İşçi ucuza çalışıyor, ucuza ölüyor!

2016’da en az bin 924 işçi iş cinayetinde öldü. En az 92’si göçmen/mülteci işçiydi. En az 53’ü de çocuk. Ki bu rakamlar, basına yansıyanlar. En az on bin işçinin meslek hastalıkları nedeniyle hayatını kaybettiğini söyleyebiliriz.

12 Mayıs 2017 Cuma | Dizi

TUĞÇE YILMAZ / İSTANBUL


Adalet Arayana Destek Grubu, Düzceli Evsiz Depremzedeler, kentsel dönüşümle mücadele eden mahallelilerin oluşturduğu Mahalleler Birliği, iş cinayetlerinde yaşamını yitiren ailelerin oluşturduğu Adalet Arayan İşçi Aileleri, Mülteciyim Hemşerim Dayanışma Ağı ve HES’lerle mücadele edenlerle dayanışma gösteren bireylerin oluşturduğu bir sivil inisiyatif. Her yıl İş Cinayetleri Almanağı çıkarıyorlar. 

Almanak, Türkiye’de işçi canının ne kadar ucuz ve işçi ölümüne sebebiyet vermenin nasıl da cezasız olduğunu ortaya koyuyor. Grup bu çalışmanın gerekçesini şu cümlelerle anlatıyor: “Gazetelere 3. sayfa haberi olarak düşen iş cinayetlerini insanların birincil gündemi nasıl yaparız diye düşünmeye başladık. O işçilerin de hiç olmazsa bir adı, ailesi, sevdikleri, hikâyesi olduğunu, bizim gibi çalışanlar için önemli olduklarını söylemek istedik. Bir gün çalışmak için evlerinden çıktıklarını ve bir daha geri dönemediklerini, hayallerinin ve hayatlarının yarım kaldığını, bu ölümlerin doğal ve olağan olmadığını anlatmak istedik.”

Grup, almanağı yayımlamakla yetinmiyor: Ayrıca iş cinayetlerinin yargıya taşınması için ailelerle birlikte mücadele ediyor, soruşturulması ve yargılanması aşamalarında da destek sunuyorlar. 20 Haziran 2009’da Taksim Tramvay Durağı’nda başlayan ve 35 hafta boyunca her hafta düzenlenen ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti’ni de şu sıralar her ayın ilk pazar günü sürdürüyorlar.

Grubun çıkardığı beşinci almanak, 2016 yılında Türkiye’de en az bin 924 işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini ortaya koyuyor. Grup üyelerinden Eylem Can ile “ülkenin utanç vesikası” olarak tanımladığı bu tablo ve çalışmaları hakkında konuştuk.


Almanakta en çok dikkat çeken bölümlerden biri, Mülteci Çocuk İşçiler. Raporlara göre 2016’da hayatını kaybeden işçilerden 53’ü çocuk. Bu cinayetlerle ilgili davalar nasıl sürüyor? Örgütlü bir şekilde takibi sağlanabiliyor mu?

2016’de en az bin 924 işçi iş cinayetinde hayatını kaybetti. En az 92’si göçmen-mülteci işçiydi. Sizin de söylediğiniz gibi en az 53’ü de çocuk. Mülteci işçiler dosyasını, Mülteciyim Hemşerim Dayanışma Ağı hazırladı. Kendileri zaten çeşitli mahallelerde Suriyeli mültecilerle dayanışma içinde. Mültecilerin yaşadıkları çeşitli sorunların çerçevesini çizip aslında sözü mültecilere bırakıyorlar. Suriyeli mülteci işçiler neler yaşadıklarını kendileri anlatıyorlar. 

Mülteci-göçmen işçiler zaten en dipteki çalışanlarken hem mülteci hem çocuk hem işçi olmak çok daha korkunç şartlarda ezilmeyi beraberinde getiriyor. Çalışmak zorunda kalan çocuklar, okula gitmek, oyun oynamak istiyor ama çalışmazsa aç kalacağı gerçeğini çok iyi biliyor. Çalışmak dışında bir şansları maalesef olmuyor.


Meslek hastalıklarından kaynaklanan ölümlerin sayısı epey fazla. Bu konuda sendikaların, meslek örgütlerinin çalışmaları yeterli mi? Bu ölümler nasıl önlenebilir?

‘İş kazaları’, iş cinayetleri bile doğru düzgün kayıt altına alınmıyor. Çoğu ölüm hasıraltı ediliyor maalesef. Zamana yayılmış iş cinayeti olarak değerlendirdiğimiz meslek hastalıklarına maruz kalan işçiler hakkındaysa maalesef rakamsal hiçbir veri yok. Meslek hastalıklarıyla ilgilenen doktorlar, uzmanlar yılda en az 100 bin meslek hastalığının kayıt altına alınmadığını, meslek hastalıklarına bağlı ölümlerin normal ölümmüş gibi gösterildiğini söylüyor. Akut iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçilerin en az altı katının her yıl meslek hastalığından hayatını kaybettiğini belirtiyorlar. Basına yansıyan haberlerden derleyebildiğimiz kadarıyla ulaştığımız iş cinayeti vakası bu yıl en az bin 924’tü. Ki bu rakam sadece basına yansıyanlar. Elimizdeki bu veriden yola çıkarsak en az on bin işçinin meslek hastalıkları nedeniyle hayatını kaybettiğini söyleyebiliriz.

Çalışan herkes meslek hastası olabilir. Sekiz saat oturarak çalışan bir işçi de, saatlerce ayakta dikilmek zorunda kalan bir işçi de, aynı hareketi saatlerce tekrar tekrar yapmak zorunda bırakılan işçi de, kimyasallara maruz kalan işçi de… Şurası açık ama: İşçi sağılığı ve iş güvenliği tedbirleri alınsa hiçbirimiz hastalanmayız, çünkü meslek hastalıklarının yüzde 100’ü önlenebilir.

İnsanlar sanıyor ki sadece merdiven altı işyerlerinde çalışanlar hastalanıyor. Hayır, her yerde hastalanıyor işçiler. Hepimizin adını, sanını bildiği, prestijli, büyük firmalarda da hastalanıyorlar. Almanak için yaptığımız röportajlarda şunu gördük: İşçiler kendilerini kullanılıp bir kenara atılmış paçavralar gibi hissettiklerini söylüyorlar. Meslek hastası mağdurları olarak yana yana gelmeye, birlikte öğrenmeye, canlarına sahip çıkmaya, hastalanmışlarsa haklarını aramaya çalışıyorlar. Maalesef yalnızlar. Sahipsizlikten şikâyet ediyorlar. Örgütlü olanı da, olmayanı da.


Yasalar işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından yeterli mi?

Yasanın adından başlayarak gündeme geldiği andan itibaren eleştirdik, İş Sağlığı ve İş Güvenliği Yasası’nı. Adında bile işçi geçmeyen bir yasanın işçilerin daha insani şartlarda çalışmasını sağlaması beklenebilir mi? İşçilerin dertlerine derman olabilir mi? İş cinayetlerinin katliam boyutuna ulaşması yasanın kimin faydasına olduğunun, işçileri korumadığının en büyük göstergesidir. Yasa, işin sürmesini sağlıyor. Patronların yükümlülüğünü azaltıyor, patronları kayırıyor. Kâğıt üzerinde kalan mevzuatlar uygulanmıyor. Denetleme yapması gerekenler denetlemiyor. Patronlar işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini maliyet unsuru olarak görüyor. İşçiye kişisel koruyucular da dahil olmak üzere hiçbir malzemeyi vermiyor. Herhangi bir ‘kaza’ olduğunda da kusur işçinin üzerine yıkılıyor. Bilirkişisinden mahkemesine kadar herkes işçiyi suçluyor. İşçi sakat kalıyor, canını kaybediyor, bir de üstüne kusurlu bulunuyor. Caydırıcı cezalar da verilmediği için işçiler güvenliksiz ortamlarda çalışmak zorunda kalıyor. 

Mesela tehlikeli iş kapsamına giren bir işi, işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri alınmazsa reddetme hakkımız var. İşçiler kullanabiliyor mu hakkını? Kullanan işçi işten atılıyor. İşini kaybetmemek için işçi bu hakkını kullanmaz da bir iş cinayetinde hayatını kaybederse, ölen işçiye kusur veriliyor. Çalışırken hayatımızı kaybetmekle, tehlikeli olduğu için işi reddetme hakkımızı kullandığımız için işten atılma arasında bırakılmayı reddediyoruz.


İş cinayetleri bazen bir tür mağdur-fail ilişkisi üzerinden veriliyor. Öldürülen işçi ‘yoksul’, öldürenler sadece patron. Bir tür temel krizi kaçırma problemi doğurmuyor mu bu? Ölüm olmadığı zaman sorun da yokmuş gibi bir algıya kadar gidiyor çünkü bu tutum...

Çalışma koşullarının korkunçluğunun sonucu zaten iş cinayetleri. Gerekli işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri alınsa iş cinayetleri meydana gelmeyecek. Durum o kadar vahim ki, işçiler önce yaşam haklarına sahip çıkmak zorunda kalıyor. Yaralanmıyor, sakatlanmıyor, hastalanmıyor, ölmüyorsa da güllük gülistanlık sürmüyor çalışma hayatı. İşçi önce yaşamalı ki haklarına sahip çıkabilsin. Uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, hak edişleri alamama, resmi tatilde çalıştırılma, hız baskısı, güvencesizlik, taşeronlaşmayla, örgütsüzlükle mücadele edebilsin. 

İşçilerin hayatını kaybetmesi bile sorun olarak algılanmıyor ki bu arada. Yetkililerden halka geniş bir kesim açısından işçinin çalışırken hayatını kaybetmesine hâlâ kader olarak bakılabiliyor. “Bu işin fıtratında var” denebiliyor. Bir algıyı yıkmak için mücadele veriliyor zaten. Hayatta kalmak için mücadele veriliyor. Daha insani koşullarda çalışmak için de mücadele veriyor. İşçiler tuvalete gitmek için bile mücadele ediyor. Varın çalışma koşullarının insanlıkdışılığını tahayyül edin.


İşçi intiharları ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Bunlara da cinayet demekten neden hâlâ imtina ediyoruz?

Basına yansıyan haberlerden toplayabildiğimiz, iş kaynaklı olduğuna karar verdiğimiz intiharları (uzun süre iş bulamayan, mesleği olduğu halde atanamayan, ‘mobbing’e maruz kalan, sürülen, borcunu ödeyemediğinden bunalıma girdiği için intihar eden çalışanları) iş cinayetleri raporumuza aldık. Daha önceki almanaklarımızda da ulaşabildiklerimize yer vermeye çalışmıştık. Çünkü bunlar da birer iş cinayeti. İşyerinde olduğu halde iş kaynaklı olmayan, kişisel nedenlerle intihar eden çalışanlarıysa raporumuzun dışında tuttuk, ama görmezden gelmemek için de ayrı bir sayfada yer verdik. İşçilerin kendilerini iyi hissetmedikleri zamanlarda bile işe gitmek zorunda kalmalarına sessiz kalmak istemedik. İşyeri intiharları konusunu işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesinin önemli bir alanı olarak tartışmaya açmak, bu konuda örgütlenmeleri, kolektif bilinci teşvik etmek istediğimiz için bu yıl ayrı bir bölümde ele almaya çalıştık.


OHAL, iş cinayetlerini nasıl etkiledi?

OHAL ilan edildikten sonra yapılan ilk Vicdan ve Adalet Nöbeti’nde aileler, her yıl binlerce işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğini, yaralandığını ve meslek hastalığına yakalandığını hatırlatarak işçilerin hayatında darbenin ve olağanüstü halin sürekli olduğunu söylediler. OHAL’in çalışanlar için durumu daha kötü hale getirecek bir fırsata dönüştürülmemesini, hak ve özgürlüklerin kısıtlanmamasını temenni ettiler. Temmuz’dan beri içinden geçtiğimiz süreç bize şunu gösterdi: OHAL ile birlikte işçiler açısından güvencesizlik arttı. KHK’larla binlerce emekçi işten atıldı. Henüz işten atılmayanlara sıranın kendilerine gelebileceği gözdağı verildi. İşten atılan işçilerden intihar edenler oldu. Grevler milli güvenlik gerekçesiyle ertelendi. Çalışanlar en doğal haklarını bile arayamaz hale getirildi. Ceza davalarında hayatını kaybeden işçiye kusur bulunup esas sorumlular yargılanmadığı gibi patronlar para cezasıyla, üstelik taksitlendirilerek ödüllendirildi. Duruşmalar ertelendi. Misal Soma Katliamı’nı Alp Gürkan sabotaj ve FET֒ye bağlamaya çalıştı. 2015’te 15 Temmuz-31 Aralık tarihleri arasında en az 823 işçi hayatını kaybetmişti. 2016’da aynı tarihler arasında en az 955 işçi. Daha da fazla söze gerek yok sanırız.


PATRON, EMNİYET, BAKANLIK, YARGI...

Katliam şebekesi!


Eylem Can, takip ettikleri iş cinayeti davalarındaki son durumları şöyle özetledi:

s 2008’de Davutpaşa’da kaçak bir maytap atölyesinde meydana gelen patlamada 20 işçi hayatını kaybetti. Davutpaşa davası, ailelerin Taksim’de 35 hafta nöbet tutması da dahil olmak üzere bir buçuk yıllık mücadelenin ardından açılabildi. Zeytinburnu Belediye Başkanı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürü dahil olmak üzere üst düzey kamu görevlileri uzun uğraşlardan sonra sanık olarak davaya dahil edildi. Altı buçuk yıl süren dava, 14 Temmuz 2014’te bitti. Zeytinburnu Belediyesi’nin Zabıta Müdürü, Ruhsat Müdürü, eski ve yeni İmar ve Şehircilik Müdürleri, başkan danışmanı ve patlamanın gerçekleştiği bina sahipleri taksirle ölüme sebep olmaktan 9 yıla kadar varan cezalar aldılar. Verilen cezaları yetersiz bularak kararı temyiz ettik. Dava Yargıtay’da sürüyor.

s BEDAŞ işçisi Erkan Keleş, Gaziosmanpaşa Arnavutköy işletmesinde kişisel koruyucu donanım verilmeden tamirat için çıkarıldığı elektrik direğinde akıma kapılarak hayatını kaybetti. Ceza davası, 27 aylık mücadele sonucu açılabildi. 7 yıllık adalet arama mücadelesi sonucunda 06.03.2017’de karar verildi. BEDAŞ GOP İşletme Müdürü Gürkan Saraç, BEDAŞ Elektrik teknisyeni ve alt taşeron ALKAMA şirketinin ortağı Süleyman Ay, taksirle insan öldürme suçundan altışar yıl ceza aldı, cezaları iyi halden altıda bir oranında indirilerek 5 yıla düşürüldü. BEDAŞ İşletme Şefi Ali Sönmez, 2 yıl 6 ay ceza aldı. Tüm bu cezalar paraya çevrildi, 24 ay taksitlendirildi. İşçi sağlığı ve iş güvenliği malzemesi olmadan yüksek gerilimde arıza bakımına gönderilen Erkan Keleş, öldüğünde ellerinde bakkaldan aldığı bulaşık eldiveni olduğu halde kusurlu sayıldı. Karara karşı İstinaf Mahkemesi’ne başvurduk.

s 3 Şubat 2011’de Ostim ve İvedik Organize Sanayi Bölgeleri’nde aynı gün meydana gelen iki patlamada 20 işçi hayatını kaybetti. 12 Eylül 2011’de ilk duruşması görülen davada 9 Eylül 2015’te gaz firmasının 5 yetkilisi 10 yıl ile 37 yıl 6 ay arasında değişen cezalar aldı. Yargıtay’ın cezaları fazla bularak bozması üzerine tekrar görülmeye başlayan dava devam ediyor.

s 9 Kasım 2011’de Van’da meydana gelen ikinci depremde, ilk depremde hasar tespit çalışması yapılmayan veya yapıldığı halde hasarı saklanan Van Bayram Otel yıkıldı. 24 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenler arasında gelişmeleri takip etmek üzere otelde kalan iki muhabir de vardı. Van Bayram Otel’in sahibi Tevfik Bayram, önce 11 yıl, Yargıtay’ın cezayı az bulması üzerine yapılan tekrar yargılamada ise 15 yıl ceza aldı. Yargıtay bu sefer cezayı fazla bularak bozdu, mahkeme Yargıtay’ın verdiği cezanın azaltılmasına yönelik kararına uymayarak önceki kararda direnilmesine karar verdi. Sanık tarafından tekrar Yargıtay’a taşınan davada Yargıtay’ın kararı bekleniyor. Hasar tespiti sürecinde ihmali bulunan kamu görevlilerinin yargılanmasına izin verilmemesi üzerine Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuruların sonuçları bekleniyor.

s 11 Mart 2012’de Marmara Park AVM şantiyesinde işçilerin kaldığı çadırda çıkan yangında 11 işçi hayatını kaybetti. 9 Temmuz 2015’te verilen karar sonucunda Marmara Park, ECE Gayrimenkul ve Kayı İnşaat yetkilileri ceza almazken sadece Kaldem Yapı’nın sahipleri 10’ar yıl, çadırlarda yangın çıkacağını kurul toplantılarında defalarca söyleyen iş güvenliği uzmanı dahil olmak üzere 2 iş güvenliği uzmanı ve iş güvenliği teknikeri 5-6 yıllık ceza aldılar. Karar temyiz edildi, sonucu bekleniyor. Dosya halen Yargıtay’da.

s 1 Mayıs 2012’de Arka Sıradakiler dizi setinde dinlenme ve mola yeri tahsis edilmediği için kapı önünde mola veren işçilerden Selin Erdem’e set ekibine yemek getiren Antik Catering’e ait araç çarptı. 3 gün gibi rekor bir sürede yazılan iddianameye dayanarak açılan davada sadece aracın şoförü yargılandı. İşveren firma yöneticilerinin davaya dahil edilmesi için yapılan suç duyurusu için Cumhuriyet Başsavcılığı kovuşturmaya yer olmadığını karar verdi. Sine-Sen ve Oyuncular Sendikası’nın müdahillik talebinin reddedildiği davada 4 Aralık 2012’de verilen kararda şoför, taksirle ölüme sebep olmaktan 4 yıl ceza aldı. Yargıtay’ın da onayladığı karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşındı. “İş kazası” raporuna rağmen, eksikliklerin çalışma güvenliğinden kaynaklanıyor olmasına rağmen, trafik kazası kararını AİHM de onadı.

s 7 Ocak 2013’te 8 işçi metan gazından boğularak hayatını kaybetti. Açılan davada TTK Kozlu Müessese Müdürlüğü idareci ve çalışanları, taşeron firma Star İnşaat ortakları ve çalışanlarından oluşan 10 kişi, sanık olarak yargılanıyor. Bilirkişi raporunda kusurlu olduğu tespit edilen diğer 28 şüphelinin 22’si hakkında takipsizlik kararı verildi. TTK Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyeleri olan 6 kişiye ise soruşturma izni verilmedi. Her iki karar hakkında Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuruların sonucu bekleniyor.

s 17 Haziran 2013’te 50 liralık gaz maskeleri ve 750 liralık gaz ölçüm cihazı esirgenen 7 işçi, gazdan etkilenerek hayatını kaybetti. AKFEN Yönetim Kurulu Başkanı ve üyeleri, genel müdürü ve İller Bankası yetkilileri yargılanmaya başlandı. Savcılığın takipsizlik kararı verdiği Güllük Belediyesi ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı yetkilileri hakkında mahkemeye yapılan itirazlar kabul edildi. Güllük Belediyesi yetkilileri sanık olarak yargılanırken Çalışma Bakanlığı soruşturma izni vermedi. Anayasa Mahkemesi, AKFEN ve İller Bankası yetkililerin yargılanmasının sürdüğünü gerekçe göstererek soruşturma izni verilmemesine karşı yapılan itirazı reddetti.

s13 Mayıs 2014’te Soma Holding’e bağlı Soma Kömür İşletmeleri AŞ’nin işlettiği Eynez Maden İşletmesi’nde denetimsizlik ve ihmaller sonucunda meydana gelen iş cinayetinde 301 işçi karbonmonoksit gazından zehirlenerek hayatını kaybetti, 162 işçi yaralı olarak kurtuldu. Soma davasının yargılaması 13 Nisan 2015’te Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Tutuklu sanıkların davaya getirilmeyerek SEGBİS yoluyla uzaktan ifade verilmesi kararından ailelerin ısrarlı talepleri sonunda vazgeçildi. Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da aralarında bulunduğu 8 tutuklu sanıktan Maden Mühendisi, C sınıfı İş Güvenliği Belgesi sahibi ve vardiya güvenliğinden sorumlu Yasin Kurnaz ile Hilmi Kazık, Aralık 2015’te yapılan duruşmalarda tahliye edilirken savcılık aşamasında ve daha sonra dava aşamasında alınan bilirkişi raporunda kusur verilen Soma Kömür İşletmeleri AŞ’nin eski yönetim kurulu başkanı Alp Gürkan ve diğer yöneticileri hakkındaki takipsizlik kararı kaldırıldı. Alp Gürkan ve 4 yönetici hakkında Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava, ana davayla birleştirildi. Maden İşleri Genel Müdürlüğü ve İş Teftiş Kurulu Başkanlığı yetkilileri hakkında soruşturma devam ediyor. Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden yargılamada, aileler 3 celseden bu yana Cumhuriyet Savcısı’nın mütalaasını vermesini bekliyor. Duruşma, Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı’nca sanıkların söylemleri dışında başka somut hiçbir delil bulunmayan sabotaj iddiaları hakkında başlatılmış olan soruşturmanın sonucunu beklemektedir.

s 19 Temmuz 2015’te Gemlik Gübre Fabrikası’nda meydana gelen patlamada Uğur Çavdar hayatını kaybetti. Teknik genel müdür yardımcısı, üretim müdürü, 2 mühendis ve iş güvenliği uzmanı hakkında taksirle ölüme sebep olmaktan dava açıldı. Birinci bilirkişi raporunda kusur verilmesine karşı ikinci bilirkişi raporunda kusur verilmeyen Gemlik Gübre Yönetim Kurulu üyesi 3 şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz üzerine mahkeme yeni bilirkişi raporu istedi. Sorumluluk verilmedi. Tanık olarak mahkemede dinlenilecekler.


Pres makinesinde noktalanan 13 yıllık bir işçi hayatı

14 Mart 2013’te hayatını kaybeden bir çocuk işçi vardı. 13 yaşındaki Ahmet Yıldız. Hatırlarsınız. Urfa’dan Adana’ya göç etmiş bir ailenin çocuğuydu. Ruhsatsız bir işyerinde kaçak olarak çalıştırılıyordu. İş daha hızlı yürüsün diye sensörü kapattırılan pres makinesinde çalıştırılıyordu. Ahmet Yıldız, 13 yıllık hayatını pres makinesine sıkışarak kaybetti. Doktor fark etmese işyeri sahibi trafik kazası diyerek cinayetin üstünü örtecekti. Ne oldu peki? 9 Ekim 2013’te dava sonuçlandı. Yüzde yüz kusurlu olan işyeri sahibinin beş yıllık cezası önce indirildi, sonra para cezasına çevrildi. Yaklaşık 30 bin lira ve 24 taksitte ödenmek üzere! Ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmaması gerektiği halde çalıştırılan, yaşam hakkı ihlal edilen çocuklardan biriydi. Ahmet, ülkemizde çocuk ve işçi olmayı, cezasızlıkla ödüllendirilmeyi, 13 yıllık hayatıyla aslında hepimizin yüzüne tokat gibi vurdu.


17’sindeki Eren Eroğlu: Adalet yavaş, işçi aleyhine

Bizim takip ettiğimiz bir davadan daha bahsedelim: 31 Ekim 2013’te TDS Reklam şirketince montaj yapmak için Özel Doğa Hastanesi’ne gönderilen çocuk işçi Eren Eroğlu’ndan. Eren, 17 yaşındaydı. Yüksek gerilim hattından gelen akıma kapılarak hayatını kaybetti. Ailesi cinayetin üstü örtülmesin diye mücadele ettiği halde olaydan ancak 5 ay sonra olay yeri keşfi yapıldı. Özel Doğa Hastanesi işletme müdürü, TDS Reklam mesul müdürü ve TDS Reklam firmasından 3 çalışan yargılanıyor. Savcılık soruşturmasında kusurlu bulunmayan TEİAŞ ve Esenyurt Belediyesi yetkilileri hazırlanan ikinci bilirkişi raporunda kusurlu olarak gösterildi. Mahkeme iki bilirkişi raporu arasındaki çelişkilerin giderilmesi için üçüncü bir bilirkişi raporu istedi. Mahkeme heyeti üyelerinin bir kısmının birkaç defa olmak üzere tüm üyelerinin değişmesi sebebiyle mahkeme süreci yavaş ilerleyerek devam ediyor. Adalet, hayatını kaybeden işçiler için çok yavaş ve çoğunlukla da hayatını kaybeden işçi aleyhine işliyor.



617

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA