OHAL, vicdani retçi ve de‘asker kaçakları’ ne yaşıyor?

Ercan Jan AKTAŞ

06 Ekim 2017 Cuma | Forum

Türkiye’de vicdani retçilerin yaşadıkları ‘sivil ölüm’ olarak ifade ediliyordu. OHAL ile Türkiye’de adalet, eşitlik, özgürlük talepleri olan bütün kesim, grup ve de bireylerin hayatları önceki süreçlerden daha da zor olmaya başladı. Adı nasıl konulursa konulsun aslında 20 Temmuz 2015 tarihinde Suruç katliamı darbe sürecinin ilk adımı ve 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen de bir darbe oldu. 

7 Haziran tarihinde hiç de demokratik olamayan bir seçim süreci sonrasında/hatta o gece, darbe sürecinin dinamiği devreye sokuldu. Zira antidemokratik/militer bütün politikalara rağmen HDP ile birlikte “başka bir yaşam/başka bir Türkiye” diyenler ciddi bir başarı elde ettiler. Bu bir yerde yeni bir Türkiye’ydi. AKP/MHP ortaklığı bunu kendilerinin sonuna giden yolun başlangıcı olarak gördükleri için devletin bütün ırkçı/militer kesim ve grupları ile birlikte  devletin teşkilat-ı mahsusa ile başlayan ırkçı/militer ve de tekçi ayarlarına daha bir sıkı dönüş yaptılar. 

Bu son darbe ile hayatlarımız üzerindeki baskılar daha da artmaya başladı. Vicdani retçi bireylerin de bir şekilde bir aileleri, sürdürmeleri gereken bir ekonomik yaşamları vardı. Son bir yıl içinde vicdani retçiler ile birlikte askerlik yapmayan yüzbinler de iş hayatının tamamen dışına itildiler. Şimdiye kadar olmayan bir şey; iş yerlerine Milli Savunma Bakanlığı’nca “iş yerlerinizde kaçak asker çalıştırmayın” tebliğleri yapıldı. Birçok vicdani retçi, “yoklama/bakaya kaçağı” işlerini bırakmaz zorunda bırakıldı.

Diğer bir şey de her birimizin adreslerine binlerce TL’den oluşan ceza bildirimleri yapıldı. Bu iki durum hayatları biraz daha baskı altına almaya başladı. Bu baskılar ile mücadele etmek önceki zamanlara göre daha da zorlaşmaya başladı. Daha önce de yapılan GBT yoklamaları daha sık ve de keyfi yapılmaya başladı. Yaşadığın kentin sokakları artık senin için daha da tehlikeli olmaya başladı. Yolculuk etmek, bir yerde konaklamak, ekonomik bir yaşam kurma imkânları hemen hemen elimizde alındı. Böylesi bir durum Türkiye’de hem askerlik yapmayan “yoklama/bakaya kaçakları”nın ve hem de vicdani retçilerin hayatlarını nerede ise imkansız hale getirdi. 

Çeşitli gerekçeler ile davalar açılmaya ve evlerimize baskınlar yapılmaya başlandı. Bu kapsamda hakkımda üç dava açıldı. Bu davalarım İstanbul’da devam ederken Paris ve Lyon panelleri için Fransa geçtim ve bir yıl olacak Fransa’da yaşıyorum. En sonda ailemin yaşadığı İstanbul adresine hakkımda yeni bir “yakalama” kararı iletildi. 14 Mayıs 2005 tarihinde “savaş politikalarınıza alet olmayacak o üniformayı giymeyeceğim” diyerek vicdani reddimi yapmıştım. 12 yıl sonra “bakaya” olduğum gerekçesi ile 7 bin TL üzeri bir para cezası ve de “yakalama” kararı iletilmiş oldu. 

Türkiye’de benim gibi olan, çeşitli nedenler ile askerlik yapmayan, vicdani retçi ya da değil yüzbinlerce insan var –bunların 2 bine yakını vicdani retçi - . şu durumda bu insanlarda “ya üniformayı giyeceksin ya da Türkiye’yi terk edeceksin” deniyor. Bu bağlamda çok ciddi mağduriyetler yaşanıyor. Mevcut baskılardan dolayı eskisi gibi bir dayanışma örmek de çok mümkün olmuyor. Böyle olunca bu sıkıntıları yaşayanlar bir başlarına kalıyorlar.

Hemen hemen her hafta bir şekilde sosyal medya hesaplarım üzerinden bana ulaşıp bu konulara dair bir şeyler soran ya da “ben de Avrupa’ya gelmek istiyorum” diyen çok insan oluyor. Ben de gelmenin çözüm olmadığını, zira bunu yaşıyorum, belki devletin baskısı üzerimizde kalıyor, ancak hayatı bir şekilde yaşadığımız kentlerden, sokaklardan, birlikte hayatı paylaştığımız insanlardan uzak kalmak hiç de kolay bir şey değil.

Kendi duygumu söylüyorum; 11 ay oldu Fransa’da yaşıyorum özlem/hasret acısı çekmediğim hiçbir saatim yok gibi. Bu çok ciddi bir duygusal baskıdır. Daha önce hiç de kısa olmayacak bir zaman cezaevi yaşamış biri olarak zaman zaman devletin cezaevlerinde uyguladığı katliamlar dışında böylesi duygusal bir zorlanmayı yaşamadım. Eskide “özlemek güzeldir” derdim, ama şimdi ne kadar büyük laf etmiş olduğumu görüyorum. Mehmed Uzun’un „Sürgün bir ayrılıktır, bir hüzündür. İnsani olmayan ağır bir cezadır” sözünü tüm iliklerime kadar yaşıyorum.

Bir şekilde dayanmak ve durduğumuz yerden doğru mücadele etmekten başka bir şansımız yoktur. Küçük küçük de olsa dayanışma ağlarını kurmak, olanları büyütmek dışında yapacak bir şeyimiz yok. Bu konuda aslında Avrupa Vicdani Ofisi (EBCO) ve de Uluslararası Savaşkarşıtkları (WRI)’nin Türkiye’de vicdani retçilerin/”bakaya/yoklama” kaçaklarına dönük bir kampanya ya da çalışması olabilir. Bu son iki yıl içinde bir bunları mücadelemiz içinde göremedim. Oysa hem OHAL ile işlerinden yaşam alanlarından olan akademisyenler, gazeteciler ve siyasetçiler arasında böylesi güzel dayanışma örnekleri oluştu. Geç değil bu ağır süreç devam ediyor.


245

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA