Tomurcuk duası!

Bir dalı bilmeden kırarken bile kalbinde “özür dilerim” diyebiliyorsan gerilla olabilmişsindir. Çevresindeki her varlığın doğumuna tanık olanlar kendini de yeniden doğurmaktan çekinmezler. Bir tomurcuğa dua etmeyi bilmeyenin ormanların özgürlük umudundan bihaber olduğunu bilmek gerek. Bir tomurcuğu öpebilenler ancak insanlığın hayaline dokunma cesareti gösterebilirler.

28 Nisan 2017 Cuma | Kadın

MEDYA DOZ


Dağların yeşile durduğu, şelalelerin deli coşkun aktığı ve yağmur tanelerinin tomurcuklara asılı kalıp güneşte ışıldadığı zamandır bahar. Doğanın kış uykusundan uyandığı, yüzünden ölü toprağı attığı ve güzelliklere gebe olduğu; dünyayı başka bir yer yapabilmenin enerjisinin doğadan insana geçtiği zamandır. Her şeyin yeniden doğma gayreti gösterdiği ve hiç sorgulamadan var olmanın büyüsüne kapıldığı zamanlara tekabül eder bahar.

Ve baharın en güzeli dağlardadır. “Heval elini ver”, “Çantanı biraz ben taşıyayım”, “Heval burada dinlenecek misin yoksa devam mı edelim” sesleri insanı başka dünyalı yapıyor. Ne kadar çok sevildiğini hissediyor insan, ne kadar çok değerli olduğunu, sonra başka mekanlarda insanların birbirine bu kadar ilgi göstermediğini ve insanların çok fazla önemsenmediğini hissediyor insan. “Çok şanslıyım” diye fısıldıyor sonra. Gerillaların nazik, duyarlı ve sadeliği karşısında kapitalist modernite ölçülerinde şekillenen sahte ve yapay nezaket kuralları o kadar gereksiz bir hal alıyor ki çok fazla söz söylemeye gerek kalmıyor. 

Bahar ikliminde dünyanın özgür kabilesi dediğim gerillalar ile her şey daha anlamlı, zaman bol, sohbet bol, anlama dokunmak sık aralıklarla yaşanan bir şey. Şehir ortamında günlerce elinde kalakalan kitabı dağda iki oturuşta bitiriyorsun. Paraya ihtiyaç duymuyorsun, etrafında beğendiğin şeyler çoğaldığı için kendini beğenmiş olma fırsatın kalmıyor. Benim dediğin hiçbir şey yok etrafında ama zengin, ama tok, ama doymuş gibi hissediyorsun. Parçalara bölünmüyorsun, çarçur edilmiyor benliğin. Aklıma şehir ortamında kalan arkadaşımın “Keşke gerilla kefiyesine iliştirilmiş bir boncuk olsaydım” sözleri geldi. Hemen her gerillanın kefiyesinde sallanan boncukları gördüğümde gayri ihtiyari gülümsüyorum. Mavi, yeşil, kırmızı, siyah boncuklar… Bahar gibi rengarenk boncuklar ve Hüseyin’in boncuk olma arzusu… 

Ha bir de “Nisan ayında artık PKK’nin adı anılmayacak” diyen Bakan Soylu da geldi aklıma, onun sözlerine de gülüyorum tabii. Çünkü şu an Nisan ayının sonlarındayız ve gerillalar şen şakrak Rêvas (ışkın) topluyor, şarkılar söylüyor ve yeni yolculuklara hazırlanıyor. Gerillalar çantalarını hazırladıklarında onları izlemek, rüyalarını anlatırken onları dinlemek ve şarkıları onlarla söylemek dünyanın en güzel zevklerinden olsa gerek. Çantalarından hiç eksik olmayan bir tutam tuz ve kitap, rüyalarının en kritik yerinde patlamayan silah, türkülerinde ise dağla başlayıp dağla biten şarkılar, değişmez klasikler… 

Temiz havası ile ciğer sızlatan dağlarda birçok şey, gerillalar için normalleşmiş ayinler gibi yaşanıyor. Mesela istisnasız her gerilla bir ağaç ile diyalog kurup tomurcuklar daha çabuk açsın diye dua eder. Tomurcuk açtıktan sonra mutlaka bir tomurcuğu öpme arzusu gelişir insanda. Yeni bir çocuk doğmuş gibi sevinir insan tomurcuk patladığında. Nesnenin ve öznenin anlamı mekana göre değişiyormuş demek ki… Demek ki -zaman-mekan-yaran- birbirinden kopuk yaşayamıyormuş… Tomurcuk öpen bir gerilla gördüğümde bahar zamanının dağ gibi bir mekanda gerilla gibi bir yar ile anlam kazanır yargısı kendiliğinden gelişiyor bende…

İnsan sahici buluşmalara muhtaçmış, acıya bulandırılmamış ayrılıklara anlam vermeye muhtaçmış, Kürdistan dağlarında yaşayan, dünyanın özgür kabilesi gerillalarda hiçbir şey fazla abartılmaz, ölmeyi, yaşamayı, sevmeyi, özlemeyi abartmazlar ama sessizce hakkını verirler. Her birinin yüreği deli dolu akan çağlayan gibi olsa da çok yansıtmazlar, bu hale erdemi demleme ayini de diyebiliriz. Yükseklerde olmanın insana verdiği güvenin yanında baharın insanda yarattığı yeniden kendini doğurma fikri de kutsaldır. Bir dalı bilmeden kırarken bile kalbinde “özür dilerim” diyebiliyorsan gerilla olabilmişsindir. Çevresindeki her varlığın doğumuna tanık olanlar kendini de yeniden doğurmaktan çekinmezler. Bir tomurcuğa dua etmeyi bilmeyenin ormanların özgürlük umudundan bihaber olduğunu bilmek gerek. Bir tomurcuğu öpebilenler ancak insanlığın hayaline dokunma cesareti gösterebilirler.




2061

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA