir o tarafa.

Mesellerden biri de şöyle başlar bir Kürt atasözünde: ‘Nanê me dixwet, ber derê xelkê direwit’ (Bizim ekmeğimizi yer; ama başkasının kapısında havlar). Bu atasözünün Türkçe karşılığı tam olarak belki bu değildir; ama ihaneti, sadakatsizliği bir cümlede ne güzel anlatıvermiş.

‘Ekmeğini yediğin kapıya ihanet etme, saygılı ol’ diye nasihat etmişti ve bana bu atasözü üzerine bir hikâye anlatmıştı babam.

Tipili ve soğuk bir kış günüydü bana o hikâyeyi anlatıverdiğinde. ‘Seyê Xemo’ (Khemo’nun Köpeği) diye bir köpek varmış. Bu köpek, sahibinin evinin önünde ekmek yermiş; ama başkalarının kapısında bekçilik yaparmış, üstelik gelene gidene de havlarmış. Bir de utanmadan Xemo’ya, yani sahibine de havlarmış.

İyice acıkmadan sahibinin kapısına gitmezmiş. Yemeğini yedikten sonra da orada durmazmış. Ne yaparsan yap sahibinin evininin önünde durup bekçilik etmezmiş. 

Nispet olsun diye sahibi de bir şey yapmazmış ona. Yemeğini verip, sevip gönderirmiş onu. Bir gün Xemo’ya sormuşlar; ‘ya sen bu köpeği neden hala besliyorsun? Zaten ihanetçi olduğunu, doğasına aykırı davranan, sadakatsiz bir hayvan olduğunu biliyorsun!’

‘Ee, Kürtler ihanetçisi bol olan bir milletir. İhanetçilerimiz aç kaldıklarında onları beslemezsek düşmanlarımızın kapısına giderler. Bizi sevmeyenlerin oyuncağı olurlar. Ve onlar bu zayıf yanımızı bize karşı daha kötü kullanırlar’ demiş Xemo.

***

Redingotlar giyer bu tipler. Haram lokmalarla caka satarlar. Hatta iyi mevkilere de gelirler başıbozuk düzenlerde.  Yükseklerde hak sahibi olurlar yani. Milletvekilliği yaparlar efendilerinin Meclislerinde.

Halkın ekmeğini, yani sahiplerinin ekmeğini yerler; ama zorbanın kapısında dururlar, gelene gidene çıkışırlar, ahlak dersleri verirler. Ekmeğini yedikleri milletin çocuklarına, vekillerine, sözcülerine sataşırlar.

Elbette kolay değildir bir varlığın kendi doğasına aykırı davranması. Çok uğraşmak gerekir böyle biri olmak için. Seni koynunda besleyen halkın düşmanlığını yapmak olağanüstü çaba gerektirir yani.

Sebebi nedir bilinmez belki bir varlığın özüne bu derece hain olmasının, doğasına düşman olmasının ama vardır elbet bir açıklaması…

Ve her ne kadar, ‘ilahi adaletten umut kesilmez’ dese de büyükler, biraz, güzel ruhlu insana, yani F. Fanon’a bakmak gerekir aslında. Onun sömürge kişiliği üzerindeki fikirlerine…

Ne diyor ‘sömürgeciliğin sadece ekonomik ve politik boyuta sahip olmadığını, aynı zamanda psikolojik boyutu da bulunduğunu,’ söyleyen Fanon?

‘Sömürgecilik, sömürge insanını nesnelleştirir, insanlıktan uzaklaştırır. Sömürge kişiliği ise varlığını sömürgecisinin, yani sahibinin/efendisinin varlığına dayandıran, bağlayan; efendisine yaranmaya çalışan ezik, aşağılanmış kişiliktir.’ 

Yani, menfaat için kılıktan kılığa bürünen, aşağılık kompleksinden kurtulmak için kendi özünden nefret eden kişiliksiz kişiliktir sömürge kişilik!

Elbet bulmuştur ettiğini her kim ne yaptıysa enerjiler savaşında. Her ne kadar bilinmez bir sır olsa da yaşamda… Yoksa siz enerjiler dünyasına, savaşına inanmaz mısınız?

Alman düşünür Einstein bunu ispatlayamadı; ama madde enerjiye dönüşebiliyorsa, insanlar, enerjinin de maddeye dönüşebileceğini elbet bir gün hissedeceklerdir!



220

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA