Sermayenin yeni köleleri: Çocuk işçiler

Türkiye’de en az 2 milyon çocuk işçi bulunuyor. Bunların çoğu Kürdistanlı çocuklar. Son dönemlerde buna Suriyeli çocuk işçiler de eklendi. Hepsi Türk metropollerinde ucuz işgücü olarak sömürülüyor. Çalışan her 10 çocuktan 8’i kayıt dışı.

09 Ağustos 2017 Çarşamba | Dizi

Türk sömürgeciliğinin savaş ve talan siyasetinin göçerttiği Kürt ve Suriyeli çocuklar, Türk metropollerinde ucuz işgücü olarak sömürülüyor. Yaşanan savaş ve çatışmalı ortamdan kaynaklı milyonlarca insan göçe maruz bırakılıyor. Savaşlardan en çok etkilenen kadın ve çocuklar olurken, farklı kentlerde yaşam mücadelesi ile karşı karşıya kalan aileler insanlık dışı koşullarda çalışmak zorunda kalıyorlar. 

Sokaklarda mendil satan, tartı yapan çocuklar, çoğu kez tacize ve şiddete maruz kalıyor ve ötekileştiriliyor. İstanbul’da, İzmir’de, Van’da, Mersin’deki bodrum katlarında, atölyelerde ya da sokaklar da uzun saatler çalışmaya mahkum edilen çocuklar, sömürü düzeninin dişleri arasında her türlü aşağılanmaya maruz kalıyor. 

İstanbul’da sağlıksız koşullarda çalıştırılan tekstil işçilerinin çoğu Kürt çocuklardan oluşuyor. Çocuklar asgari ücretin altında, israhat dahil, sosyal ve ekonomik hiçbir haktan yararlandırılmadan çalıştırılıyorlar. Öyle ki işçiler tuvalete gitmek için bile usta başından izin kartı almak zorunda kalıyorlar. Bu kartlar ay sonunda çalışma sürelerine göre değerlendirilip, maaşlarından kesiliyor.

Türkiye’de en az 2 milyon çocuk işçi bulunuyor. Çocukların büyük bir kısmı kayıt dışı olarak çalışıyor. Çocuk işgücü kır ve kent ayrımında farklı biçimlerde istihdam edilse de çocuklar kırlarda da kayıt dışı çalıştırılıyor. 2016 TÜİK verilerine göre çocuk işçilerin yüzde 78’i kayıt dışı çalışıyor. Yani çalışan her 10 çocuktan 8’i kayıt dışı.


56 çocuk öldü

Öte yandan iş cinayetleri hız kesmezken, çocuk işçi ölümleri de giderek “yerleşik” bir hal alıyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) raporuna göre 2016 yılında işçi ölümleri Türkiye tarihinin rekorunu kırarak bin 970'e ulaştı. 2016'da yaşamını yitirenlerin bin 682'si işçi ve memur, 288'i ise çiftçi ve esnaf olurken, aynı dönemde güvencesiz çalışan 56 çocuk, 110 kadın ve 96 göçmen işçi de iş kazalarında can verdi. 

2013’te 59 çocuk, 2014’te 54 çocuk, 2015’te 63 çocuk can vermişti. Tabi bu çocuklar bildiklerimiz. Bu çocuklar hayatı göremeden öldürüldüler. Çünkü sermaye açısından çocuk işçilik, değerlendirilmesi gereken bir fırsat. Bize göre ise bir insanlık suçu. Türk burjuvazisi hiçbir zaman dışa açılamadı. Batı burjuvazisiyle rekabet edecek güçte olmadı. Sermaye sınıfının kazancı büyük ölçüde iç sömürüye dayanıyor ve bunun en büyük büyük yükünü ise çocuk işçiler ile kadın taşıyor.


7 ayda 1119 işçi yaşamını yitirdi

İSİG, Temmuz ayı iş cinayetleri raporuna göre en az 205 işçi, yılın ilk 7 ayında ise en az bin 119 emekçi yaşamını yitirdi.

Türkiye'nin 60 şehrinde işçilerin yaşamını yitirdiği belirtilirken, iş cinayetlerinde başı 19 iş cinayetiyle İstanbul'un çektiği vurgulandı.  Temmuz ayında iş cinayetlerinin yaş gruplarına göre ise 14 yaş ve altı yaş grubunda 2 işçi, 15-17 yaş grubunda 8 işçi, 18-27 yaş grubunda 34 işçi, 28-50 yaş grubunda 99 işçi, 51-64 yaş grubunda 38 işçi, 65 yaş ve üstü yaş grubunda 9 işçi ve yaşını bilmediğimiz/öğrenemediğimiz 15 işçi yaşamını yitirdi."


Ne yapalım mecburuz



Her gün Burhaniye ilçe meydanından traktör kasalarına alınarak, çalışacakları tarlalara götürülen kadınlar, olası bir kaza durumuna karşı çaresizliklerini "Yapacak bir şey yok elimiz mahkum. Yoksulluktan, yokluktan çalışıyoruz" sözleri ile aktarıyor. Ortalama 50 kadın işçi olduklarını ve dayıbaşılar tarafından işe götürüldüklerini belirten Firdevs Kaya, işçilerin çalıştıklarını ancak dayıbaşıların kazandıklarını söylüyor. Kaya, "Çocuklarımıza ekmek götürmek için bu işi yapıyoruz. Eşimin emeklisi yok, o da benim gibi ırgatlık yapıyor. Allah yardımcımız olsun ne yapalım mecburuz" dedi. İşçilerin tamamının kiracı olduğunu söyleyen Kaya, "Zenginlerin yazlıklarında hizmetçilik de yapabiliriz ama yapmıyoruz. Bizi sefalete mahkum etmişler" diye konuştu. 


Bize gelen yemek…

Kendisi ile beraber 5 yaşındaki çocuğunu da tarlaya götüren Latife Taşan, "Çocuk da benimle beraber sefil oluyor. Eşim işyerinde kaza geçirdi, şimdi hasta yatakta. Sigortamız da yok. Para lazım, ev kira, çocuk küçük kimse de yardım etmiyor. Çaresiz kaldık. Köle gibi çalışıyoruz. En güzel sebze meyveleri topluyoruz lakin bize gelen yemek yenilmiyor" diyor.


75’inde tarlada

Ayşe Okdemir 75 yaşında tarlada çalışıyor. Eşi yaşlılıktan dolayı yatalak hasta olduğunu söyleyen Ayşe, "İki çocuğum vardı. Çocuklarımdan biri hastalandı yoksulluktan kurtaramadık. Küçükken yaşamını yitirdi. Diğeri de işsiz. İş bulunca çalışıyor olmayınca da evde oturuyor. Bize reva görülen sefaletmiş, yoksullukmuş. Her şeye rağmen çalışmak zorundayız her şeye rağmen" diyor.


Sömürü bodrumlarında 11 saat


Elif  Akbaba, 19 yaşında. Henüz çocuk yaşta, yaz tatillerinde tekstil atölyelerinde ortacı olarak emek sömürüsüyle tanışan Elif, 8. sınıftan sonra ailesinin ekonomik durumu nedeniyle okulu bırakarak tekstil atölyelerinde tam zamanlı olarak çalışmaya başlamış. Makinacı olarak 4 senedir çalışan Elif, tekstil atölyelerinin insanlık dışı koşullarına dikkat çekerek, “Sabah erken saatlerde geliyoruz, bodrum katlarda havasız ortamda 11 saat çalışıyoruz. Çok zor şartlarımız ama çalışmak mecburiyetindeyiz” dedi.

Koşullar insanlık dışı

İstanbul’a Nusaybin’den gelen İrfan Öz, 13 yıldır tekstil atölyelerinde çalışıyor. Tekstil atölyelerinin hastalıktan başka bir şey olmadığını aktaran Öz, “Tekstil atölyeleri insanlık dışı, sağlıksız ortamların olduğu apartman bodrumlarında gece gündüz çalışıyoruz. Kanserojen madde barındıran kumaşlar, alerjik hastalıklara neden olan tozlar, bronşit, astım ve her türlü hastalığa maruz kalıyoruz. Tekstil işçiliğine başladığım günden bu yana her şey  gittikçe daha da kötü bir hal aldı."


11 yaşından beri

Zeynep Akbaba, 21 yaşında. 11 yaşından beri tekstil işçisi. Ailesi 90’lı yıllarda Türk devletinin koruculuk dayatması ve zulmünden kaçarak önce Midyat’a, ardından da İstanbul’a taşınmış. Zeynep, ilkokuldan sonra okulu bırakarak, tekstil atölyelerinin ağır iş ortamında çocuk işçi olarak çalışmaya başlamış. Okumak istediğini ama devletin zulüm ve sömürüsü nedeniyle çocuk yaşta işçi olduğunu belirten Zeynep, her gün 11 saat durmadan çalıştıklarını söylüyor. 


Evlerini yıktılar, emeğini çalıyorlar

Nusaybin’de evleri devlet güçleri tarafından yıkılan Fatma Kaya, 9 kardeşi, anne ve babası ile İstanbul’a gelmiş. Nusaybin’de maddi durumlarının iyi olduğunu ancak Türk devletinin Nusaybin’i yakıp yıkması nedeniyle ev ve dükkanlarının yıkıldığını söyledi. Fatma, tekstil ortamında sağlıklarından da olduklarını dile getirerek, kirada oturan ailesinin ekonomisine katkı sunmak zorunda olduğu için bu büyük adaletsizliğe katlandığını vurguladı.


Halat koptu, 5 Kürt işçi öldü


Adana Sarıçam Organize Sanayi Bölgesi’nde geçtiğimiz günlerde 5 Kürt işçisi iş cinayetine kurban etti. Erke Gübre Fabrikası’nın çatı kaplama işini yapan Hüda Metal işçileri yük vincinden düşerek can verdiler. İşçiler yük vincine bindiriliyorlar, adı üstünde insan taşımak için değil yük taşımak için. Bindikleri yük vinci ağırlıklarını taşıyabilecek kapasitede değil, nitekim halat kopuyor. İşçiler çoğunlukla olduğu gibi taşeron. Suruç’tan gelen akrabalar. Hepsi de sigortasız çalışıyor. İşçilerin ikisi çocuk, 17 yaşındalar. Birisi Ziraat mezunu ama işsiz olduğu için inşaatta çalışıyor. Üçünün eşi hamile ve çocukları olacak. Denetim, sendika vs. hak getire. Nereden baksanız uzun bir hikaye. Şimdi iş kazası değil bu bir cinayet dediğimizde yanlış mıyız?" 


Herdem'in yükü kendisinden büyük


Van’da da en işlek caddeler başta olmak üzere, her sokak başında elinde mendil ve boya sandığı ile çalışmak zorunda bırakılan çocukları görmek mümkün. Aydın’dan gelen çömlekleri satan Herdem de bu çocuklardan yalnızca biri. Yükü kendisinden büyük Herdem, el arabasını kullanarak aile bütçesine katkı sunmak zorunda kalıyor.

Sabahın ilk ışıkları ile evden babası ile çıkarak, çömlek satmaya başladıklarını anlatan Herdem, “Uzun zamandır bu işi yaptığım için artık alıştım. Sabahın erken saatlerinden itibaren akşama kadar sokak sokak gezerek, satış yapıyoruz. Ama çoğu kez zabıtaların engeli ile karşı karşıya kalabiliyoruz” diyor.

İşsizlik nedeniyle birçok insanın seyyar çalışmak zorunda kaldığını dile getiren Herdem şöyle diyor: “Geçim kaynaklarımızın olmamasından kaynaklı birçok çocuk çalışmak zorunda kalıyor. Biz de geçimimizi çömlek satarak kazanıyoruz. İşim zor olsa da aileme katkı sunuyorum.”


Bitlis’te asker, burada patron!


Manisa'nın Turgutlu ilçesi Gediz Ovasında mevsimlik tarım işçisi olarak Bitlis’ten gelen belirten 5 çocuk annesi Fahriye Başlangıç, 10 saatte karşılık 60 TL aldığını, bununda günlük ihtiyaçlarını dahi karşılamadığını söylüyor. “Aldığımız yevmiye yetmiyor. Kime yeter ki. Her şey pahalanmış. Nereye ödeme yapalım elektriğe mi, suya mı, kiraya mı veya gıdaya mı” diyen 50 yaşındaki Fahriye şöyle diyor: "Bitlis'te asker, polis baskısı burada patron baskısı. Ama kadınlarla birlik olup iş yapmama kararı aldık. Mücadele ettik. Sonunda bizden özür diledi. Şimdi bize karışmıyor. Baskılara boyun eğmiyoruz. Birlikte her şeyin üstesinden geliyoruz” diyor.



Cuma 50 derecede ter döküyor


Adana'da 11 yaşındaki Cuma Aydın, kavurucu sıcak havaya rağmen sokakta atık kağıt ve plastik toplayarak ailesinin geçimine katkı sağlamaya çalışıyor.

Kentte yüksek nem oranıyla birlikte hissedilen sıcaklık 50 dereceye kadar yükselirken, ilkokul 4'üncü sınıf öğrencisi Cuma Aydın, çöplerden plastik ve kağıt atık toplayıp satarak 4 çocuklu ailesine destek olmak için ter döküyor.

Ayağında terliğiyle sokakları dolaşarak ekmek parasını çıkarmaya çalışan ve yaklaşık 30 kilo ağırlığında olan Cuma Aydın, zaman zaman yorulunca torbayı sürükleyerek taşımaya çalıştı. 


 DİZİ ARAŞTIRMA SERVİSİ



1839

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA