Leyla Bedirxan, dans ediyor!

Tarihim ve geleneğimden gelen Leyla’yı, Meryem Xan’ı ve Ayşe Şan’ı anlatmaya devam edeceğim. Bu yaşamı asla onların istediği şekilde yaşamayı kabul etmeyeceğiz. Bu nedenle onlar dans etmemizi istemiyorsa biz dans etmeye devam edeceğiz.”

21 Nisan 2017 Cuma | Kültür-Sanat

YEKO ARDIL / BERLİN


İlk Kürt kadın dansçı ve balerin Leyla Bedirxan’ın yaşamını konu alan ‘Leyla’ Berlin’de ikinci kez seyirciyle buluştu. Tiyatro Forum Kreuzberg’de sahneye çıkan Mezopotamya Dans Grubu’nun gösterisini çoğunluğunu DESTDAN Berlin Kadın Meclisi üyelerinin oluşturduğu kadınlar izledi. 

İstanbul’dan gelen grubun gösterisi ardından Leyla’yı oynayan tiyatro ve dans sanatçısı Yeşim Coşkun ile bir araya geldik. Oyun nedeniyle artık Leyla Bedirxan ile özdeşleşen, günlük yaşamda da kendisine çokça Leyla diye hitap edilen Coşkun ile oyunlarının yanı sıra Leyla Bedirxan’ın yaşamı, mücadelesi ve Türkiye’deki son gelişmeler üzerine konuştuk.


Sizi sık sık Avrupa ve Almanya’da görüyoruz. Bunun nedeni ilgi mi, siz mi tercih ediyorsunuz?

Haklısınız, neredeyse senede bir kez buralara gelmeye çalışıyoruz. Geçen sene de ‘Leyla’ için Berlin’e gelmiştik, TAK Tiyatro’da oynamıştık. Bu kez de aslında Hamburg Üniversitesi’nde gerçekleştirilen ‘Demokratik Modernite Konferansı’ için geldik. Konferansın ilk günü, ‘4 Kapı 40 Makam’ isimli oyunumuzu oynadık, ikinci gün Leyla’yı. Ardından Berlin’den Leyla’yı tekrar sahneleme önerisi geldi. DESTDAN Berlin Kadın Meclisi’nin önerisi ve İhsan Osman’ın ortak organizesiyle burada seyircimizle buluştuk.

Bizim için, özellikle de benim için çok güzel oldu. Kadın Meclisi’nin yanı sıra konservatuardan arkadaşlarımla da buluştum. Bildiğiniz gibi ülkede artık sanat yapmak o kadar kolay değil. Sahneler kapandı, belediyelere kayyumlar atandı. Amed Şehir Tiyatrosu yeni bir sahne açtı fakat çok küçük. Dolayısıyla Kürdistan’da da artık “Sahnelerimiz var” diyemiyoruz. Bizim için artık Kürdistan’a gitmek de lüks bir durum oldu.

Tiyatroların çoğu kapandı. Dans sanatının zaten alanı çok geniş değil. Sahneler verilmiyor, dansçılar mesleklerini yapamayacak bir pozisyona geldi. Biz danstan asla vazgeçmeyeceğiz fakat bunun nasıl yapılacağını biraz da zaman gösterecek. 


Sizin için dans neden bu denli vazgeçilmez?

Biz bu mesleği isteyerek seçtik, keyifle yapıyoruz. İnsanlara bedenimizle bir şeyler anlatmayı keyifli buluyoruz. Zor bir meslek aslında, tiyatro gibi değil. Sözlerin yok. Müzik gibi de değil, melodi yok. Aynı zamanda seyircisi yoğun olan bir alan da değil. O nedenle zeminini oluşturmak, o kadar kolay değil. Mezopotamya Dans Grubu, 2005’te kuruldu ve o zamandan bu yana bunun mücadelesini veriyor. Ortada büyük bir emek var. Arkadaşların çoğu gibi ben de konservatuar mezunuyuz. Birileri istemiyor diye ben bu emeği neden bırakayım?


Sanat ve bilim düşmanı bir diktatörlükle karşı karşıyayız. İleride “Dans da dahil güzel sanatların tümünü yasaklıyorum” diyebilir mi?

Aslında şu anda da sanat da dahil birçok alan üzerinde yığınla yasağı uygulamış bulunuyor. Ama ben bunların tümünün geçici olduğuna inanıyorum. Bu şekilde inanmazsak zaten ilerleyemeyiz de. Çünkü bir ülkenin ve toplumun gelişmesine ayna tutan en önemli gerçeklik sanattır. Tiyatronun, dansın ve müziğin sesini kıstığınız zaman o toplum geriler. Yani bizim ordulara ve silahlara ihtiyacımız yok; bizim sanata ihtiyacımız var. Dolayısıyla sanatla birlikte bir toplum gelişirse zaten ordulara da ihtiyaç duyulmayacaktır. Ben hep böyle düşünüyor ve umut ediyorum: Bu süreç de geçicidir ve geçecektir. Ve bu süreç geçtikten sonra biz o sahnelerde daha fazla boy göstermiş olacağız. O günler geldiğinde biz, “Cemil Paşa Konağı kapandı, Mem û Zîn’i oynayamıyoruz” gibi cümleleri ardımızda bırakmış olacağız. O zaman Ahmedê Xanî’yi, Cegerxwîn’i, Leyla Bedirxan gibi Meryem Xan’dan Ayşe Şan’a kadar gün yüzüne çıkmamış birçok şahsiyeti sahneleme imkanı bulacağız.


Peki Leyla’nın halet-i ruhiyesi nasıl? 

(Gülüyor) Leyla iyidir, ben de iyiyim. Biz de bir kez daha onun hayatını ve mücadelesini anlattık. Köklü Bedirxan ailesine mensup bir kadın ve ilk Kürt kadın dansçı. 1920’lerin sonunda modern dansın doğuş döneminde dans ediyor. Çok önemli yerlerde dans ediyor. İtalya’nın La Scala Balesi’nde mesela. Dönemin en ünlü New York Times, Le Figaro gibi gazetelerinde yer almasına rağmen Bedirxanların kendi gazetelerinde çok fazla yer bulamıyor. Ailesi kendisine destek olmuyor. Dansa karşı büyük bir boykot var. Leyla durmuyor tabii ki. Annesinin desteği büyük. La Scala’da Belkıs’ı oynuyor bu çok büyük bir olay. Dünya çapında ünlü bir dansçı oluyor. Biz dansa başladığımızda karşımıza çıkan ilk karakterlerdendi ama biz bunu ancak on yıl sonra sahneleme cesareti bulabildik. Belki bu bizim için de iyi bir süreç oldu. Sanırım belirli süreçlerden geçip profesyonelliğe adım atmamız gerekiyordu. Neden bize ışık tutmuş ilk Kürt kadın dansçıyı ele almayalım ki? 

İşin bir diğer tuhaf yanı da biz onun hayatını araştırırken yazarıyla buluştuk, ailesiyle irtibata geçtik ama kendisinin bir tane bile görüntüsüne ulaşamadık. Ve daha iki ay evvel elimize 40 saniyelik bir görüntü ulaştı. Bu da La Scala Balesi’nin arşivinden elde edildi. Heyecanlandık, kanımız dondu. Kırk saniyelik siyah beyaz bir görüntü ve biz gerçekten de ona çok yaklaşmışız. Yani Leyla benim için artık çok çok özel bir kadın. Birçok yerde bana Yeşim yerine Leyla diye hitap etmeleri de hoşuma gidiyor. Tarihin arkasında kalmayan bir isimle birlikte anılmak oldukça keyifli bir şey. Yaptığımız işten daha fazla gurur duymamıza sebep oluyor. 


Seyircilerin genelde tepkileri nasıl oluyor?

Soruyorlar, merak ediyorlar. Çokça “Neyi anlattınız” diye soranlar da oluyor. Aslında anlaşılıyor ama oyunda Leyla üç erkekle birlikte dans ediyor. O kimdi? Onu dövdü mü? Öbür adam niye geldi? Sorguluyorlar. Biz de anlatıyoruz. Biz de genelde oyundan sonra yaptığımız söyleşilerde onlara cevap olmaya çalışıyoruz. Bilmek istediklerini aydınlatmaya çalışıyoruz.


Kim bu Leyla’nın etrafını çepeçevre saran erkekler?

Biri abisi, biri eşi, diğeri dans partneri. Dolayısıyla bu gitgeller arasında Leyla sürekli olarak hayatındaki erkeklerden bahsetmiş. Annesi hayatının bütününde yer etmiş ama annesinden çok fazla bahsetmiyor. İlginçtir ki sahne hayatı boyunca eşinden çok destek görüyor. Partneri bir Yahudi ve o dönem Yahudi soykırımının olduğu dönem. Ondan çok destek görüyor. Daha sonra ailesinden kuzenleri onu yavaş yavaş kabul etmeye başlıyor. Yani biz Leyla’nın hem çok yalnız hem çok güçlü hem de bir çok şeyi başarmış bir kadın olarak, üstelikte dansı başarmış bir kadın olarak anlatmaya çalıştık. Leyla dans ettiği dönemlerde şöyle bir durum da var: Birinci sınıf bir müzik kullanılıyor, klasik müzik, fakat dans üçüncü sınıf olarak görülüyor. Böyle bir çelişki var çünkü toplumda da böyle bir baskı var. Ama Leyla bunları dinlemiyor. Oradaki birçok akımın ve büyük dansçıların da izinden gidiyor. Leyla ölene kadar da kendi mücadelesinden vazgeçmiyor. Dansa devam ediyor. İstanbul’dan sürgün edildiklerinde daha 5-6 yaşlarında. Mısır’dan aldığı oryantal eğitim var. 15 yaşında Fransa’ya geliyor, İsviçre’de eğitim görüyor. Modern ve etnik dansları sentezleyen bir sanatçı. Bu anlamda da çok özel bir kadın, aynı zamanda da çok güzel. Bir seksen boyunda…


Bu anlamda pek uyumlu değilsiniz değil mi?

(Gülüyor) Evet, ben Koçgiri kadınıyım, o Cizreli. Fiziken kıyaslama yapamıyoruz. Bir diğer anekdot da şu: Biz her dönem repertuarımızı bir konu içinden seçiyoruz. O gün herkes üçer konu getirmişti ve üçümüzün de birer konusu Leyla idi. Biz de dedik ki, demek ki zamanıdır. 


Yani Leyla’nın davası ve mücadelesi devam ediyor diyebilir miyiz?

Ben her zaman umutlu oldum. Asla karamsarlığa kapılmadım. Bize dayatılan da yarattıkları umutsuzluğa alışmamızdır, ölümlere alışmamızdır. Sahnesizliğe ve üretimsizliğe alışmak gibi bir dayatma var. Seni bununla yaşamaya mecbur kılıyorlar ama biz hiçbirine alışmıyoruz. Ne sahnemiz dursun istiyoruz ne insanlar ölsün. Bu yaşamı asla onların istediği şekilde yaşamayı kabul etmeyeceğiz. Bu nedenle onlar dans etmemizi istemiyorsa biz dans etmeye devam edeceğiz. 

Ben de kendi tarihim ve geleneğimden gelen Leyla’yı, Meryem Xan’ı ve Ayşe Şan’ı anlatmaya devam edeceğim. Çünkü onların da istemediği şey bu ve istedikleri bizi tarihsel olarak yok etmek. Bu yüzden ben ileride sürecin değişeceğine inanıyorum. Tarihte hiçbir benzeri sonsuz olmamıştır ve bu da devam edemez. Dünya, doğa, evren ve de insanlık mutlaka kendi içerisinde bir dönüşüme uğruyor. Ben de bu yarattıkları kötü enerjinin mutlaka dağılacağına inanıyorum. İnanmak çok önemli ve alanları onlara bırakmamamız gerekiyor. 


Dansıyla direndi

Kürt prensesi olarak da tanınan Leyla Bedirxan, 1908 yılında İstanbul’da doğdu. Bedirxan ailesinin Osmanlı yönetimi tarafından sürgün edilmesi üzerine 5-6 yaşlarında ailesi ile birlikte Mısır’a göç etti. Oryantal eğitimin ardından geldiği Avrupa’da Fransa, İsviçre, Almanya ve İtalya olmak üzere birçok ülkede gördüğü modern dans eğitiminden sonra aralarında Viyana ve İtalya La Scala Operası da olmak üzere birçok yerde sahneye çıktı, dans etti. 

Leyla Bedirxan’ın hayatı, özünde bir kadın özgürlük mücadelesi olarak da tarihte yerini alır. Dönemin feodal erkek zihniyetine karşı sanatını bir mücadele aracı olarak kullanarak boyun eğmedi. Son yıllara kadar Kürt dünyası içerisinde de fazlaca tanınmayan Leyla Bedirxan’ı Mezopotamya Dans Grubu adeta yeniden yaşatma ve tanıtma mücadelesini veriyor ve halka ulaştırıyor. 1986 yılında Fransa’nın başkenti Paris’te yaşama veda eden Leyla Bedirxan, kendisine atfedilen Arap, Türk, Fransız gibi sıfatları her zaman reddederek bir Kürt kadını ve sanatçısı olduğunu ısrarla ifade etmişti.


Mezopotamya Dans Topluluğu

Çalışmalarını Mezopotamya Kültür Merkezi bünyesinde sürdüren grup, 2005’ten bu yana sahneye taşıdıkları projelerle dikkati çekiyor. Mezopotamya Dans, kadının kimlik sorununu, anadili, Cumartesi Anneleri ve kayıpları, Alevi kimliğini sınır ötesi operasyonları ve Newroz ateşini danslarıyla sahneye taşıdı. Grup, Serhat Kural, Yeşim Coşkun, Ayhan Karaağaç ve İsmet Köroğlu gibi sanatçılardan oluşuyor. 



2113

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA