Çıplak gerçeği görmek

Dr. Hüseyin AKDAĞ

06 Ekim 2017 Cuma | Forum

25 Eylül’de Güney Kürdistan’da gerçekleştirilen bağımsızlık referandumu önemli gelişmeleri de beraberinde getiriyor. Hiç şüphesiz bağımsızlık referandumu, halkların kendi kaderini tayin etme prensibi gözönüne getirildiğinde önemli bir hak. 

Komşularıyla birlikte bir barış ortamında, iyi komşuluk ilişkilerine dayalı bir statü içinde olması Kürtlerin de hakkıdır.

Belli bir yere kadar insan buna bir anlam verse de Güney Kürdistan’da ortaya çıkan durum hazindir.

Referandum gibi çok önemli bir karar, partiler arasında doğru dürüst tartışılmadı. Parlamento’nun gündemine gelmedi. Zaten Güney Kürdistan Parlamentosu da kapalı ve işlevsizdi.  Parlamento formalite icabı her şey olup bittikten sonra dahil edildi. 

Yine böyle bir karar, sadece Güney Kürdistan için sonuçlar ortaya çıkarmıyor. Bakur, Rojava ve Rojhilat parçalarının da referandum tartışmalarına dahil edilmesi gerekiyordu. Onların görüşleri, ortaklaşmaları, yük paylaşımları çok önemliydi. 

Ortaklaşma, görüşlerini alma, farklı parçalardaki kurum, örgüt ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin desteğini isteme adına hiç bir girişimde bulunulmadı. Bir kaç parti kendi başına bir nevi fiili bir durum yarattı, işi oldu bittiye getirdi. 


Bu kadar tepki beklemiyorlardı

Ancak KDP ve etrafında kümelenen kesimler, bu kadar olumsuz tepkiler alabileceklerini beklemiyorlardı. Türkiye’nin tutumu KDP açısında tam bir hayal kırıklığıydı. 

Türkiye ile yoğun ilişkileri vardı. KDP ve etrafından kümelenen kesimler ekonomik, siyasal ve diplomasi alanında tümüyle Erdoğan yönetimindeki Türkiye’nin denetimine girmişlerdi. Ekonomik bütün kaynakları AKP’ye peşkeş çekmişlerdi. 

Buna rağmen Türkiye’nin gözüne bir türlü giremedi. Bu haliyle de tam bir hayal kırıklığı yaşıyor. Durum aslında çok hazindir. Neçirvan Barzani’nin yaptığı açıklamalarda aslında bu hazin durumu görmek mümkün. 

KDP, referanduma giderken faşist Türk devletinin geleneği, niteliği ve kuracağı pusuları çok fazla düşünmeden hareket etti. 

Yine dikkat çekici bir durum daha ortaya çıkıyor. KDP ve etrafında kümelenen kesimler, AKP’nin Kürdistan’daki teşkilatlarının KDP’nin uzantısı olduğunu söylüyor. 

Bu şimdi kadar bilinen ama kendilerinin ısrarla sakladığı bir durumun ilanı ve itirafıydı. 

Özellikle Kuzey Kürdistan’da KDP’nin izinden yürüyen yapılar, AKP’nin teşkilatlarının kendilerinden oluştuğunu itiraf ederek, akıllarınca Erdoğan ve AKP’ye şantaj yapıyor, Türk devletinin geri adım atmasını sağlatmak istiyordu! AKP’nin MHP ile gerçekleştirdiği faşist ittifak ve bu ittifakın Türk devletinin bütün gözeneklerine nüfuz ettiğini bu kesimler halen kavramış değil. 

Erdoğan ve AKP’nin yaptığının sadece PKK düşmanlığı değil, Kürt düşmanlığı olduğunu ve kendilerine ihtiyaç kalmadığını henüz bilince çıkarmış değiller. Bunlar AKP yönetimindeki Türk devletinin sadece PKK’ye düşman olduğunu sanıyor, ortaya çıkan ranttan da pay sahibi olmak istiyorlardı.

Bağımsızlık referandumuna da Türkiye’nin karşı çıkmayacağı gibi bir düşünce içine girdiler. Türkiye dişlerini gösterdikçe de KDP ve ona bağlı kesimler derin bir hayal kırıklığı yaşadı. 

KDP ve onun özellikle Kuzey Kürdistan’daki izdüşümleri, AKP’den aldığı bu tutumdan vazgeçeceğini düşünüyorlarsa oldukça yanılıyor. 

Türk Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve Türk Cumhurbaşkan Erdoğan’ın Tahran ziyareti, Irak, İran ve Türkiye’nin Kürt’e kefen giydirme amacını taşıyor. Türkiye, Güneyli güçleri de hedefleyen Kürt karşıtı bu ittifaka ise öncülük ediyor. 


Erdoğan yönlendirdi

Peki nasıl oldu da, KDP başta olmak üzere Güneyli güçler böylesi bir durumun tespitini daha önce yapamadı?

Bu durumu bizzat Erdoğan’ın yarattığını düşünüyorum. Erdoğan, KDP’ye “referanduma git seni destekleriz” şeklinde telkinde bulundu. Amacı, KDP’yi bir Kürt-Arap savaşına yönlendirmekti. Ortadoğu’daki gelişmeler, Kürt-Arap ittifakını ortaya çıkarmıştı. Erdoğan, KDP’yi işte böylesi bir referanduma yönelterek ortaya çıkabilecek olası bir Kürt-Arap ittifakını da dinamitledi. Bunu Barzani üzerinden yaptı. 

Peki, bir Kürt-Arap çatışması başlar mı? Kerkük’te böylesi bir çatışma ortaya çıkarsa, bu derinleşir. Muhtemelen Irak ambargoyu daha fazla sıkılaştırır. Şimdilik, havadan bir abluka var. Bunun karadan da daha ağırlaştırılacağı tahmin ediliyor. 

Güney Kürdistan’da bu yeni durum sadece Güney’i olumsuz etkilemiyor. Diğer parçalar açısından da sıkıntılı durumlar ortaya çıkardığını belirtmek gerekiyor. 

Araplar, Kürtleri kabul noktasında Türkiye ve İran’dan da daha olumlu bir noktadaydı. Irak’ta Araplar Güney Kürdistan’ı zaten federasyonun bir parçası olarak kabul etmişlerdi. 

Rojava ve Kuzey Suriye’de de Arapların Kürtlere olumsuz bakış açısı kırılmıştı. Gerek Suriye’de gerekse de Irak’ta Kürt ve Arap toplumları arasında daha önce var olan güvensizlik ortamı büyük oranda kırılmıştı. 

Aslında Güney Kürdistan, normal bir federasyon biçimini de aşan bir yapıya sahipti. Normal olarak federe devletlerin kendi başına farklı ülkelerle diplomasi faaliyetleri yok. Ama Güney Kürdistanlı yöneticiler ve parti liderleri Batı başkentlerinde büyük bir saygınlık içinde karşılanıyordu. Yine, Batılı devlet adamları ve etkili uluslararası kurumların temsilcileri de Hewlêr’e sık sık ziyarette bulunuyorlardı. Bu durum, Bağdat’ta farklı bir rahatsızlığa yol açmıyordu. Ama bu ambargo devam ederse, hali hazırdaki federasyon statüsünden de geri pozisyonlara gerileme riski de var. 


Hiçbir altyapı yok

KCK yetkileri en üst düzeyde, Türkiye’nin Güney Kürdistan’a saldırması durumunda karşılık vereceklerini deklare etti. KDP ile çelişkiler olsa da iş ülke topraklarını ve halkı korumaya geldiğinde PKK’nin misyonuna uygun tavır sergileyeceği açık. 

Ancak, biz Kürtlerin ortaya çıkan bu fiili durumu sorgulamamız da kaçınılmaz bir görev olarak ortada duruyor. Bu sorgulama aynı zamanda Kürtlerin içinde bulunduğu olumsuz koşulları aşmasına da yardımcı olacak. 

Bağımsız bir devlet olmak istiyorsun ama askeri, siyasi, diplomatik ve daha önemlisi ekonomik olarak nasıl ayakta duracaksın, nasıl savunacaksın?

Ambargo karşısında Güney Kürdistan’ın 1 ay ayakta kalacak bir yapısı yok. Çünkü üretim yok, sanayi yok, tarım yok. Petrolü Türkiye üzerinden satıyor. Bağımsız devlet istiyor ama hiç bir altyapı hazırlığı yok. Ekonomik alandaki bu kısırlığı askeri alanda da görmek mümkün. 

Tüm bu tablo gözönüne alındığında ister istemez “KDP, referandumdan sonra kendisini tümüyle Türkiye’nin denetimine açar mı” sorusu akıllara gelmiyor değil. 

“İllahi Türkiye bizi kabul etsin, Irak’tan uzaklaşıp Türkiye’ye yaslanalım” derlerse ve böylesi bir teslimiyete başvururlarsa, şu anki federasyondan da vazgeçmeleri gerekir. Kuzey Kürdistan’da işbirlikçi bazı aşiretler ve onların ağaları gibi bir pozisyona gerilerlerse, Türkiye ancak onları kabul edebilir. 

KDP ve diğer Güneyli güçler artık çıplak gerçekleri görmek zorunda. Referandum öncesi hesaplayamadıkları gelişmeler, Güney Kürdistan’ın çok ağır bir sürece girebileceğini gösteriyor. 

Kürtler arası ulusal birlik, her toplumsal kesim, parti ve örgütlerin düşüncelerini ve desteğini alma son derece hayati öneme haizdir. 


164

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA