Risk altında olmayan sanatçı var mıdır?

ilhamadarbakur@gmail.com | 04 Mayıs 2018 Cuma

İLHAM ADAR BAKIR

Geçen haftaki yazımda kendi ülkelerinde muhalif olan, iktidarların baskı, şiddet, sömürü, talan politikalarına karşı söylem ve eylem sahibi olan insanların, politikacı ve sanatçıların öldürülme, tutuklanma, işkence görme, ağır hapis cezaları tehdidi nedeniyle yurt dışına çıkmak zorunda kalışlarından bahsetmiştim. Demokratik Avrupa kamuoyunun yıllarca verdikleri insan hakları mücadelesi yoluyla bu insanlara sığınma hakkı verilmesi için hükümetlerine yaptıkları baskılar sonucu bu muhaliflerin Avrupa ülkelerinde barınabilme hakkı kazanabildiklerinden söz etmiş, Avrupalı devletlerin muhaliflere bu hakkı vermek zorunda kalırken ikiyüzlü tavrını sürdürmeye devam ettiğini, ülkesine sığınmış insanları muhalif kimliklerinin içini boşaltacak politikalar uyguladığını, özellikle sanatçılar için bu anlamda özel programlar uyguladığını dile getirmiştim. “Risk altındaki sanatçılar programının” bu tür bir program olduğunu hatırlatmıştım. Elbette bu tür programların devletlerce değil de demokratik sivil toplum kuruluşları tarafından bir dayanışma motivasyonu ile uygulananları da var ki onlara da haksızlık etmemek lazım. 

Söz konusu yazımın ardından çok sayıda mail aldım. Yine internette paylaşılan bu yazımın altına gelen pek çok yorumu okudum. Bu yazıyı vesile kılarak birbirine saldıran, birbirine ağır küfür ve suçlamalar yürütenlerden tutalım, bu küfür ve suçlamaları bana yöneltenlere, yazıma övgüler düzüp destekleyenlere kadar pek çok yazıyı üzülerek okudum. Belki birkaç görüş ve yorum dışında bu meseleyi düzeyli tartışma, entelektüel bir zemin ve hak ettiği derinlik üzerinden ele alma yaklaşımının ortaya çıkmadığını görmek aslında bu durumun nasıl bir risk teşkil ettiğinin anlaşılmadığını gösteriyor. 

Şimdi bütün bu tartışmaların sonucu olarak ve geçen haftaki yazımın bir devamı olarak şu soruları soruyorum: Risk altında olmayan sanatçı var mıdır? Risk almadan sanat yapılabilir mi? Sanat, yaşamı güzelleştirmek, güzel ve hoş olanı eylemenin adıysa; yaşamı çirkinleştiren, güzellik ve hoşluğu kıyımdan geçirenlere karşı bir duruşun, bir itirazın, bir direniş ve eylemin sahibi olmadan sanat yapılabilir mi? İçinde yaşadığı toplum, sanatına doğuş zemini hazırlayan coğrafya, dilini, kültürünü sanatına dahil ettiği halkın yaşamı, yaşamının güzellikleri, var oluşu; talancı, baskıcı sömürgeci iktidarların bu kadar ağır saldırısı altındayken, toplum için bu kadar ağır bir risk söz konusuyken sanatçının, kendisini “risk altındaki sanatçı” olarak tabir eden bir programın koruma şemsiyesi altına girmeyi kabul etmesi ahlaki ve vicdani olarak içine sindirebileceği bir şey midir? Çelişki ve mücadelenin bu kadar keskinleştiği, faşizm ile devrimci cephe arasındaki savaşın bir var oluş yok oluş mücadelesine dönüştüğü ve her türlü mücadele yönteminin stratejik bir önem kazandığı bir dönemde bir kişisel korunma şemsiyesinin altına sığınmak için ülkeden gitmek, toplumu sanat gibi kapsamlı, donanımlı, derinlikli bir mücadele yönteminden yoksun bırakmak bir sanatçının en derin vicdani muhasebe alanı olmamalı mıdır. 

Bütün bu sorular, ülkesinden gitme sebebi ne olursa olsun (Kürt özgürlük mücadelesinin ticaretini yapanları ayırarak söylüyorum. Çünkü onlar ülkede oldukları dönemde eğer bir ateşkes ve müzakere süreci varsa, Kürt olmak bir getiriye tahvil ediliyorsa en yaman Kürt sanatçısı, eğer savaş ve mücadele yükselmişse zarar görmemek için zinhar Kürtlüğün her türlü nişanesinden uzak duran, ola ki yine de Kürt kökenli oluşları varlıklarına bir halel getirecekse yurt dışına göç etme ve burada Kürt oldukları için baskı gördüklerini ileri sürerek çeşitli desteklerden yararlanma kabiliyetini gösteren er dönemin kazanan tüccarlarıdır) halkının sanatçısı, iyiliğin ve güzelliğin umudunu büyütme kaygısı içinde olan sanatçıların gittikleri ülkelerde Avrupalı kapitalistlerin Ortadoğulu sömürgeci egemenliklerle işbirliği içinde kurdukları bu sanatçı koruma programlarının tuzağına düşmemek, kendilerini toparlayarak halklarının mücadele alanlarına yeniden dönebilmek için kendilerine sürekli sormaları, bir ayna gibi karşılarında tutmaları gereken sorular olduğunu düşünüyorum. 



518
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: