6-8 Ekim Kobanê serhildanı

10 gün Kobanê düşmedi, sırasıyla DAİŞ işgalindeki Til Hemîs, Til Beraq, Şedadê, Hol, Eyn Îsa, Girê Spî, Sirrîn, Tişrîn, Minbic, Tebqa ve Reqa düştü…

06 Ekim 2017 Cuma | Dizi

5 Ekim 2014 DAİŞ’in Kobanê kent merkezine girmesiyle Kürt kentlerinde milyonlar sokaklara çıktı. Devletin şiddeti hiç gecikmedi. Sahaya bu kez başka silahlı gruplar da sürüldü. Hür Dava Partisi sempatizanları ve üyeleri, Hizbullah’ın 1990’larda Kürdistan’daki cinayetlerini aratmadı. Olayların akabinde 30 Ekim’de toplanan MGK hala devam eden savaşın kararını aldı.

Tarihe “6-7-8 Ekim eylemleri” geçen katliamın bilançosu da ağırdı. Amed, Muş, Batman, Antep, Van, Urfa, Siirt, Mardin, Bingöl, İstanbul, İzmir ve Adana’da 50 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı.

19 Temmuz 2012

Kürdistan’ın en küçük parçası/bedeni Rojava, 19 Temmuz 2012’de Kobanê’den tüm dünyaya Rojava Devrimi’ni armağan etti. Uzun yıllardır Suriye rejiminin işgali altında bulunan yaklaşık 3 milyon Kürdün kaderi, önemli gelişmelerin, alt üst oluşların yaşandığı ulus-devlet ve onun her tarafa sinmiş statükosuna karşı bir başkaldırı olarak ortaya çıkıp devrime dönüştü.  

Rojava halkı Kobanê’den sonra Cizîr ve Efrîn kantonlarını ilan ettiğini duyurdu. Dicle ve Fırat nehirlerinin geçişine ev sahipliği yapan Rojava’da demokratik halk devrimi büyüdükçe saldırılar arttı. Başta yerel güçler olmak üzere, uluslararası saldırılara maruz kalan Rojava; öz savunma ile saldırılara karşı koydu. 2004 yılında kurulan, 2011 yılında resmi ilanı yapılan YPG bu birlik içinde özgün olarak oluşturulan YPJ, tüm Rojava hattında öz savunmayı hayata geçiren kurumlar oldu. Bu saldırıların boyutu sadece askeri değildi; hukuksal, sosyal, basın-yayın, insani açıdan da hedef yapılarak yalnızlaştırılmak istendi. Askeri saldırıların genelini DAİŞ yaptı. Kürt halkını boğmaya, yok etmeye odaklanmış bu çeteler düzenli olarak Rojava’ya saldırmaya devam etti. Sistematikleşen bu saldırılarda ağır silahlar kullanıldı. Aradan geçen 3 yıllık süreçte herhangi bir şey elde edemeyen DAİŞ, Ortadoğu’daki açık/dolaylı ve uluslararası destekçilerinin planı ile 2014’te, devrimin yıl dönümüne az bir süre kala tüm güçlerini seferber ederek en küçük ve stratejik konumda bulunan Kobanê Kantonu’na saldırdı. Türkiye’de de çokça yankı uyandıran ve halkı sokaklara, sınırlara döken bu saldırılara yine YPG savaşçıları ve halk tarafından büyük bir cevap verildi. 

Her şey 15 Eylül’de başladı

10 Eylül 2014’te en yoğun hali ile başlayan saldırı dalgaları 15 Eylül tarihinde sınırları taşırdı. Kobanê’ye bağlı yüzlerce köyden insanlar yerlerini terk ederek tek çıkış yolu olan Türkiye sınırına kendini vurdu. Çünkü DAİŞ köylere tank atışları yaparak toplu katliam girişimlerine başlamıştı. Kobanê’ye daha önce saldıran ve geri püskürtülen çeteler, yanlarına aldıkları takviye ağır silahlarla tekrar saldırıya geçtiler. Bu saldırının maddi-manevi değeri vardı! İki kantonun tam ortasında olması, Türkiye ile sıfır sınır noktasında ve Til Abyad ve Cerablus ile komşu oluşu, tarım için elverişli topraklara sahip olması, etrafı tamamen kapalı olması ve en küçük kanton oluşu Kobanê’yi stratejik bir üsse çeviriyordu. Önemsiz gibi görünse de Kobanê’ye bu denli saldırıda bulunmalarının psikolojik sebebi de devrimin ilan edildiği kanton oluşu ve şimdiye kadar darbe aldıkları ilk yer olmasıydı. Uluslararası camiada imajlarının, propagandalarının çöktüğü ilk yer olması idi… 

DAİŞ’in saldırıları artarak devam etti. Tarihler 20 Eylül’ü gösterdiğinde gerek geçişler gerek Kobanê’den gelen on binlerce insana yardım etmek adına Bakur halkı Suruç sınırına yağmaya başladı. Sınırın diğer tarafında DAİŞ’in Kobanê’yi vuran top sesleri, bu tarafında ise Türk devletinin Suruç ovasını kaplayan gaz bulutu, döktüğü su ve gözaltıları vardı. Ortaya çıkan tablo vahimdi. Bir yandan kendini savunmaya başlayan bir kent ve o kente sınırın öte yanından ses olmayan çalışan siviller; diğer yandan insanlık dışı barbar çeteler ve onlara alenen destek olan bir devlet gerçekliği. Saldırılar vicdanı olan herkesi derinden yaralamıştı. Psikolojik kopuş çoktan başlamıştı. Bundan sonra sürece esas şekil verecek şey Kobanê’nin güncel durumu olacaktı. Ekim ayının başlarında DAİŞ kent merkezine girdi. Ve bu durum serhildanın da kıvılcımı oldu… 

Gün gün serhildana giden süreç

Ekim ayına girilmesi ile savaş çok daha yoğunlaşmış, siyasal-diplomatik-sosyal anlamda tüm ilişkiler çok daha hızlanmıştı. Dünyanın gözü Kobanê’ye dönmüştü. Bu sürecin önemli ve kritik anlarını gün gün hatırlatmakta fayda var:

29 EYLÜL 29 Eylül 2014’te Amerika’da “Ortadoğu’da yeni Kürt Realitesi” adlı etkinliği düzenleniyordu. DAİŞ Kobanê’ye 1 km yaklaşmıştı. Tüm çağrılara rağmen Türkiye ağır silah koridoru açmıyordu. Kobanê Kuşatması sürerken HDP, EMEP, ÖDP, Halkevleri ve EHP’nin katılımıyla Taksim’de; HDP, DBP katılımıyla da Amed’te gösteri yapıldı.

2 EKİM Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Kobanê’de yaşananlar ile “sürecin” ayrılmaz bir bütün olduğunu hatırlatarak, herkesi büyük bedellere mal olan bu demokratik yolculuğu ve insanlık mücadelesini sahiplenmeye çağırdı. Öcalan “Sonuna kadar direniş olmalı” diyerek halka seslendi. 

Amed’te Halk İnisiyatif’nin çağrısı ile Kobanê’ye yönelik DAİŞ’in saldırılarını protesto etmek için kepenk kapatma, okul boykotu, kontak kapatma eylemi yapılırken; belediyeye ait otobüsler de çalışmadı. Çağrıya Bağlar ve Sur ilçeleri başta olmak üzere kentin çoğunluğu cevap verdi. Öğrenciler okula gitmedi.

3 EKİM Diyarbakır’da DTK, HDP, DBP ve HDK eş başkanları yaptıkları basın toplantısıyla, Kobanê direnişinin sahiplenme çağrısı yaptı. Açıklamada, “DAİŞ bilsin ki, bu topraklar Kürdistan topraklarıdır. Kürdistan halkı tarihte olduğu gibi bugünde direnecektir. Kürdistan hiçbir yere benzemez. Bilsinler ki Kürt halkı son damlasına kadar direnişini sürdürecektir. Cesedimize ayak basmadıkça Kobanê’ye giremeyeceklerdir” denildi. Cizre halkı ise Cudi, Sur, Yafes, Konak mahalleleri başta olmak üzere birçok yerde havai fişekler, silahlar ve, “Bîjî berxwadane Kobanê” sloganları ile ayağa kalktı.

4 EKİM PYD Eş Başkanlarından Salih Müslim durumun kritik olduğunu, Ankara’dan diğer Kürt kantonlarındaki silahların Kobanê’ye Türkiye toprakları üzerinden aktarılması için koridor açmasını talep etti.

Arîn Mîrkan’ın şehadeti

5 EKİM: YPJ savaşçılarından Arîn Mirkan fedai eylemde bulundu. Bu eylem savaşın tüm anatomisini değiştirdi. Büyük bir şok etkisi yarattı. YPG şu açıklamayı yaptı: “DAIŞ çetelerinin Kobanê’yi işgal etmek amacıyla başlattığı ve 20’nci gününde olan saldırılara karşı güçlerimiz, sarsılmaz bir irade ile direnmektedir. 50 ayrı noktada çok yoğun, şiddetli ve göğüs göğüse çatışmalar yaşanmaktadır. Bu çatışmalarda tespit edilebilen 74 çete öldürülmüştür. Çetelerin Kobanê’ye girişini engellemek için cansiperane savaşan, büyük cesaret sergileyen ve kahramanca savaşan 15 yoldaşımız şehadate ulaşmıştır. Tüm güçleriyle saldıran çete güçlerine karşı tarihi bir direniş sergileyen bu 15 yoldaşımız içinde bulunan Arîn yoldaşımız ise çete saldırılarına karşı fedai bir eylem gerçekleştirmiştir. Arîn yoldaş eylem yaptığı saldırı gücünü durdurmuş ve onlarca çeteyi öldürmüştür. Arîn yoldaşın bu eylemiyle ortaya koyduğu cesaret, fedakarlık ve özveri tüm YPG ve YPJ’li savaşçılarımızın direniş tutumudur. Tüm YPG ve YPJ savaşçıları gerekirse Arînleşecek, fakat Kobanê’ye yönelik bu çete saldırılarının amacına ulaşmasına izin verilmeyecektir.” 

Eyleme tanıklık eden savaşçı arkadaşları da Arin’in son sözünün “Bu eylemi halkımız için yapmalıyım. Özgür bir gelecek ve Özgür Önderlikte buluşalım” olduğunu belirttiler. 

Erdoğan’ın açıklaması

7 EKİM:  Antep’i ziyaret eden Erdoğan, “Havadan bombalayarak bu sorunlar çözülmez. Yerde mücadele eden yapılarla işbirliği kurulmadan netice alınamaz. İşte aylar geçti ve herhangi bir netice yok. Şu anda Kobanê de düştü düşüyor” diye konuştu… Tarihe “6-8 Ekim Halk Ayaklanması” veya “Kobanê Serhildanı” adı ile geçen bu tarihi üç gün, bu açıklamadan sonra hız kazandı. Sokağa çıkan halk bu vicdansızlığa tepkisini ortaya koydu. 

Serhildanın talepleri

Tarihe “6-8 Ekim Halk Ayaklanması” veya “Kobanê Serhildanı” olarak geçen gerçekliğin arkasında elbette çeşitli talepler vardı. Talepleri özetle şöyle belirtmek mümkün:

1- Kobanê’ye yakın bölgeler veya başka yerlerden gelen askeri yardımın ulaşması için geçişin tek mümkün olduğu Türkiye tarafından bir koridorun açılması. 

2- Türkiye DAİŞ’ten desteğini çeksin.

3- Kobanê’yi sahiplenen halka karşı düşmanca tavırdan vazgeçilmesi.

4- Çözüm sürecine layık davranılması ve söylenen, belirtilen çerçeveye mutabakıt kalınması.

Taleplere AKP’nin cevabı

Erdoğan’ın ise daha sonra yaptığı açıklama tüm taleplere adeta cevaptı. PYD’yi terör örgütü ilan eden Erdoğan, ona destek verenleri de suçladı. Silah desteğini ise asla düşünmediklerini açık belirtti ve şunu söyledi: ‘’Son günlerde bir şeyler dolaşmaya başladı. Nedir o? PYD’ye silah desteği vermek ve PYD’ye verilecek silah desteği ile DAİŞ’e karşı burada bir cephe oluşturmak. PYD şu anda bizim için PKK ile eştir. O da bir terör örgütüdür. Yani bir terör örgütüne kalkıp da bize dost olan, NATO’da beraber olan Amerika’nın böyle bir desteği, açıktan açığa bunu söyleyerek bizden böyle bir ‘evet’ ifadesini, yaklaşımını beklemesi bir defa çok çok yanlış olur. Böyle bir şeyi bizden beklemesi mümkün değil, böyle bir şeye ‘evet’ diyemeyiz” dedi.

Ayrıca bir başka konuşmasında, “Kobanê ile Türkiye’nin ne alakası var” diyen Erdoğan, bir başka açıklamasında da “Halep’in, Kobanê’den daha önemli” olduğunu ifade etti.

ABD’den ilk açıklamalar

ABD ise bu açıklamalara temkinli yaklaşıyordu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Marie Harf, PYD ile PKK’nin ayrı yapılar olduğunu ifade etti. Ayrıca Türkiye’nin DAİŞ’e karşı oluşturulan koalisyona katılmasını sıcak karşılayacaklarını belirten siyasi demeçler verdi. 

6-8 Ekim süreci

Kısmi olarak 6 Ekim’de başlayan 7 ve 8 Ekim’de doruğa çıkan serhildan ise ülkeyi ve dünyayı resmen sarstı. Sokaklar ateş topuna dönmüş, asker ve polis sokağa çıkamaz olmuştu. Hemen hemen tüm kente hakim olan halk, taleplerin karşılanması için çağrıda bulundu. Kobanê artık dünyanın gündeminde idi!  

Avrupa’dan da sesler yükseliyordu. Yurtdışındaki tüm Kürtler ayağa kalkmıştı. Hollanda’da yaşayan Kürdistanlılar Hollanda Parlamentosu’nu işgal etti.Guney Kürdistan’da halk Kobanê için eylemlere başladı. Kerkük ve Qaledize kentlerinde kitlesel gösteriler düzenledi. “Biji berxedana Kobanê sloganı“ Süleymaniye kentinde de yankılandı. Cıwanro, Sine, Mahabad, Kırmanşah, Urmiye, Loristan, Bokan’ın yanısıra Tahran’daki eylemler ve destek amaçlı başlatılan açlık grevleri günlerce sürdü.

Türk devleti ise kirli basını üzerinden algı operasyonları yaptı. Çok geçmeden Mart 2006 olaylarını hatırlatırcasına “kadın da olsa çocuk da olsa gereken yapılır” yaklaşımı benimsendi. Sokak ortasında polis cinayet işlemeye başlamıştı. Yine hizbulkontra gibi yapıların da açık tahriklerini destekleyerek, silah kullanmalarına göz yumdu.  
6 Ekim’de başlayan protesto eylemlerinde 12 Ekim’e kadar özellikle Amed, Mêrdin, Sêrt’te, Çewlîg’de, Dîlok’ta, Wan’da, Mûş, Êlîh, İstanbul ve Adana’da polisler cinayetler işlemeye başladı. 6 Ekim ile 12 Ekim tarihleri arasında 50’ye yakın insan öldürüldü.


Serhildanın yansımaları

Bu tarihlerde başka önemli gelişmeler de yaşandı:

  • Diyarbakır’da sokağa çıkma yasağı, Çınar, Eğil, Ergani, Dicle, Hani, Hazro, Kocaköy, Kulp ilçeleri de dahil birer gün uzatıldı. Yasak, İl İdaresi Kanununa dayandırıldı. Kentte okullar tatil, uçak seferleri iptal edildi. Diyarbakır’ın ardından Dersim’de de okullar iki gün tatil edildi. Hakkari ve Van’da da üniversitelerde eğitime ara verildi.
  • Türk Emniyet Genel Müdürlüğü’ne göre; 36 ilde meydana gelen 2 bin 389 olayda, 48 sivil ve 2 polis yaşamını yitirdi, 438 sivil ve 331 polis yaralandı, 4 bin 291 kişi gözaltına alındı, bunlardan bin 105’i tutuklanarak cezaevine konuldu.
  • Devlet serhildanı kontrol edemeyince kısmi olarak geri adım attı. Olayları başlatan Erdoğan, 9 Ekim’de yaptığı açıklamada Kobanê protestolarının çözüm sürecini hedef aldığını iddia etti. 
  • Not düşmekte fayda var: Bu açıklamadan bir gün sonra Koalisyon güçlerinin ABD’li temsilcisi General John Allen’ın Ankara temaslarının ilk gününün ardından, ABD ve Türkiye’nin DAİŞ’e karşı mücadelenin askeri planlamasını hazırlamak üzere anlaştığı açıklandı. 

HDP’nin basın toplantısı

Şiddeti teşvik etmekle suçladığı Kürt tarafı adına ise aynı gün HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş bir basın toplantısı düzenledi. Demirtaş, HDP’nin Kobanê için dayanışma çağrılarında kimseyi şiddete davet etmediklerini, insani bir çağrı olduğunu söyledi. Demirtaş, PKK lideri Abdullah Öcalan ile dün gece yazılı olarak mesajlaştıklarını belirterek “Kendisiyle bu katliam tehlikesine karşı diyalog ve müzakereyi hızlandırma yöntemini bütün taraflara telkin ettiğini önerdiğini belirtmek istiyoruz” diye konuştu. Demirtaş, DAİŞ‘in kullandığı silahların Türkiye’den gönderildiği iddialarının toplumda kırılma yarattığını söyledi.


Öcalan’ın mesajı
KOBANÊ DİRENECEK

Serhildanı, Başkan Öcalan’ın açıklaması bitirdi. Öcalan’ın açıklaması şöyleydi: “Kürt halkı mazlum bir halktır. Kobanê halkı mazlum bir halktır. Sadece aramıza bir sınır çizilmiştir. Kobanê halkı emeğiyle ordadır. Kendilerine özgü bir sistem oluşturmuşlar. Devlet buna tahammül edemiyor. Onlara destek olmalıdır ama onlara destek olmuyorlar.

Kobanê’deki insanlarımız sonuna kadar direnecekler. DAİŞ’in olduğu yerde ve Kürtlerin yaşadığı bölgede nerede bir DAİŞ varsa sonuna kadar direneceğiz. DAİŞ’e hiçbir taviz verilmeyecek. DAİŞ yapay bir örgüttür. Kürtlere yönelik nerde böyle bir saldırı varsa büyük bir cevap olunmalıdır.

Kürtler uluslararası destek alan DAİŞ tarafından yok edilmeye çalışılıyor. Kimsenin bir halkı yok etmeye hakkı yok. Bu politikaya karşı Kürtler her yerde ayaklansın. DAİŞ’e karşı büyük bir direniş sergilemeliler. Eğer bunu bugün yapmazlarsa yarın çok geç olabilir.

Bakın ne yapıyorlar bizlerin bir kısmını sabah kahvaltısı, bir kısmını öğle yemeği bir kısmını da akşam yemeği yapıyorlar. Bu kabul edilebilecek bir durum değildir. Kimsenin hakkı yoktur Kobanê’yi yalnız bırakmaya. DAİŞ‘e karşı her yerde büyük bir direniş olmalıdır.

Kobanê bizim her şeyimizdir. Kobanê’deki süreç her kesim içindir. Kürt halkı orda bir şemsiyedir. Türkmen, Arap, Ermeni halkı da dahil olmak üzere oradaki bütün etnik kesimler bu şemsiye altında yaşamlarını sürdürebilirler.


Kardeşliğin de bir hukuku vardır

Kürt halkı her kesimle kardeşlik yapmak istiyor. Türkler de kardeşimizdir ancak kardeşliğin de bir hukuku vardır. Eğer bu hukuk yürütülmezse bu kardeşlik doğru bir kardeşlik değildir. Bu kabul edilemez. Doğru bir kardeşlik olmalıdır.

Bütün Kürt halkı, hiçbir halkla düşman değildir. Her halkla her kesimle dosttur, arkadaştır. Aydın ve demokrat kesimler ve her yapı her renk, Kobanê halkını yalnız bırakmamalıdır.

Kimsenin Kürt halkını eritmeye, bitirmeye hakkı yoktur, biz bunu kabul etmiyoruz. Kürtlere sadece bir şey kalıyor. O da büyük bir direniştir.


Süreç tek taraflı olmayacak

Bizim tarafımızda bir şey yoktur. Bizlerin omuzlarına ne düşerse onu yapacağız ve yapıyoruz da. Ama süreç tek taraflı olmaz.

Türkiye’de yasalar çıkartıyorlar. Maxmur halkı gelsin diyorlar. Peki bunun hakkında bir yasa çıkarmışlar mı? Hayır, yasa çıkartılmamış. Kürt savaşçıları gelsin diyorlar, bunun için bir yasan var mı? Yok.

Peki Kürtler gelip ne yapsınlar. Gelsinler de tutuklayıp cezaevine mi atasın? Bu kabul edilebilir bir şey değil.

Eğer isterlerse daha önce onlara da söylemişim müzakere başlayacaksa, oyalama olmamalıdır. Doğru ve gerçek bir müzakere olmalıdır. Dedim bana bir sekreter verin, istediklerimi yazabileyim diye, bunu dahi yapamadılar. Süreç teoride var ama pratikte yürütülmüyor. Bu şekilde süreç yürümez.

Sürecin yürümesini istiyorsak, doğru bir müzakere olacaksa biz her şeye hazırız. Biz doğru bir sürecin yürümesini istiyoruz.

Eğer 15 Ekim’e kadar bunu yapmayacaklarsa benim tarafımdan süreç bitmiştir. Benim yapacağım bir şey yoktur. Beş yıldır bunu yapıyorlar ancak oluşan bir şey olmamıştır. Bu doğru değildir.


Oyalama taktikler istemiyoruz

Bir ikincisi, tahmin ediyorum ki JİTEM süreci bozmak için devreye girmiş durumda. JİTEM eğer bertaraf edilmezse, tekrar devreden çıkmazsa, bu süreç yürümez. JİTEM’i aradan çıkartın süreç demokratik bir şekilde yürüsün. 

Biz her şeye hazır ancak doğru ve gerçek bir süreçten istiyoruz. Oyalama taktikler istemiyoruz.” 


BİNGÖL KATLİAMI

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın açıklamasından sonra kentler biraz sakinleşse de ilginç bir şekilde cevap mahiyetinde provokasyonlar geliştirildi. Bingöl’deki cinayet bunlardan sadece biridir. Çünkü AKP, Bingöl’de 90’lı yılları bile geride bırakan bir provokasyona imza attı. 9 Ekim günü kent merkezinde aralarında İl Emniyet Müdürü’nün de bulunduğu polislere yapılan saldırıda, 2 polis öldü. Olayın ardından Türk Başbakanı Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, “bunu yapanlara misliyle cevap verilecektir” dedi. Aynı gece Genç ilçesinde bir otomobili tarayan özel harekat timleri ve askerler masum 4 insanı katletti. Davutoğlu’nun “cezalandırıldılar” dediği 4 kişinin, Bingöl’de polislere yapılan saldırıyla hiçbir ilgilerinin olmadığı otopsi raporuyla anlaşıldı.

ANF/ HABER MERKEZİ


592

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA