Erdoğan’ın seçim rüşveti

04 Mayıs 2018 Cuma

CAFER TAR

Efrîn’e fetih ile başlayan süreç bir anda baskın seçime evrildi; aslında bağımsız gözlemciler bütün göstergelerin zamanından önce bir seçim yapılacağını ön görüyorlardı; ama başta AKP Genel Başkanı Erdoğan olmak üzere bütün iktidar cephesi ısrarla erken seçimi ret ediyorlardı.

7 Haziran’dan sonra onca hamasete rağmen Erdoğan cephesi ilk defa seçimlere bu kadar endişe ile giriyor. Erdoğan ve çevresinin sürekli ısıtıp dramatize ettiği 15 Temmuz olayı ve Efrîn sahte zaferine rağmen Erdoğan ve AKP bir türlü toplumda istediği karşılığı üretemiyor. Siyaseti toplumu manipüle etme ve toplumsal rantı yandaşa dağıtma olarak gören Erdoğan ve çevresi bu kez deryayı tükettiğinin farkında. Kaynak yaratmak için elde avuçta ne kalmışsa satışa çıkardı.

Şeker fabrikalarının satılması bunun en somut göstergesi, kamu kaynakları toplumu daha ileri götürecek alanlarda kullanılmak yerine; AKP’nin iktidarını sürdürmesi için sonuna kadar kullanıldı.

Daha öncesinde insanlar her defasında “Türkiye büyük bir ekonomik kriz yaşayacak ve bu kriz AKP iktidarını götürecek!” diye spekülasyon yaparlardı. Fakat bu bir türlü olmazdı; her defasında AKP şapkada tavşan çıkarır ve yeniden iktidar olmanın bir yolunu bulurdu. Bu durum AKP’de muazzam bir öz güven yarttı. Fakat bu kez durum daha öncekilere benzemiyor!

İktidar her zamanki gibi seçim rüşvetlerine başlayınca buna hem içerden hem de dışardan tepkiler de gecikmedi. Standard&Poor’s hemen Türkiye’nin yabancı para cinsinden notunu “BB’den” “BB -’ye” yerli para cinsinden notunu “BB+’dan” “BB’ye” düşürdü.

İktidar artık kimseye güven vermiyor. Yüzde 7,4 büyüme iddalarını kimse artık ciddiye almıyor; legal/kayıtlı ekonomi Türkiye’de bizzat hükümet eliyle tasfiye ediliyor. Hükümet gerçek durum anlaşılmasın diye talimatla ülke ekonomisinin gerçek durumunu yansıtan verileri kendine bağlı kadrolarınca manipüle ettiriyor.

Eskiden seçimlerden önce AKP iktidarı insanlara; odun, kömür, makarna falan dağıtırdı, şimdi artık odun/kömür kimseyi kesmiyor. Erdoğan ve çevresi açısından sorun seçim kazanmayı çok aştı, iktidardan düştükleri anda kendilerini makeme kapılarda bulacaklarını bildiklerinden, ellerinde ne varsa oyuna sürüyorlar.

Erken seçimlerin ilanından hemen sonra seçim paketleri de açıklanmaya başlandı. Maliyeti 24 milyar TL olarak duyurulan 25 maddelik tasarı; öğrenci sicil affından, emeklilere 1000 TL prim, vergi ve prim borçlarının yeniden yapılandırılmasına kadar çok geniş bir kitleyi doğrudan ilgilendiren bir karaktere sahip.

Toplum bir kez daha rüşvet verilerek teslim alınmaya çalışılıyor; ama burada asıl soru şu “Ne pahasına?” Seçim rüşvetlerinin içerisine gizlenen “İmar Affı” aslında sadece söz konusu seçim rüşvetlerinin kaynağını değil, AKP iktidarının karakterini de ele veriyor.

İktidar olmaktan başka hiç bir şeyle ilgili olmayan Erdoğan ve partisi AKP yine her zaman yaptığı gibi aslında veriyor gibi gözüküyorken, toplumun en önemli değerlerini ranta dönüştürüp; bir kısmını kendine alıyor, geri kalanını yandaşa rüşvet olarak dağıtıyor.

‘İmar Affı’ toplumun hem bu gününü hem de geleceğini teslim alacak bir karaktere sahip. İlk etapta sanki bundan gecekondularda yaşayan insanlar yararlanacakmış gibi gözükse de; söz konusu af en çok AKP etrafından toplanmış rantiye çevrelere yarar sağlayacak.

AKP döneminde hükümetin göz yumması ile birçok SİT alanı üzerinde; oteller, AVM’ler, rezidanslar ve ticari tesisler yapıldı. Kıyı bölgelerindeki turizm tesislerinin çoğu SİT alanları üzerinde hükümetin göz yumması ile yandaşlar tarafından yapılmıştı. AKP hükümeti her zaman yaptığı şeyi tekrar ediyor. Bir eliyle insanlara sanki bir şeyler veriyormuş gibi yaparken, aslında toplumun yaşam alanlarını yandaşa peşkeş çekiyor.

Yoksul insanların sorunlarını çözeceği söylemi ile manipüle edilen bu yasa asıl olarak iktidar etrafından kümelenmiş sermaye gruplarının ve müteahhit firmaların daha da semeresine hizmet edecek. Bedelini de bu ülkenin en değeri hazinesi olan; doğa, tarih ve kültür ödeyecek.

16 yıllık yalan rüzgarının ardından hala bu tarz AKP operasyonları Türkiye toplumu tarafından fark edilmiyor ve gereği yapılmıyorsa; kimse kusura bakmasın ama bize de şairin dediği gibi “söylemeye dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!” demek düşer!

Artık AKP ve Erdoğan kabahatinden Türkiye toplumunun kurtulma zamanı gelmedi mi?



1517
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: