AKP-MHP zoruna karşı tarihi sorumluluk

25 Nisan 2018 Çarşamba

HALİT ERMİŞ

Türkiye’deki baskın seçim ülkenin tek gündemi. Sorunlar bitmiş, siyaset demokratikleşmiş, ekonomik sorunlar çözülmüş de en müreffeh koşullarda seçime gidiliyor gibi bir hava yayılmaya çalışılıyor. 

AKP medyası, ülkede Erdoğansız bir hayatın mümkün olmadığı kanaatini hakim kılmaya çalışıyor. Oysa bütün ülke sathında olağanüstü hali, olağan bir şeymiş gibi hakim kılan Erdoğan zihniyet ve politikalarıdır. Erdoğansız bir Türkiye olamayacağı yaklaşımı ise tam bir illüzyondur. AKP ve Erdoğan iktidarını yitirdiğini gördüğü için baskın seçimleri gerekli gördü. 

Devleti tüm bürokratik yapısıyla, askeri, polisi, basını ve siyasetiyle tek tipleştiren, tek kişi diktatörlüğünü hakim kılan Erdoğan mutlak iktidarını kalıcı kılmak, ömrünü daha fazla uzatmak için seçimleri dayattı. Aslında herkesin artık olmazsa olmaz gördüğü erken seçimi daha da erkene alarak zor ve baskıyla, hileyle muhalefeti hazırlıksız yakalayarak seçime gidip iktidarını tazelemek istedi. 

Bunu yapabilir mi? Kuşkusuz Türkiye’de iradeli, proje sahibi, demokratik zihniyet ve sistemi esas alan bir muhalefet olmadığı için meydan Erdoğan diktatörlüğüne kalıyor. Erdoğan engelsiz girdiği meydanda istediği gibi at koşturmak istiyor. Tek engel olan Kürt siyasetini zaten son kaç yıldır sistemli bir şekilde geliştirdiği anti demokratik ve faşizan yöntemlerle parçalamaya ve güçten düşürüp, kendisine engel olmaktan çıkarmaya çalıştı. Kürt siyasetini ve örgütlülüğünü tasfiye ettiğini düşünüp ve artık kendi faşist iktidarının önünde bir engel kalmadığını düşündüğünden ülkede her türlü anti demokratik uygulamayı devreye soktu.

24 Haziran seçimleri de; son kaç yıldır hem Türkiye iç siyasetindeki hem de dış siyasetteki uygulamaların artık zorla yürüyemediği bir dönemde kaçınılmaz olarak gündeme girdi. Bu seçimler yeni ve demokratik bir Türkiye mi yaratacak, yoksa giderek tek adam diktatörlüğünü daha bir tahkim mi edecek? Elbette ki bunu seçimin kendisi ortaya çıkaracaktır. Ancak Türk devleti Erdoğan ya da zihniyetinin tahakkümü altında kaldıkça her geçen gün kan kaybedecektir. Görünürde topluma zafer diye empoze edilen anti demokratik iç siyaset yapılanması ve dışta geliştirilen saldırı, işgal ve soykırım saldırıları Türkiye’de, bir zamanlar Saddam Irak’ında “geliyorum” diyen sonu kaçınılmaz kılacaktır.

Seçimlerin neden bu kadar erken bir tarihe alındığı üzerine çokça yorum ve değerlendirmeler yapılıyor. Ekonomik, siyasi, toplumsal kriz açısından söylenecek elbette ki çok şey var. Ancak toplumu bu denli çevreleyerek, teslim almış, çağımızın demokrasi açısından olmazsa olmazı olan özgür ve bağımsız medyayı paramiliter vurucu güç haline getirmiş Türkiye’de, zor’un bu denli hakim kılınarak seçimlere gidilmesi bir çıkış değil, çıkmazı daha da derinleştirecek şey olacaktır. 

Erdoğan ve Bahçeli faşist kliği küresel ve bölgesel güçler arasında denge siyaseti yürütmeye çalışırken, Türkiye iç siyaset ve devlet sisteminde, toplumsal kesimler arasında, farklı etnik ve inanç yapıları arasında da önü alınamaz bir dengesizlik ve kutuplaşma yaratıyor. Kendi içinde her geçen gün çatırdayan, çatışan ve ayrışan bir yapının küresel güçler arasında giderek keskinleşmesi, kaçınılmaz olan siyaset arenasında denge tutturabilmesi oldukça zor olacaktır. Dolayısıyla oluşturulacak denge üzerinden ayakta kalmak bir yana, Erdoğan zor ve baskıyla seçimi kazansın kazanmasın gidişat böyle devam ettikçe kaçınılmaz son gelecektir. 

Bunun için de, HDP’de güç birliği yapan demokrasi güçleri ve tabi ki Kürt halkı Erdoğan-Bahçeli faşist blokuna tarihi bir ders vermek durumundadır. Baskı ve zor’un özgür iradeyi engelleyemeyeceği, şiddet ve zindanların örgütlü yapıyı dağıtmak bir yana daha da güçlendireceği kesinlikle gösterilmelidir. 

Kürtler, özellikle Efrîn’le birlikte yeni bir döneme girmişlerdir. Erdoğan ve Türk devletinin soykırımcı geleneğinin Kürde hiçbir yaşam hakkı tanımadığı defalarca ispatlanmış, Efrîn ile birlikte tüm çıplaklığıyla bir kez daha ortaya çıkmıştır. Yine güney Kürdistan’a yönelik işgal saldırıları Erdoğan-Bahçeli zihniyetini olduğu gibi, hakim Türk devlet zihniyetinin de somut ispatı olmuştur. Efrîn’de gelişen işgal, soykırım saldırıları, güney Kürdistan üzerinden yeniden hayata geçirilmeye çalışılan Lozan Kürt halkı açısından kader tayin etme girişimleridir. 

Oysa Kürt halkı kaderini eline almıştır. Her türlü zulüm ve soykırım saldırılarına karşı bedeli ne olursa olsun direnileceğini ve özgürlükten öte hiçbir seçeneği kabul etmeyeceğini bu seçimler vasıtasıyla bir kez daha ortaya koymalıdır. 

HDP etrafında birleşmek, yaşatılan zulmün hesabını sormak, HDP’yi bir kez daha en güçlü şekilde demokrasinin ortak blok partisi haline getirmek Kürtler kadar Türkiye demokrasi güçleri açısından da tarihi bir sorumluluktur. 1 Kasım seçimlerinde Erdoğan faşizminin hile ve ayak oyunları, baskı, zor ve şiddetle ortaya çıkardığı sonuçlar unutulmadan HDP seçime hazırlanırsa başarı kesinlikle gelecektir. 7 Haziran seçimlerindeki başarı daha büyük başarıların zeminini oluşturmuştur. 24 Haziran seçimlerinde bu başarı daha da büyütülerek faşizme tarihi bir derse vermek mümkündür. Yeter ki buna inanalım ve gerekli mücadeleyi verelim. 



729
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: