İttifakın Tarık Bin Ziyad’ı yok HDP’nin Demirtaş’ı var!..

04 Mayıs 2018 Cuma

VEYSİ SARISÖZEN


CHP nihayet „ittifak“ kurdu. HDP’siz ittifak.

HDP’siz ittifakın anlamı nedir?

„Gemileri yakmamak“ demeyeceğim, çünkü Kürdistan’da Hz. Nuh’tan bu yana „gemi“ filan yok. HDP’siz ittifak „tankları, uçakları, kontraları yakmamaktır.“ Bunları tıpkı Erdoğan gibi „kullanma“ imkanını elde tutmaktır. HDP’li bir ittifak „Kürt sorununda savaş yolunu tıkamak, Kürt halkına barış sözü vermek“ olacaktı.

İttifaka çağrılsaydı HDP burada yer alır mıydı bilmem. Ama HDP reddetse bile böyle bir çağrı „savaş makinasını yakmak“, yeniden „savaşa dönüş yolunu tıkamak“ yolunda ciddi bir işaret sayılabilirdi.

Şimdi bu ittifak Kürtlere seslenirken ne derse desin, „faso fisodur“.

Artı Gerçek’te Ayşe Yıldırım bu ittifaka sorulabilecek en stratejik soruyu sordu: „Selahattin Demirtaş 2. Tura kalırsa ne yapacaksınız?“

„Tık“ yok.

Bir „tık“ olsa, örneğin „2.tura kim kalırsa kalsın dörtlü ittifak onu destekleyecek“ dense, bu bile „eh işte, geriye dönüş yolunu tam tıkamasalar bile, tıkama yönünde bir zayıf ışık verdiler“ dememizi sağlardı. Ama ölü gözünde fer olur mu?

O halde ittifakın bugün açıklanacak başkan adayı kim olursa olsun, „seçim bildirgesinde“ hangi vaatlerde bulunulursa bulunsun, şurası kesin: Lafla peynir gemisi yürümez. Dense ki „ittifakımız Kürt sorununu çözecek“… Bu, Sur’daki bütün çocukları güldürecek.

Deniyor ki, Saadet Partisi Kürdistan’daki „muhafazakar Kürt oylarını alacak.“ Vay, vay, vay. Bunu AKP alıyordu. Aldıktan sonra ne yaptı. Gitti Kürt kanını şerbet sayan faşist MHP’yle Kürdistan seferlerine çıktı. Kendisine bir çakıl taşı bile atmayan Efrîn’i kana buladı. Kuto diyor ki, „bir benamus ben Kürdün oyunu alacağım diyorsa, ben onun Kürdistan’ın şerefini, namusunu, ahlakını, insanlığını yerle yeksan edeceğini biliyem…“ Kuto çocuktur, ama genlerinde en azından şu son elli yıllık mücadelenin yarattığı „bilinç“ var. Doğuyor, doğar doğmaz parmağını emmek yerine elini yumuyor, şahadet parmağıyla orta parmağını ayırıyor, bir „V“ işareti çakıyor, başka bir parmağıyla Kürt düşmanlarına „maç işareti“ de yapabilirdi ama, „Qırık ayaklılarının“ toprağında elli yıldır „terbiye“ rüzgarları esiyor, yeni doğan Kürt çocuğu „eline, beline, diline“ doğar doğmaz hakim oluyor ve „anne“ demeden önce „Bijî“ deyiveriyor. Kül yutmaz.

Laf Saadet’ten açılmışken, Karamollaoğlu’nun sözlerine de bir bakalım:

„Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, HDP’nin neden ittifakta yer almadığı sorusuna şöyle yanıt verdi:

„Asla bir ayrımcılık söz konusu değil. Fakat bazen yöneticilerin düşündükleri yetmiyor tabanın da fikrini almak gerekiyor. Kamuoyu yoklaması yaptık biz. Ama bu Kürt kardeşlerimizin isteklerini de yok saymak değil.“

Kurnaz. „Ben HDP’yle ittifaktan yanaydım, ama benim tabanım bunu kabul etmedi, ben de HDP’yle ittifaktan vaz geçtim“ demeye getiriyor. Kuto ona ta Sur’dan soruyor: „Senin tabanın yarın Kürdistan’da yıkılmadık ne varsa onu da yık dediğinde ne yapacaksın? Ben senin ne yapacağını biliyem…“ İlahi çocuk. Aklınla bin yaşa…

Her neyse. İttifak’ın HDP’yi dışlamasının somut anlamı şu: „Baraj“ yalnızca Kürtlere uygulanacak. İki ittifak kavga ediyor, „HDP’ye baraj“da birleşiyor. Kürdistan’da „baraj“, seçimlerde „baraj“. Şimdi bütün barajları aşma zamanı.

Bu olacak. Dünya bile bunu anladı. Der Spiegel adlı tanınmış dergide yayınlanan yazının başlığı Selahattin Demirtaş’ı „Kürt Obaması“ olarak tanıttı. Efrîn direnişi boyunca Avrupa’nın altını üstüne getiren Kürt iradesi, Küresel güçlerin medyasını işte böyle konuşturuyor. Dünya artık ne „dörtlü ittifak“tan, ne de „Erdoğan’dan“ söz ediyor. „Demirtaş“ diyor. Kuto da ekliyor: „Umulmadık taş yarar baş“ diye dalgasını geçiyor.

Elbette Avrupa’nın sesi seçmene ulaşmıyor. Ama Erdoğan’ın „tutuklama tehdidi“ altındaki devlet bürokrasinin bütün bürolarında „öldürücü“ bir etki yapıyor. YSK üyeleri „hile yaparsam, bunlar da bana ne yapar“ diye korkuyor. Polisin en tepesindekiler „ya başıma iş açarlarsa“ diye kara kara düşünüyor. Hele Genelkurmay? NATO generalleriyle masaya her oturduklarında „acaba ayağımı denk alsam mı?“ sorusu paşaların beyinlerine kasap çengeli gibi asılıyor.

AKP’nin oyları azalıyor; Bürokrasi „seçimi kaybetme“ kaygısıyla sallanıyor.

Bizim ihtiyaç duyduğumuz ise zafere olan umudumuzu adım adım, palavra atmadan, tehlikeyi açıkça göstere göstere, gerçeklere, olgulara ve mücadele alanında elde edilen küçük küçük başarılara dayanarak her geçen gün daha fazla büyütmek.

Ve Avrupalı seçmeni bir selamlayıp, „sandığa gitmeyenin kalbi kurusun“ diye bitirelim.



1726
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: